"Yorum Farkı" ve Prof. Kongar ile Cengiz Çandar olayı üstüne...

Bilmem, görmüş müsünüzdür?
Soner Yalçın da, Hitler'in Wilhelm Furtwangler, Elizabeth Schwartzkopf, Herbert von Karajan gibi ünlü sanatçılarını Amerikalıların 1945 yılında önce savaş suçlusu diye yargılatıp sonra da güya bağışlayıp iletişim araçlarıyla "dünyanın en büyük sanatçıları" diye propagandalarını yaparak Soğuk Savaş'ta Sovyetler Birliği'ne karşı nasıl birer silah olarak kullandıklarını anlattığı "Müzik notaları arasında bir istihbarat örgütü: CIA" adlı 25 Mayıs 2008 günlü Hürriyet'teki pazar yazısını; "Eğer bir gün yabancı gazetelerin birinde, neden yapıldığını bilmediğiniz 'İşte dünyanın en zeki 100 kişisi' veya 'Dünyanın en yaratıcı 100 kişisi seçildi', ya da ne bileyim, 'Dünyaya yön veren 100 deha' gibi istatistik haberlerini okursanız; bilin ki ABD'nin Kültürel Özgürlük Komitesi işbaşındadır. Faaliyet çakılmasın diye de bu listeye hak eden birkaç isim de koyarlar; Sakın aklınız karışmasın." diye bitiriyordu.
TARTIŞMA PROGRAMI MI, PSİKOLOJİK SALDIRI MI?
Bu nedenle, sormamak olanaksız... Gerçekten, şu bizim Holding televizyonlarının "en zeki, en yaratıcı, dünyaya yön veren (!)" demirbaş konuşmacılarıyla "Siyaset Meydanı, Yorum Farkı, Neden?, Tarafsız Bölge" vb adlar altında düzenlediği programlar da bizlere yutturulmağa çalışıldığı gibi toplumsal sorunlarımızın bilimsel olarak ele alınıp irdelendiği birer "tartışma programı" mıdır, yoksa numaradan horoz dövüşü atışmalarla büyük paraların da kazanıldığı bu programlar Soner Yalçın'ın dediği gibi Kültürel Özgürlük Komitesi'nin işbaşında olduğunun kanıtı, toplumu uyutmağa yönelik sinsi psikolojik saldırılar mı?
Örneğin, Prof. Emre Kongar ile Mehmet Barlas'ın, güya günün sorunları konusunda halkı aydınlatmak için üstelik prime time dedikleri saatte 20 dakika süreyle karşılıklı atıştıkları "Yorum Farkı" adlı program, gerçekten bir "tartışma programı" mı idi yani?
Gerçi, eskilerin deyimiyle haklarını da yememek gerek, Emre Kongar ile Mehmet Barlas'ın arada bir sanki birbirlerine hak da verirmiş gibi davranarak, önceden çalışıldığı belli malûmatfüruş konuşmaları ve esprileriyle program zaman zaman kimi izleyicilerde gerçekten bir tartışma programı imiş gibi bir izlenim uyandırmıyor da değildi doğrusu.
PROGRAMIN FOYASI ORTAYA ÇIKTI
Ne var ki Mehmet Barlas'ın bir başka AKP medya grubunun başına atanması nedeniyle yerine getirilen Cengiz Çandar'ın bu yanıltıcı ilişkiyi sürdürmeye yanaşmaması yüzünden programın foyası ortaya çıkıverdi birden.
Nitekim Emre Kongar'ın 22 Mayıs 2008 günlü Cumhuriyet'teki "Yorum Farkı Erken Tatile Girdi" başlıklı yazısından öğrendiğimize göre Cengiz Çandar da, programın aslında iki camia arasındaki horoz dövüşü şeklinde bir "münazara" olduğunu dolaylı bir dille açıklarmış gibi sanki, "O (Emre Kongar) mensup olduğu camiada bir ekip tarafından donanarak gönderildi gibi. Kendisi olsaydı, bağımsız bir kişiliği olsaydı benim gibi, program devam edebilirdi" demiş.
