Renkli fotoğraflar, siyah beyaz oluyor

Arka bahçedeki, eternit çatılı kümes, hâlâ boş duruyor. Denizli hatırası, gri kırçıllı saf kan horozum ki namı diğer "Horoz Nuri", öldükten sonra, bir türlü yerini dolduramadım. Aslında Nuri, biraz daha uzun yaşayabilirdi, ama tavuksuz yaşamdan mı neden bilmem; erken terki diyar etti... Şimdi size bir sorum var? Siz hiç Denizli horozlarının ötüşünü dinlediniz mi? Hatta öterlerken gördünüz mü? Uzun ötüşleri malum. Karık sesleriyle ötmeye başladıklarında, diğerlerini bilmem, ama Nuri 20-25 saniye ötebiliyordu. Güçlü başlayan ötüş, sona doğru karıklaşıyor; Nuri'nin sesi, rüzgâra doğru orsa giden balıkçı teknesinin pancar motoru gibi, rüzgâra karışıp dalgaların arasında eriyordu.
Oysa köydeki diğer komşu horozlar, daha kanatlarını çırpıp bağırmaya başlar başlamaz, susmaları bir oluyor. Sesleri bir atımlık barut gibi tükeniyor!
MENDERES FELSEFESİNİN SEMERESİNİ AKP TOPLUYOR
Sözüm, özellikle tören Atatürkçüleri'ne!
Öte yandan; ülkeyi, çarşafa sokmak isteyenler, maşallah Denizli horozu gibi! Hatta bunlar öttükçe, sesleri tükeneceğine... Biri bitirmeden diğeri başladığı için... Köyün, zaten nefesini tüketmiş horozlarına sıra gelmiyor!
Sonunda olacağı budur! 1939 yılında tohumların atılmasının ardından, bizzat İsmet Paşa eliyle, din eğitiminin, Milli Eğitim Tedrisat Kanunu'na girmesi ve sonrasında; Menderes'in "Siz isterseniz şeriatı bile getirirsiniz" boyutlarına tırmanmış, iktidar için her yol, her yöntem mubah, yani geçerli felsefesinin semeresini, şimdi AKP toplamaktadır.
Menderes'le Erdoğan arasındakilere, lafım yok mu? Elbette var! 
Süleyman Bey'in hiç mi kabahati yoktur? Çook... Kendisi şahsen, imam hatip lisesi açma şampiyonudur!
Ecevit'in yok mu? Çook... Fethullah Gülen, dal budak salmanın devlet gücünü, Ecevit'ten almıştır.
Evren'in... Özal'ın... Tansu Çiller'in...  Bu ülkeye verdikleri zararların, hangi birini sayayım?
TÜRKİYE İLE İSRAİL AYNI ÇUVALDA
Laikliği, din ve vicdan özgürlüğü statüsüne sokmanın ilk adımları, 1984 sonrası dönemde atılmıştır. Bu dönemde, başbakan olanların içinde Necmettin Erbakan, inanın (!) sütten çıkmış ak kaşık kalır. Kalır, zira ABD ve AB'nin emperyalist emellerinin ve Türkiye'ye bakış açılarının farkındadır. Bunu da çekinmeden dile getirmiştir.
Şimdi ne değişmiştir de, Erbakan'ın talebeleri, onun rahleyi tedrisinden, eğitiminden geçmiş olan AKP takımı, hem cumhuriyet... Hem din... Hem de ABD-AB üçgeni içindedir?
Bu üçgen yetmezmiş gibi, Türkiye şimdi de İsrail-Suriye barışını, sağlamaya soyunmuştur. Bu arabuluculuk; İsrail'e Suriye üzerinden verilecek suyun garantörünün, Türkiye olması demektir. Böylece, Türkiye ile İsrail aynı çuvalın içine girecektir.
Bu çuval, Güneydoğu Anadolu'yu kapsayan topraklar üstünde, ABD-AB'nin oluşumunu tasarladığı ve gizliden yürüttüğü, Batı Kürdistan planıdır.
