Seviyeli dönek
"Seviyeli dönek" kavramını Şahin Alpay'a borçluyum. Kendisini 16 Mayıs 2008 akşamı CNN Türk'te dinlerken bu kavramı keşfettim. Taha Akyol, "Eğrisi Doğrusu" programında sorgucu edasıyla Şahin Alpay'ı bayağılaşmaya ve devrimcilik dönemini ve eski arkadaşlarını suçlamaya zorluyor. Şahin Alpay rahatsız oluyor, dönekliğini ideolojik seviyede tutmaya çalışıyor. Oysa Cengiz Çandar, Oral Çalışlar, Halil Berktay, Hadi Uluengin, Gülay Göktürk, Engin Ardıç gibilere sormaya bile gerek yok. Her fırsatı sistemin efendilerine yaranmak için ne üstün gayretlerle değerlendiriyorlar. İşte bu noktada dönekler arasındaki fark usumuza vuruyor: yaranmak ölçütü.
Hiç unutmam, 1990 eşiğinde Halil Berktay ve Murat Belgeler Neoliberalizme yelken açtıkları zaman, Cemal Süreya 2000'e Doğru Yazı Kurulu'nda "Doğu niye üzülüyorsun, onlar zaten oraya aitlerdi. Yuvalarına dönmüş oldular. Orada zaten onları bekliyorlardı" demişti.
YUVAYA DÖNENLER
Şahin Alpay ile birlikte diğer seviyeli dönekleri hatırlayınız, Nuri Çolakoğlu, Ömer Madra, onlar burjuvaziden geliyorlardı; Robert College'larda veya yurtdışında sistemin seçkin çocukları olarak eğitilmişlerdi. Birkaç yıl yaramazlık yapıp ait oldukları yere döndükleri zaman, kendilerini kabul ettirmek diye bir sorunları yoktu. Herkes onları bir geziden, hoş bir maceradan dönmüş gibi karşılıyordu. Görevleri, işleri, maaşları, misyonları, hepsi hazırdı.
YUVASIZ KALANLAR
Seviyesiz dönekler, daha çok küçük burjuvazinin çocukları, memur çocukları. Küçük mülk sahiplerinden ve hatta daha alttaki sınıflardan geliyorlar. Onlar yuvaya dönmüyorlar; sistemin içinde bir yuvaları yok. Üstelik sistemin kenarındaki veya dışındaki yuvalarını da bozmuşlar, yuvasız kuşlar gibi kendilerine yeni bir yuva yapmaları gerekiyor. Kendilerini nasıl ispatlayacaklar? Seviyesiz döneklerin meselesi budur. Bunun için özel görevler yapmak, göze girmek ihtiyacı içinde kıvranırlar. Hâkim sınıflar içinde bir kökleri, bir yerleri yoktu. Oturabilecekleri tek yer vardı: Sistemin kucağı. Satabilecekleri tek sermayeleri vardı: Onurları ve kişilikleri.
Bunlar dün düşman ilan ettikleri hâkim kuvvetlere kendilerini affettirme ruh hali içinde kendilerinden beklenenin çok ötesinde bir gayretkeşlik yarışına girdiler.
MUHALLEBİ ÇOCUKLARI VE MAHALLE ÇOCUKLARI
Seviyeli dönekler muhallebi çocuğudur; terbiyesi gereği dönekliği entelektüel düzeyde tutmaktadırlar. Seviyesiz dönekler ise mahalle çocuğudur. Dönek olunca mahalle çocuğunun bütün olumlu özelliklerini, arkadaş düşkünlüğünü, mertliğini terk eder. Mahalle baskısından, mahalle adap ve terbiyesinden özgürleşir. Artık rahatlıkla vatanını, milletini, arkadaşını, anasının ipini satabilecektir. Sistemin ancak zaptiye kuvvetleri içinde kadro bulabileceğinin farkındadır. Cellatlık ve tetikçilik bunlara yaptırılır. O nedenle kalleş, sinsi, ikiyüzlü ve yılışık olmak zorundadırlar. Maaşları, ihanetin, kahpeliğin ve sırnaşıklığın bedelidir.
Hiç Şahin Alpay, Taha Akyol'a sırnaşır mı? Taha Akyol Yozgat'ta mahallede uzuneşek oynarken, o Ayvalık'ta, kapılarında azgın köpeklerin beklediği beyaz boyalı köşklere damat oluyordu. Seviyeli dönekler, beyaz köşklerde bir gurur, bir şeref sahibi olmuşlardır.
