BAYAN GÜL'E ARTIK BİRİSİNİN DUR DEMESİ GEREK! DOLMABAHÇE SARAYI'NDAKİ DÖNEMİN GÜNLÜK KULLANIMINDAKİ EŞYALARINI ÇANKAYA'YA TAŞIMAK ATATÜRK'E, TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NE RESMEN HAKARETTİR, SALDIRIDIR! BUNLARI İSTEMEYE VE DE İLGİLİLERİN VERMEYE HİÇ HAKLARI YOKTUR. HERKESE SORUYORUM BU BAYANIN YAPTIĞI, BAŞKA NASIL ADLANDIRILIR?

Türbancıbaşıhayrünnisagülsultanhazretleri, Dolmabahçe Sarayı'nı gezer, dönemin günlük kullanımındaki eşyalarının sergilendiği depo müzeye de uğrar, beğendiği parçaların fotoğraflarını da çektirir! Bu durum saray görevlilerinin dikkatini çeker elbette ve bunların Çankaya Köşkü'ne götürülmek isteneceğini öğrenirler!
Durum Meclis yönetimine bildiriline..
Hürriyet gazetesinde Şükrü Küçükşahin'in, "YAPMAYIN BUNU HAYRÜNNİSA HANIM" başlıklı yazısını hayretler içinde okudum ve Küçükşahin'i bu "müthiş" haberi için yürekten kutladım..
Bu çok önemli haberin bazı bölümlerini yazıma konuk ediyorum: "...bildirilince, yönetimin de gayri resmi olarak, 'BÖYLE BİR GİRİŞİMDE BULUNMAYIN' mesajını Köşk'e ilettiğini öğrendim... Sonra kısa bir sessizlik dönemi yaşandı. Ama bir süre önce Hayrünnisa Hanım, bu mesajı dinlemeyerek fotoğrafını çektirdiği objeleri Meclis'ten istetti.
35 OBJE İSTİYOR
Bunlar arasında dönemin padişahları veya diğer saray halkı tarafından kullanılan sehpa, koltuk takımı, yazlıklarda kullanılan
yatar kalkar tek kişilik koltuk, biblo, soba, avize, halı gibi objeler var.
CESUR BİRİ ÇIKMALI
... Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'ndan gelen Mustafa İsen'in talebi yerinde gördüğünü öğrenmenin şaşırtıcı olduğunu da belirtmeli.
Hayrünnisa Hanım da, İsen de Çankaya Köşkü'nde ne kadar Osmanlı dönemi objesi var baktılar mı bilemiyorum. Ama Köşk'ün Cumhuriyet döneminin izlerini taşıdığı ortada.
Bildiğim kadarıyla, bugüne kadar Köşk'e, müzelerden Osmanlı dönemi eseri taşınmadı. Bu yolla Köşk'e "Cumhuriyet sembolü" vurgusu yapılmak istendi. Şimdi bu girişimle iki şey yapılmış olacak. Bir; Köşk'e Osmanlı izleri taşınacak. İki; yerinde ve halka açık sergilenmesi gereken objeler, ait olmadıkları mekanda ve halka kapalı bir alanda saklanacak." Bu çok önemli haber şöyle bitiyor:
"O nedenle, cesur birinin çıkıp HAYRÜNNİSA HANIM'A
'YAPPMAYIN BUNU. MECLİS'İ DE, CUMHURBAŞKANLIĞINI DA, EŞİNİZİ DE SIKINTIYA SOKAR, GEREKSİZ YENİ BİR TARTIŞMA YARATIRSINIZ' demesi şart..."
TOPTAN: VEREBİLİRİZ!
TBMM Başkanı bay Toptan, müze depodaki bazı eşyaları verebiliriz demiş! Yani Osmanlıyı bir hatun buyuruyor diye Türkiye Cumhuriyeti'nin simgesi Çankaya Köşkü'ne taşınmasını TBMM Başkanı da reva görüyorsa buna hayır diyenlere Elbasan tavası yemek düşer! Bay Başkan'dan rica etsem, beş on parça da Yurtiçi Kargo ile bana gönderse hoş olur. Biraz da Kayseri'ye hamfendinin babasına gönderirse hayır duasını alır, ilk fırsatta helalinden bir Kayseri mantısı! Kendi seçtiği objelere gelince, aman dikkat onları da lütfen, size daha üstünü daha iyisi olmadığı için 1 trilyon liraya alınan zırhlı BMW ile gönderin ki zarar görmesin ve sultan üzülmesin! Oradan eşya taşıyacağına, oraya taşınması daha uygundur, Cumhuriyetin simgesi zedelenmemiş olur..