Zaten, televizyon yöneticilerince yapılmak istenilenin bilgi üretmeye yönelik bilimsel bir tartışma olmadığı programın adından da açıkça anlaşılmaktadır oysa. "Yorum Farkı" ne demektir Allah aşkına? "Bir metnin, bir olayın kolay anlaşılamayan yanlarını belirli bir görüşe göre değerlendirerek açıklamaya çalışmak" anlamındaki yorum sözcüğünün bilgi üretmekle hiçbir ilişkisinin bulunmadığını bu kişilerin bilmemesinin gerçekten olanağı var mıdır?
"MÜNAKAŞA" DEĞİL, "MÜNAZARA"
Prof. Kongar ile Mehmet Barlas veya Cengiz Çandar'ın yaptıkları bu program da tıpkı Siyaset Meydanı, Tarafsız Bölge vb gibi kesinlikle bir sorunun bilimsel olarak ele alınıp irdelendiği bir tartışma, eskilerin deyimi ile bir "münakaşa" değil; tam karşıtı, bağlı oldukları camiaların inanç ve görüşlerine uygun yorumların "kelime oyunları ve laf cambazlıkları" ile izleyicilere benimsetilmeye çalışıldığı, eskilerin deyimi ile birer "münazara"dır aslında.
Bilindiği gibi, din devletlerinde düşünce akla değil vahiy'e dayandığı için bilgi de tartışılarak değil, din bilginlerinin (ulema'nın, clerc'lerin) içtihadlarına bakılarak kutsal metinlerden kıyas yoluyla üretilmektedir. Bu nedenle münazaralarda egemen olan mantık da, ya olumlanan (yani tasdikî, değişmez olduğu kabul edilen), ya da olumsuzlanan (yani selbî, reddedilen) şeklinde iki önermelidir.
Nitekim Rönesans da, Hıristiyan dünyada dinsel mantığa karşı önce dil ile düşüncenin dinsellikten arındırılabilmesi için verilen yüzyıllarca sürmüş savaşımların ürünüdür aslında.
BİLGİ ÜRETLMEK İÇİN LAİK DEVLET ŞART
Bilindiği gibi Gazali ile İbn-i Rüşd'ün 11 ve 12. yüzyıldaki ünlü tartışmaları da mantık üzerinedir. İlginçtir, Prof. Şerefeddin Yaltkaya'ya göre, Şeyh Bedreddin de 15. yüzyılda İslami mantığa bir üçüncü boyut, olasılık boyutunu getirmeğe kalkıştığı için yargılanıp zındıklıkla suçlanarak çırılçıplak asılmıştır.
Ola ki tek tanrılı dinler de daha ilk günden bu iki önermeli dinsel mantığı egemen kılabilmek için tebliğ edildikleri halkın dilini din dili yapıp hemen dinselleştirerek, kutsal metinlerinin bir başka dile aktarılmasına bile izin vermemişlerdir. Roma İmparatorluğu 324 yılında Hıristiyanlığı devletin resmi dini haline getirmeğe karar verince de hemen İncil'i Latinceye çevirtmiş ve tarihi boyunca kiliselerde bir başka dilde ibadet yapılması ile İncil'in bir başka dile çevrilmesini kesinlikle yasaklamışlardır.
Kısacası, toplumların gerçekliklerini kavrayabilmek için gerekli bilgiyi üretebilmeleri, önce dillerini, dolayısıyla mantıklarını ve düşüncelerini dinsellikten arındırmalarını zorunlu kılmaktadır. Bu da, teokratik devletten laik devlete geçmekle mümkün olabilmektedir ancak.
ATATÜRK, EZANI DA KURANI DA BUNUN İÇİN TÜRKÇE'YE ÇEVİRTMİŞTİ
Hiç kuşku yok ki, Mustafa Kemal de bu gerçeği çok iyi bildiği için, bir yandan eğitim devrimini gerçekleştirip okullara mantık dersleri koydurturken, öte yandan dilin dinsellikten arındırılması çalışmalarını başlatmış ve hemen ezanı Türkçeleştirtip, İstiklâl marşının şairi Mehmet Akif ile Ömer Rıza Doğrul'u Kuran'ı Türkçeye çevirmekle görevlendirmiştir.
Ama ne yazık ki, ölümünün ertesi gününden itibaren okullarda çocuklara yeniden "münazaralar" düzenlettirmeye başlamıştır karşıdevrimciler...
Öğrenciliğimde, daha dün kara dediğime bugün ak dediğim birçok "münazara"ya katılmış, nice "aferin" ve alkış almıştım, nasıl unuturum...

Demirtaş Ceyhun