Fırlamalıktan gelen veya alt tabakadan gelip de üst tabakanın arasında bulunma özlemiyle ruhunu satmış olanlardan boş yere seviyeli dönek asaleti beklemeyiniz. Geçende onlardan biri İngiliz Kraliçesi'nin yemeğine katıldığı için göklere erişmişti. Bir hatıra işportacısı için hem büyük fırsat, hem de bulunmaz gurur. Sağında falanca oturuyormuş, solunda ise filanca. Onlardan biri hatıra işportacısına "...cığım" diye hitap etmiş. Şahin Alpay'lara böyle yılışık yazılar yazdıramazsınız. Çünkü seviyeli döneklerin "...cığım"lara, "...ciğim"lere ihtiyaçları yoktur. Onlar yılışmazlar, onlara yılışılır. Seviyesiz dönekler ise yalnız sistemin sahiplerine değil devrimcilere de yılışmaya uğraşırlar. Şahin Alpay'a bunu da yaptıramazsınız. O, kralın soytarısı değil, mâbeyincisidir. Gülmesi bile ölçülüdür. Ağzı kulaklarına varmaz. Hiç olmazsa hakim sınıfların değerlerine sahiptir. Küçümsemeyin, sömürücü de olsa bir çarkı çeviren değerlerdir bunlar: Hümanizm bile o değerlerin içinden çıkmıştır.
Seviyesiz döneklerde ne insan sevgisi, ne ana sevgisi, ne baba saygısı, ne çocuk sevgisi, ne arkadaş muhabbeti vardır. Ne vefa, ne sadakat!
Sevgiye ve saygıya ilişkin bütün değerlerini terk ettikleri yuvalarında bırakmışlardır. Onlar için tek ihtiyaç, işte örneğin İshak Alaton'un onlara "...cığım", "...ciğim" diye hitap etmesidir. Efendilerinin merhamet ve şefkati biricik sermayeleridir. Bu nedenle seviyesiz döneklerin en çok geliştirdikleri organları dilleridir. Dillerini efendileri için kullanacaklardır. Bu macerada çizme yalayacaklardır; tükürdüklerini yalayacaklardır.
ŞANSIN ŞANSSIZLIĞA DÖNMESİ
Dönekler arasında Halil Berktay'ı nereye oturtacaksınız?
Açık söyleyeyim, ben ondan seviyeli bir dönek olmasını beklerdim. Daha doğrusu onun dönek olmasını yıllarca kabul edemedim. Erdoğan Ağabey nedeniyle.
Erdoğan Berktay, bizden önceki kuşağın bilimsel sosyalistlerindendi. Dürüsttü, karakterliydi, birikimli bir aydındı, onurluydu.
Tecrübelerim bana, ana ve babanın önemini öğretmiştir. İnsan, önce ana-baba ocağında yetişiyor. Kendimi bu açıdan çok talihli bulurum. Halil Berktay da şanslıydı, Erdoğan Ağabey'in oğlu; Alparslan ve İlhan Berktay ağabeylerin yeğeniydi. Hepsi pırıl pırıl, birikimli, devrimci aydınlardı.
İşte Halil Berktay'ın bu şansı, şanssızlığı oldu. Dönünce şans da dönüyor. Şöyle: Halil, komünist tevkifatlarından geçmiş bir aileden geliyordu. Şahin Alpay'dan farkı budur. O zaman komünizm düşmanlığı içinde şekillenmiş hâkim güçlere kendisini ispatlayabilmek için diğer döneklere göre, çok daha ağır ve özel gayretlere girmesi gerektiğini hesapladı. Oysa o da Şahin Alpay gibi Robert College mezunuydu; dahası ABD'de Yale Üniversitesi'nde okumuştu; seviyeli bir dönek olabilmek için bayağı birikimi vardı.
Seviyeli dönek olamadı; daha ürkütücü olanı, entelektüel olarak da yıkıma uğradı. İki kitabı vardı; iyi kitaplardır. İyi olmalarının esas kaynağı, bilimsel teoriydi. Tarihsel Materyalizm idi. Halil Berktay artık o kitaplardan utanıyor; kitaplarını nereye saklayacağını bilemiyor, iyi olan her şeyden, olumlu geçmişinden yüzü kızarıyor.
Bilim adamı, dönünce, Tarihsel Materyalizmden dönmüş oluyor. Temel çöküyor. Düşününüz kırkınızı aşmışsınız, o güne kadar yaptığınız bütün bilimsel temeli kendi elinizle yıkıyorsunuz. Yani sehpaya çıkmış bir idam mahkûmu gibi sandalyenizi kendi ayağınızla tekmeliyorsunuz.
Dönek, ipte fırıl fırıl dönerken, sona eren bilimsel hayatıdır. Döneklik, bilim adamı için bir intihar olmaktadır. Çünkü herkesin bildiği gibi, teorisiz bilim olmuyor. Kırkından sonra devşirilen, hakim sınıflar artığı teorik döküntülerle bilim yapamıyor. Yapmaya kalkanlar, "Türkler, Kurtuluş Savaşı'nda Anadolu'yu yeniden işgal ettiler" diye teori kesiyorlar. Halil Berktay'ın bu bilimsel zavallılığına Yale Üniversitesi bir yana, Atina ve Erivan üniversitelerinde bile gülünmektedir.
SİNDİRİMLİ VE YARILAN DÖNEKLER
Dönekleri ruhsal sindirim yeteneklerine göre sınıflandırmak da mümkündür.
