TÜRBAN MÜRBAN, TESETTÜR MESETTÜR, TECAVÜZ MECAVÜZ, KERHANE MERHANE DERKEN!
Afganistan Kâbil'deyim.
Pakistan Devlet Başkanı Eyüp Han'ın Kâbil'e uğrayıp Ankara'da kısa bir süre kalıp İngiltere'ye gideceğini öğrenince arabaya atlayıp havaalanına gittim. Gazetem Cumhuriyet için bir demeç arkadaşları sevindirirdi zaar. Basın kartımı gönderdim heyetin olduğu salona, dileğimi iletip. Biraz sonra kapıdan çıkanı görünce sevincimden dellendim, elinde sarı basın kartımla gelen, Ankara'da Pakistan Basın Ataşesi olan dostumdu. Özlemle sarıldık, meğer ülkesine dönünce devlet başkanının basın müşaviri olmuş. İçerdeki toplantı biter bitmez görüşmeyi sağlayacak, benim fotoğraf makinemle çekeceği fotoğrafların filmini de alıp götürecekti Ankara'ya. Keyiflendim.
Toplantı uzadıkça uzadı, uzadı, belki on kahve içtim ve ortalık birden karıştı ve Pakistanlılar törenle uğurlandılar!
Büyükelçiliğimizin o cennet bahçesinde, Büyükelçimizle otururken içerden haber geldi, "ziyaretçim" varmış! Gelen, Pakistan Büyükelçiliği'nden...
KISMET!
Masamıza buyur ettik. Çok, ama çok şık giyinmişti, o yılların modası pırıl pırıl bir kumaştan, kolalı yaka, kravat. Ayak tırnakları muntazam kesilmiş, çorapsız ve sandalet ayakkabılı olduğundan gördüm bunları... Anhası minhası, havaalanında "mülakatın tahakkuk" etmediğinden özür dileniyor, istediğim kadar sürecek bir devlet davetini kabul etmem rica olunuyordu, Londra'dan gelen "talimat" buydu...
Uzun zamandır Kâbil'deydim, Büyükelçimiz de, bir değişiklik olur dedi, çağrıyı kabul ettim. Uçak biletim hemen alınacaktı, otomobille gitmek istedim, bu da derhal kabul edildi!.. Sabah saat yedide kapıda olacaktım. Ses alma ve fotoğraf makinelerimi, bolca filmimi attım çantama spor birkaç kıyafet. Evet, kapıda bir otomobil vardı, brandalı bir kamyon!
Sürücü arkasında ki o beş kişilik yerde oturanlar Pakistanlılardı, kamyondan inen sevimli sürücü çantamı kaparken kendisini tanıttı: "Ayım Haci, yu mister Otam? "Yes" dedim, "aym Otyam"... El sıkıştık yanına oturdum, Kâbil'den Peşavere'e doğru devlet konukluğum başladı "Haci" ile. Hacı, durmadan öğünüyor, durmadan "aym sevın hacı" diyor! Meğerse Suudi Arabistan'da Pakistan Büyükelçisinin şoförü iken yedi kere hacı olmuş! Yani çok mu çok sıkı bir Müslüman din kardeşim var yanımda, yedi kere hacı olan! Uçakta nereden çekecektim, o birbirinden güzel, çarpıcı konuları, delicesine meraklandığım Hayber Kalesi'ni? O bin bir yüz ve kıyafetli insanları, o korkunç doğayı?
Gece karanlığında sol şeritten gidiyoruz İngiliz sistemi ve bir aralık yine aynı şeritten bir araba farı, belli ki bir yabancı. Bizim yedi kere Hacı oralı değil, ıslık çalıyor ve hiçbir uyarıda bulunmuyor! Israrla uyarıyorum Müslüman din kardeşimi, ne etsem yararsız! Ve karşıdan iyice belli olan araba kaçmak istiyor nereden kaçacak bilemiyorum ama farlar birden kayboldu! Farlar gökyüzünde! Farlar sağda! Farlar solda... Farlar aşağı doğru, sonra karanlık ve bizim yedi kere olan Hacı'mızın ıslığı bir oyun havasına dönüştü!
Telefonla rica ettiğim, elçilikten bir dostun tanıdığı "mihmandar" geldi, dilimizi fena konuşmuyor, konuk edildiğim otelin dört odalı bölümünün büyüğünde, biraz sonra gülerek gelen Hacı ile birlikte İngiliz usulü kahvaltı ettik, konuyu açtıkça Müslüman din kardeşim boş ver dercesine el sallayıp durdu, anlamazlıktan geliyordu yıllardır halâ içimde bir yaradır o "sevın hacı" herifin yaptığı!...
ŞAŞIRTAN BİR ÖNERİ!
