Kıbrıs'ta BM kararları ve AB normlarına göre çözüm sonumuzdur...

Kıbrıs sorununa çözüm bulma arayışları sürmektedir. Rum tarafının Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki eşit-ortakları Kıbrıs Türklerini, 1963'te Akritas Planı'nı devreye sokarak yok etme girişimleri neticesinde baş gösteren Kıbrıs sorununa neredeyse elli yıldır çözüm bulunamamıştır. Rum tarafına göre Kıbrıs sorunu 1974'te başlamış bir işgal sorunudur. Sorun Türk askerinin ve Türkiye'den adaya gelenlerin geri gitmeleriyle, Türkiye'nin garantörlüğünün kaldırılmasıyla ve Rum göçmenlerin eski mülklerine dönmeleriyle çözülecektir.
Rum'a göre Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları barış, huzur içerisinde kardeş kardeşe yaşarken, bir sabah "Barbar Türkler" adayı istila etmiştir.
Rumlar sorunun çıktığı 1963 yılından beri tarihsel gerçekleri saptırarak uluslararası camianın çeşitli örgütlerinde kendi lehlerine kararlar almışlardır. Bu kararların en önemlileri de BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulu'nda alınan kararlar olmuştur.
BM Güvenlik Konseyi'nde bugüne kadar alınmış Kıbrıs sorunu ile ilgili kararların neredeyse tamamı Rum-Yunan ikilisinin tezlerine uygundur. Doğal olarak da çözüm bulmak mümkün olamamıştır.
BM'DE ALINMIŞ TEK YANLI KARARLAR'DAN ÖRNEKLER
186 NOLU KARAR...
4 Mart 1964'te alınan 186 nolu kararla adaya BM askerlerinin gönderilmesi kararı alınırken, Kıbrıs Türkünü hükümetten atarak dışlayan Rum tarafı ise adanın tek meşru hükümeti ilan edilmişti. Adil olmayan tek yanlı bu kararla üretilen ve gayri yasal olan "Rum Cumhuriyeti" bugüne kadar uluslararası toplum tarafından meşru "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak kabul edilmektedir.
1974-1983 ARASI ALINAN KARARLAR
15 Temmuz 1974'te Yunanistan'daki Cunta Kıbrıs'ta darbe yaparak Enosis'i gerçekleştirmek istemiştir. 19 Temmuz 1974'te devrik Makarios BM Güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmada Türkiye'ye yükümlülüklerini yerine getirme, yani müdahale çağrısında bulunmuştur.
20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Türkünün tamamen yok edilmesine saatler kala garantörümüz Türkiye müdahale etmiş ve Kıbrıs Türkünün canını ve namusunu koruyarak özgürlüğüne kavuşturmuştur. Birçok Rum'un da hayatı Türkiye'nin müdahalesiyle kurtulmuştur.
Makarios'un, ABD ve NATO üyelerinin ve hatta Rusya'nın bile ilk etapta alkış tuttuğu bu müdahale daha sonra BM'de alınan kararlarla ters yüz edilerek, istila olarak nitelendirilmiş ve sözde işgalin sonlandırılması çağrılarında bulunulmuştur. Türkiye'nin garantörlüğünden doğan müdahale hakkı (Atina mahkemesinin aldığı bir kararla Türkiye'nin müdahalesini hukuka uygun ve haklı bulduğu unutulmamalıdır) BM tarafından göz ardı edilerek "Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı tek taraflı askeri eylemlerin kabul edilemez olduğu" birçok kararda vurgulanmıştır.
1 Kasım 1974 3212 sayılı, 20 Kasım 1975 3395 sayılı, 13 Mayıs 1983 37/253 sayılı BM Genel Kurul Kararları ve 20 Temmuz 1974 353 sayılı, 14 Ağustos 1974 357, 15 Ağustos 1974 358 ve 359 sayılı, 16 Ağustos 1974 360 sayılı, 13 Aralık 1974 365 sayılı, 12 Mart 1975 367 sayılı kararlar bu çerçevede alınmış tek taraflı, gerçekleri gözetmeyen ve kabul edilmesi mümkün olmayan BM kararlarından bazılarıdır.
541 VE 550 NOLU KARARLAR
BM Güvenlik Konseyi 18 Kasım 1983'te aldığı 541 sayılı kararıyla Kıbrıs Türkünün bağımsızlık ilanından esef duyduğunu, hukuken geçersiz gördüğünü ve tanınmaması gerektiğini buyurmuştur.  
Türkiye'nin KKTC'yi tanıması üzerine alınan 550 sayılı kararda ise Türkiye ve KKTC arasındaki Büyükelçi teati edilmesi göstermelik olarak nitelendirilmekte ve bu fiiller yasal olarak geçersiz ve yapılmamış ilan edilerek geri alınması istenmektedir...