İMAM HATİP KÖKENLİ ADALET BAKANI ŞAHİN, YARGITAY BAŞKANLAR KURULU BİLDİRİSİNE EN YAKIŞAN VECİZ YANITI VERDİ: "DAM ÜSTÜNDE SAKSAĞAN"
Bu saksağanlı sözün tamamı ise "vur beline kazmayı"dır! Aman Göktanrım, yurt içinden ve yurt dışından meğer eli kazmalı ne kadar cemaat varmış, Allahını seven tutmasın diye bütün kin ve iştahlarıyla saldırıya geçtiler yüce yargıya ve yargıçlara, savcılara!.. Hele hele AKP'nin en büyük talihi, muhterem başvekilimizin sağ kafa kolu Kürt kardeşimiz Dengir Mir Mehmet Fırat, yargıyı "tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybetmekle "suçlayıp" "Herkes milli iradeye ram olmak (boyun eğmek) durumundadır" emrini verdi! Ardından Başbakan Yardımcısı Çiçek ve Başbakanın ta kendisi yine AKP kadın kollarında hatunları ağlatan bir konuşma daha yaptı, bildiriye karşı "susmanın kendilerine oy veren onaltıbuçuk milyona ihanet" olacağını dile getirdi!. Ama en güzel, veciz, altı okka yanıt ve yakışanı yine Adalet Bakanı Şahin'den geldi, yargıçlar ve savcılara yaptıkları zammı anımsatarak "Hakim ve savcılarımıza bundan 1,5 yıl önce maaşlarında yüzde 40 artış sağlandı. Başbakanlık müsteşarının seviyesine getirildi maaşları, ekonomik sıkıntı çekmesinler diye. Fakat kendilerinden millet adına beklentimiz şudur; adaletten ayrılmayın, haktan ayrılmayın. Günlük siyasi çekişmelerin arasında olmayın, bunlarla uğraşmayın."
Bakanın bu nasihatlerini ,maaş konusunda ki iyiliklerini unutmak nankörlüğün ta kendisidir!. Ol nedenle bakanı kutluyor, yargıç ve savcılara tıpkı bakan gibi seslenip, oturun oturduğunuz yerde diyor, aziz başbakanımızın "Herkes işini yapsın yasama görevini yapıyor. Yasamaya müdahale olmaz" fetvasına katılıyorum vesselam!..
Başta Başbakanın, yasamanın başarıları ülkede ve dünyada örnek olduğundan sanırım, Başbakanın şahsında "göze geldi".. Kendilerine acil şifalar diliyor, ulu tanrı beterinden esirgesin niyazında bulunuyorum..
ŞU ABD VE AB Lİ BAZI MEYYUSU EKBERLERE NE DEMELİ?
AKP'ye bişey olacak, tüm çıkarları ve tam rayına oturmuşken Türkiye'yi parçalama planları bozulacak diye uykularını ve akıllarını yitiren ABD ve AB'li bazı meyyusu ekberlerin ardı ardına çıkardıkları aşağılık raporları, suçluların telaşına tam uygun!. Yıllardır şunu yapmazsanız, bunu yapmazsanız AB'ye giremezsiniz oyalamasıyla onurlu Türk halkıyla alay eden, yukardan bakan dünün Sevrcilerinin, hele hele ısrarla "Ergenekon'un üzerine gidin" emirlerine ne demeli? "Emriniz olur" mu? Sanırım bunu diyenler de var!
Şimdi hepsine sesleniyorum, ey meyyusoğlumeyyusuekberler, sözüm ona ey fikir ve düşünce özgürlükçüleri, ey demokrasi sevdalıları, ey insan hakları laflarını dillerinden düşürmeyenler, ey adalet düşkünleri, ey eşitlik dilbazları sizin ülkenizde onurlu bir partinin onurlu bir Genel Başkanı, onların yayın organı televizyonunun ve dergilerinin Genel Yayın Yönetmenleri, Partinin Genel Başkan Yardımcısı, gazetecileri bir sabah vakti evlerinden iş yerlerinden apar topar alınıp saatlerce sorgulandılar mı? Aylardır yargısız olarak cezaevlerinde yatırıldı mı, yatırılıyor mu? Evleri, işyerleri darmadağın edildi mi? Yurtsever bir yazar diyelim adı Ergun Poyraz, ülkenin Başbakanı ve eşinin uyruklarını, kimi kendi beyanlarına dayalı kimi belgelerle ispatlanarak bir kitap yazdığı için yine diğerleri gibi aylardır yargısız cezaevinde mi? Ve niceleri!