İlk ziyaret Vali'ye, törenle karşıladılar, uzun bir söyleşi.. Fotoğraflar çekiyorum birbirinden ilginç... Masalcılar Çarşısı'ndan ses kayıtları. Bir kahve molasında gezdiricim, ülkede bıraktıklarımı özleyip özlemediğimi sorunca "özlemez olur muyum" diyorum içtenlikle. Biraz sonra o da gayet hoşça "kerhaneye gidelim" deyiveriyor!. Ve övmeye başlıyor. Onunmuş üstelik! İşte bir tuzak! Uzun pazarlıklardan sonra sadece fotoğraf çekmem koşuluyla kabullenip yola koyulduk; sevinerek kabul etti, sırtımı tapışladı! Kentten çıktık, İstanbul oraların olduğu Abanoz Sokağı'nın başka yere taşınmasını tartışadursun, dedim bunlar işi çoktan halletmişler! Ve üç adam boyu kerpiç duvarlı bir yerin o kocaman kapısı önünde durduk, sürücü kapıyı çaldı, ağır ağır açılan kapıdan büyücek bir bahçeye girdik, iki katlı, balkonlu, yan yana odalı güzel bir bina... Gezdirenim "Müdür beye merhaba diyelim" dedi... Demek ki burada "mama"ya "Müdür " diyorlar! Müdür odasında değil, ama dosyalı duvarlarda tam sayfa bir gazete kesinti ki, gülmekten bayılacağım! Yıllar önce Ulus Gazetesi'nde çalışırken çok çarpıcı olduğundan tam sayfa renkli olarak koyduğumuz o sevimli dost adam Ratip Tahir Burak ustanın (rahmet olsun) politik bir karikatürü!
Müdür beyle tanıştık, anlatılmaz bir Türk/Türkiye sevdalı, en çok İsmet Paşa'yı ve onun "Halk fırkası"nı seviyormuş...
Alınları kırmızı boyalı, zayıf, tombul, kara kaşlı kara gözlü, genç orta yaşlı, cilalı saçlı hatunlar nerde ola ki? "Haydi, karanlık çökecek fotoğrafa başlayalım" komutumla kalkındı, bir başka binanın muazzam kapısı açıldı, ortada kocaman bişey üzeri bezle örtülü ve ikisi beze asıldılar o kocaman şey bizim gazete bastığımız rotatifin biraz değişiği, muşamba basan!
OLACAK O KADAR!
Gezdiricim, "Kârhane/ iş evi kâr ettiren yer/fabrika yeri" ile "kerhane"yi karıştırmış! Ben de yağlı, kapkara çıplak modelimin dört bir yanından, altından, üstünden, aralarından yanlarından flaş patlattım arka arkaya kıkırdayıp durarak...
"EĞER TEK EŞLİLİK MÜMKÜN OLSAYDI UMUMHANELER KERHANE OLMAZDI... YASAL OLAN HER ŞEY DOĞRU MUDUR?"
İslamcı, daha çok hatunu türbana sokmak için türban ve tesettür üzre giyim kuşam yapan "Kârhaneci" bay Mustafa Karaduman aynen böyle demiş. Kendileri tek eşliliği reddedip şimdilik üç tane alabilmiş, kurtarmış, kimsenin hakkını yemeden tüm çoluk çocuk bir evde mutluca yaşıyorlarmış. İster misiniz, ister misiniz?
"SARAY HAFIZI TACİZCİ ÇIKTI"
Gazete haberine göre Topkapı Sarayı Kutsal Emanetler Bölümü'nde 24 saat Kur'an-ı Kerim okuyan hafızlardan S.E., internette tanıştığı 14-15 yaşlarındaki erkek çocukları taciz ettiği iddiasıyla tutuklanmış. Evli ve iki çocuk babasıymış. İster misiniz, ister misiniz?
"UTANMAZ ADAM / 76 YAŞINDAKİ VAKİT YAZARI 14 YAŞINDAKİ KIZA TECAVÜZ ETTİ"
"Vakit Gazetesinin 'Ben şeriatçıyım' diye övünen ahlaki konularda çok tutucu olan yazarı Hüseyin Üzmez tutuklandı. 8-15 yıl hapis istemiyle yargılanacak" (Vatan, 27 Nisan 2008)
İster misiniz, ister misiniz?
TAHT İÇİN DARBE YAPTI, 3 KARISI 19 ÇOCUĞU VAR!
Bu da Sabah Gazetesi'nin yeni ortağı Katar Emiri Şeyh Hamad, babasını devirdikten sonra halka demokrasi, ifade ve basın özgürlüğü vaat edip, interneti bile yasaklayan hazret! İster misiniz, ister misiniz?
İster misiniz bunlar da Ergenekon dosyasına katılıversin ele geçirilen yeni belgeler diye?
Size, sizlere gelince ey Tekirdağ sakinleri, iyilik sağlık haberlerinizi alıyorum, hepinize özlem dolu selamım tabiidir...
Ben mi? Vallahi billahi iyiyim! Diyaliz bağlantım artık haftada bir defada dört saate indirildi, iyi olunmaz mı?
Antalya, 29 Nisan 2008