BM Güvenlik Konseyinde alınan çözüme yönelik birçok kararda, çözümün "tek bir egemenliğe, tek bir uluslararası kimliğe, tek bir vatandaşlığa sahip, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü korunan bir Kıbrıs Devleti" üzerine kurulmasını öngörmektedir.
Bazı örneklerini yukarıda vermeye çalıştığım BM kararlarına göre Kıbrıs Türkünün Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki eşit ortaklık hakkının gasp edilmesine göz yumulmuş, 1959-60 Zürih-Londra anlaşmaları ayaklar altına alınmıştır. BM, 1963'te fiilen yıkılan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devam ettiği iddiasıyla Rum idaresinin bu sahte devletin meşru hükümeti olduğunu kabul etmektedir. Güvenliğimizin teminatı olan Türk askerinin adadan bir an önce çıkması ve KKTC'nin tanınmayarak lağvedilmesi emredilmektedir.
Kıbrıs Türkünün ve Türkiye'nin hakları göz ardı edilerek alınmış BM kararlarına uyulması halinde doğacak sonuçların vahameti ortadadır. Bu kararlar doğrultusundaki çözümde, BM'nin esefle kınadığı, varlığını hukuken yok saydığı ve tanınmasını yasakladığı KKTC'nin varlığından söz etmek mümkün müdür? İki kurucu devletten birinin KKTC olduğuna kimi inandırabilirsiniz? Türk tarafı olarak Kıbrıs sorununun bu ahlaksız dayatmalara göre çözülebileceğini söylemek ise gaflet ve dalalet değil de nedir?
AB NORMLARINA GÖRE ÇÖZÜM
Rum tarafı, ikide bir üyesi olduğu AB normlarına göre çözüm istediğini tekrarlamaktadır. Türkiye ve KKTC'nin üye olmadığı bir devletler topluluğunun icadı olan normların uygulanmasını istiyorlar. Bu normların evrensel olması ve kabul görmesi hiçbir şekilde bizi bağlamamakta ve üyesi olmadığımız AB'nin normlarını uygulama zorunluluğu gerekmemektedir.
Rumların "üç özgürlük ve insan haklarına saygı" olarak bize dikte ettirmeye çalıştığı AB normlarının Kıbrıs sorunun çözümünde, hele hele iki bölgeli-iki toplumlu bir federasyonda uygulanması mümkün değildir. Rumlar bunu bilmekte ve sayıca üstünlüklerini de kullanarak Kıbrıs'ın tamamına sahip olmaya çalışmaktadırlar. Rum tarafına göre, AB normları çerçevesinde üç özgürlük, yani serbest dolaşım, serbest mal-mülk edinme ve serbest yerleşim, herhangi bir çözümün olmazsa olmazıdır. Rum göçmenlerin eski mülklerine dönmeleri ise insan hakkının temel kurallarından olan kişinin mülkiyet hakkının uygulanmasıdır. Rum tarafı her nedense AB normlarını, insan hakları temel hak ve özgürlüklerini sadece ama sadece kendileri için öngörmektedirler. Kıbrıs Türkünün ise bu kavramlardan faydalanma hakkı yoktur. 1963-74 arasında adanın yüzde üçünde insanlık dışı şartlarda yaşamaya zorlanan Kıbrıs Türkünün insan haklarından bahseden yoktur. Hunharca katledilen binlerce kardeşimizin, Şehidimizin yaşam hakkından bahseden yoktur. Kıbrıs Türkünü yok etmek hedefiyle sürdürülen ambargo ve izolasyonları ise duymak bile istememektedirler. Bu çifte standartlı çözüm arzularına karşı durmamız kaçınılmazdır ve hayatidir.
Görüldüğü gibi Kıbrıs sorununun çözümünü BM bünyesinde, Güvenlik Konseyi kararları, BM parametreleri ve AB normlarına göre çözmeye çalışmak kendi elimizle haklarımızı Rum'a teslim etmektir. Asırlardır sürdürdüğümüz milli davamızdan vazgeçmektir. Bin bir meşakkatle kurduğumuz KKTC'nin yıkılmasına göz yummaktır. Emperyalizmin kendi çıkarlarına hizmet etmek üzere kurdukları düzenin kurumlarına ve kavramlarına bel bağlayarak hiçbir haklı davanın kazanılamayacağını artık anlamalıyız. Unutmayalım, emperyalizmin kurduğu kokuşmuş dünya düzeninde maalesef "haklı olan" değil "güçlü olan" kazanmaktadır.