Yapılan gözlemlere göre, döneklik bazılarına kolay geliyor. Çünkü onur dediğimiz, vicdan dediğimiz kişilik unsurları gelişmemiş. Bu gibiler bütün hafiflikleriyle devrim cephesinden ihanet konumuna hop diye zıplayıp geçebiliyorlar. Yüzlerine iyi bakınız, bütün değerleri yitirdikten sonra hâlâ yılışık yılışık gülebilmeleri, vicdanlarının eskiden de yüklü olmamasından ileri gelir.
Diğer bazı dönekler ise ruhsal yarılma yaşıyorlar. Bir ayağı iskelede, bir ayağı denize açılan sandalda kalmış gibi ruhları ortadan yarılıyor. Aslında her döneğin vicdan ağırlığına göre böyle bir dönemi oluyor. Ben, o döneme "kuluçka dönemi" adını vermiştim. Bir tek İshak Alaton'un "cığım" dediği, İngiliz Kraliçesi'nin yemeğinde ağzı kulaklarına ulaşan dönekte böyle bir kuluçka dönemi olmadı. Onun müstesna olan tek özelliği budur. Böyleleri hep vurdumduymazdır. Bilmiyoruz ama solucanların yürek acısı duymadıkları varsayılır.
Sindirimli dönekler, her tür düşkünlüğü gülerek ve rahat karşılarlar. Onursuzluğa uyumlu olmaları, ayırıcı özellikleridir.
Yarılma yaşayanlar ise, kafayı üşütüyorlar. Yarılma, döneğin kişiliğinde şiddetli bir iç bunalım yaratıyor. Bir yarısı sisteme yaranmak için sadakatsizliği, vefasızlığı, ihaneti bir meslek haline getirmiştir. Öbür yarısı, aynaya bakınca ona "hain, şerefsiz, alçak" diye bağırır. Böyleleri dönekliği dizginleyen frenleri patlatmak için daha çok gaza basıyorlar. Döneklikte tutarlılaşmak için, vicdan kırıntılarına karşı daha acımasız oluyorlar. Ailesine, anasına, babasına, eşine, eski arkadaşlarına dizginsiz ihanetle ruhsal yarılmadan kurtulmak istiyorlar. Bütün insani değerlerini ayaklarının altına alıp üzerinde tepiniyor, tepiniyor ve çiğnediği vicdanını kitaptır diye bir kez de kamuoyunun ayaklarının altına atıyorlar. Çünkü kendi çiğnemesi yetmiyor, ayrıca bütün topluma çiğnettirmesi gerekiyor. Toplum da kendileri gibi hainleşse rahatlayacaklar.
DEVŞİRMELERDEN OLUŞAN "İNTELİJANSİYA"
Türkiye'de Şahin Alpay gibi seviyeli döneklerin sayısı azdır. Çünkü ülkemizde 1960'larda gelişmiş, gelenek yaratmış, süzülmüş bir burjuvazi çok dar bir kesimle sınırlıydı. Burjuvazi, daha çok hacıağa takımından geliyordu. Sistem mafyalaşınca bu kez sistemin tepesinde bulunanlar da mafyalaştı. Yaygın olarak hacıağa-mafya karışımı bir burjuvazi oldu. Burjuvazi bu yüzden kendi entelini üretemedi. Hâkim sınıflar entelektüel kadrolarını kendileri yetiştiremediler. İdeolojik hegemonyalarını soldan devşirmeye başladılar. Bu, savaşta esir alınanların cariyeleştirilmesi ve köleleştirilmesi gibi bir olaydır. Burada içi boşalmış, sisteme kölece bağlı, zaptiye ruhlu psikolojik savaş elemanları ile sistemin ideolojik hegemonyasını daha özerk konumlarda inşa eden seviyeli dönekler arasındaki fark belirdi. Dönekleri incelerken, ideolojik hegemonyanın memurları ile psikolojik savaş elemanları arasındaki ayrım bazen iç içe geçer. Murat Belge'nin sistemin ideolojik hegemonya görevlerinden zaman zaman psikolojik savaş alanına fırlaması doğrusu beni şaşırttı.
Türkiye'de mafyalaşan hâkim sınıflar, zaptiye ruhlu yılışık döneğe daha çok maaş veriyorlar. Çünkü sistem oturmuş değil ve çarkı çeviremiyor. Hâkimiyetini ideolojik hegemonyadan çok açık yalanlarla, kısa vadeli aldatmacalarla, kurnazlıklarla sürdürmeye bakıyor. Tarikatlara muhtaç olması da buradan geliyor.
Peki, Şahin Alpay'ın dönekliğe Milliyet gazetesiyle başlayıp en sonunda Fethullah Hoca'nın gazetesine kapılanmasına ne demeli?
Yoksa döneğin seviyelisi olmuyor mu?
ÖNEMLİ NOT
Canım Arkadaşım Hasan Yalçın'ın "Dönekler" kitabı hiç unutulur mu? O kitap, 20. yüzyıl Türk edebiyatının şaheserleri arasındaki yerini almıştır. Değerli yazarımız Hasan Pulur, "Dönekler" kitabı için "Başucu kitabım" demişti. Hepimizin "başucu kitabı". Hâlâ okumayanlara, hele bugün o eşsiz tadı, olağanüstü mutluluğu öneririm.