Ergenekon!... Ergenekon!... Ergenekon diye diye kadınlı/erkekli en nazik yerlerinizi yırtıyorsunuz, peki yüce Türk halkının bile daha ne olduğunu zerre kadar bilmediği şu Ergenekon işinin ne olduğunu güya siz bildiğiniz için mi bu telaşınız, yırtınmanız? İçeri aldığınız/aldırdığınız insanları yargılamadan aylardır cezaevlerinde tutmak hangi insan hakkıyla bağdaşır, hangi hukuka dayanır söyler misiniz a meyyusu ekberler, a demokrasi sahtekârları, söyler misiniz? Bu akıl dışı uygulama için neden neden susuyorsunuz a Avrupa Birliği sahtekârları? Çünkü o içerdeki partililer ki Genel Başkanlarını Lozan'dan tanırsınız, O ve parti yayın organları sizin kafa dediğiniz, o içi pislik, hayınlık, kalleşlik, iki yüzlülük ve çıkar dolu yuvarlağın bir numaralı belasıdır, susmanız bundan, kıvancınız da!
Yerli mallarımız ise, birisiyle yemek tıkınırken" çıtayı yükseltiniz" diye akıl vermişler ki şaşmadım!. Eğer, Ali Kemal'in torunu Londra Belediye Başkanı oldu, bizimkiler de inşallah olur umudundaysanız bu umudu da yiyip durun sakın ola vazgeçmeyin!
AKP GÜNEYDOĞU'YU DA KURTARACAKMIŞ!
Ve aziz Başbakanımız geniş bir paketle Doğu ve Güneydoğuya gidecekmiş, iyi mi? Bunlar arasında Suriye sınırımızdaki mayınların temizlenmesi de varmış, iyi mi?
MUSTAFA SÖZÜM SANA!
Siz, Kilis Ebülüla mahallesinden Mustafa'yı tanımazsınız. Mustafa yoksulun tekiydi, çobanlık yapıyordu, bir gün koyunlardan biri kaçtı öteye, Mustafa seyirtti ve bir patlamayla havaya uçtu! Yıllar önce döşenen mayının birisine basıp çekmişti ayağını! Zira mayın basınca değil, ayağını kaldırınca patlar! Nasıl girersin mayına, kurtarmaya? Giremezsin! Mustafa saatlerce "su su" diye inledi, köylüler "dayan Mustafa dayan Mustafa hokümata habar saldık dayan Mustafa" dediler. "Hokümat" bir pırpır uçağı olarak geldi, dolanı dolanı paket paket kireç attı Mustafa kokmasın diye!
Gece Mustafa'nın evinin kapısı tıkılandı, Mustafa'nın karısı açtı kapıyı, baktı ki Mustafa'nın köpeği.. Mustafa'nın köpeğinin ağzında Mustafa'nın kanlı tek bacağı!
Gömdüler Mustafa'yı bacağı tüm sayarak, ne üstünde yazı ne Hüvelbaki!
1961 yılında İçişleri Bakanı olan AP Adana Milletvekili Ahmet Topaloğlu ile bir söyleşi yapan Mete Akyol şunları yazdı: "Sanat olaylarını yakından takip den Topaloğlu geçenlerde gezici yazar Fikret Otyam'ın gezi notlarını topladığı bir kitabını okuyormuş. Bu kitapta, Güney sınırımızda mayın tarlalarına düşen bir köylünün bütün köy halkının gözleri önünde damla damla öldüğü anlatılıyormuş. "Bilseniz içim nasıl parça parça oldu mayın tarlasında çaresizlik içinde ölen Mustafa'yı okurken" dedi ve bir süre duraladıktan sonra şunları söyledi: "İçişleri Bakanı olarak yapacağım işlerin başında Güney sınırındaki bu mayın tarlalarını kaldırmak gelecektir."
1961-2008 BU CAN NEYLESİN?