Burada Kürtler bahanedir! Asıl şahane amaç; Kürtler eliyle bu toprakları, Yahudilerin 4 bin yıllık, vaat edilmiş hayallerine, ciro edilmesidir.
İSRAİL'DEN ÖNCE, TÜRK MİLLETİNİN SU SORUNUNU ÇÖZÜN
Başbakan Erdoğan'ın, kaynağı belirsiz (!); şimdilik ancak dörtte biri telaffuz edilen... Ama üst sınırı 50-60 milyar doları bulacak bilmem kaçıncı GAP Yatırım sözlerini, İbranice'ye tercüme ederseniz... Erdoğan'ın taahhüdünün altında... Kimlerin ne niyetleri... Ne hevesleri olduğunun senaryosunu yazabilirsiniz.
Vakti zamanında, Başkan Clinton'un Türkiye'ye kabul ettiremediği şartlar; şimdi bizzat Türkiye Başbakan'ı tarafından, üstelik diplomatik başarı gibi; Türk halkına sunulmaktadır. Mütareke ve İktidar yanlısı medyanın, bunu alkışlamasını anlamak mümkündür.
Amaa... Görevi iktidarı denetlemek, ülkeyi korumak, kollamak olan, sivil toplum ve siyasi örgütlerin, hala ıvır zıvırla uğraşmalarını anlamak mümkün değildir.
Türkiye'nin ufkunda çölleşme, bunca kuraklık gözükürken; su güvencesi, neyin nesidir? Siz önce güvenceyi; tarlasını sulayamayan, çeşmesinden suyu akmayan Türk halkına verin.
Merak etmeyin, Yahudiler nasıl olsa başlarının çaresine bakarlar!
TAYYİP'İN ARDINDA KİMLERİN NEFESİ VAR?
ABD ve AB'nin, Türkiye'yi AKP taşeronluğu eliyle getirdiği nokta, bugün halkı ikiye bölünmeye çalışılan Türkiye'nin siyah beyaz fotoğrafıdır.
Emperyalist sermayenin iç dinamiklerini iyi irdelemezseniz kaçınılmaz sonuç budur. Emperyalist sistemin, 20. yüzyıl son çeyreği ve 21. yüzyıl yasalarını iyi analiz etmezseniz; "Üçüncü Dünya kurulur, Türkiye de, yerini bulur" ham hayaliyle, solculuk yapmaya devam edersiniz. Bu sözüm, sosyal demokrat ve solcu geçinen, tören Atatürkçüleri içindir.
Bu tekeller, ülkemize önce sermaye ve şirketlerini sokarak, ekonomimizi teslim alarak girmişlerdir. Bu yeni sömürge modelinde, Emperyalist ülkeler, tıpkı bizim AB maceramız gibi, kendi ilkelerini devlet düzenlerine, ulusların yaşantılarına enjekte etmektedirler. Hatta dayatmaktadırlar! Hatta tehdit etmektedirler!
Bunun eski sömürgecilikten farkı, zoralımla ele geçirilmiş ülkenin başına 'Vali' atamak yerine; "Benim iktidar olmamı sağla, dile benden ne dilersen" diyen kadroların, ülkelerin başına getirilmiş olmasıdır.
Şimdi anladınız mı, iktidarı ne pahasına olursa olsun teslim etmek istemeyen Recep Tayyip Beyin soluğunun arkasında, kimlerin nefesi olduğunu! Neden herkese posta atıp, horozlandığını?
Emperyalizme karşı, net tavır alınmadığı sürece; kapitalizmin sömürgen ekonomik sistemi, örümcek ağı gibi; o ülkenin üstünden kalkmaz. Bunun için ABD ve AB'nin emperyalist emelleri, ulusa anlatılmalıdır. Ulus aydınlatılmalıdır zira "körler ve sağırlar, hayaletleri görmez, duyamazlar".
SON SÖZ: Laiklik, bağımsızlığın gökkuşağı gibi, rengârenktir...