Yıllarca uğraş verdim, iki yıl oynanan piyes yazdım. Kafamda, mayınları Türk Silahlı Kuvvetleri temizledi. Sınır boyu yol yaptım, örnek köyler kurdum, okullu, kitaplıklı, sağlık ocaklı, tapınaklı, ortak tarım araçlı ve kooperatifli.. Getirdim topraksız fakir köylüleri yerleştirdim. Uzatmaya gerek yok, bir devlet büyüğüm "ileriyi bilmem ama Fikret, şimdi sana Kolhoz kurdurmayız" deyiverdi!.
Ey Mustafa ve diğerleri vaziyet böyle böyle size haberim bu, 47 yıl sonrası da, neyleyim?
"MUNZUR İÇİN DAVA AÇTI"
Tunceli Barosu avukatlarından Yıldırım, vadinin sit alanı olması için Ankara İdari Mahkemesi'ne başvurmuş.. Yıldırım'ı can-ı yürekten kutluyorum. Artık inşallah diyelim bari şu cennet Munzur Vadisini gaddarların/yakıp yıkıcıların zulmundan kurtaralım.. Şaşırdım da.. Yıllar önce sırtımda ses alma aracı, fotoğraf makineleri, Munzur vadisinde de deli danalar gibi dolaşıyorum. Bir rivayet, ABD'li Barış Gönüllüleri halka silah dağıtıyormuş! O cânım Munzur'un kenarında bir baraka ve eli silahlı birisi. Karayollarının deposu.. Makas değmemiş bıyıklı, çakır gözlü babayiğit bir adam, bekçi Yusuf Memiçil. Bigüzel çay demledi Munzur suyuyla gaz ocağında. Yanındaki tüfek harika, on iki fişek atıyor ne ki taşıma yerinde uçkur var ev yapımı! Takıldım, "Yusuf amca, sen bununla ne güzel tavşan vurursun!" Bilmem Yusuf Memiçil Alevi miydi? "Yok" dedi "fişeğe yazık sen bana bir dağ keçisi göster ve söyle, ön mü arka ayağından mı?"
Aziz dost ve müttefikimiz Amerikalılar (!) dağın tepesini düzleyip pırpır uçaklarının ineceği bir havaalanı yapmışlar. Ellerinde jeneratörler nehre iniyor ve yüksek volt elektrik verip güzelim alabalıkları yakalayıp buzlu kutulara doldurup ver elini İncirlik Üssü! Oradan jetlerle Roma'ya kocabaşları da zıkkımlansın diye!
Ankara'ya döner dönmez Turizm ve Tanıtma Bakanı CHP Gaziantep Milletvekili, Dünya Gazetesinden çalışma dostum, büyüğüm Ali İhsan Göğüş'e (şimdi Kaş'ta yaşıyor onuruyla) durumu anlattım, olaya derhal el koydu orası sit alanı sayıldı..
Amerikalılar da ziftin pekini yemeğe başladılar!
Ankara'da diş doktorum arkadaş hasta bir avcı, ona Memiçil'in silahını tarif ettim, gülüverdi, "onu Yusuf amcaya biz armağan ettik, bizim kılavuzumuzdur" dedi.
KENYA/NAİROBİ
Mısır.. Yemen.. Kenya'da dolaşıyoruz Filiz'le 1977 yılında; ellerimizde ses alma araçları ve fotoğraf makineleri. Nairobi'de, müthiş av tutkunu Büyükelçimiz ve Müsteşarımızın, yine av hastası Uganda Devlet Başkanı yılın adamı İdi Amin ile av yaptıklarını biliyoruz.. Kızdığı sekreterini kesip yediği iddiası da dünyaya yayılınca onunla bir röportaj iyi olacaktı; ama aynı yerde iki gece yatmıyordu, kodunsa bul!
Büyükelçimiz, av fotoğraf albümünü gösteriyor. Baktım o makas değmemiş bıyıklı, çakır gözlü Yusuf amca, vurulan dev bir yaban keçisinin başında, yanında bizim Büyükelçi! Anlattım tanışmamızı, hayıflandı. "Sorma" dedi "geçen yıl kaybettik onu!"
Kenya/Nairobi nire, Munzur nire?
Oradan dilediğim rahmet muhakkak erişmiştir yine de.
27 Mayıs'a gönül verenleri bu yıl da kutluyorum ona emek ve gönül vermiş bir yurttaş olarak.
Antalya 27 Mayıs 2008