Rum, Yunan, emperyalizmin hain tuzaklarına dikkat!
Rum-Yunan ve emperyalist propaganda aygıtlarının çalışmaları Kıbrıs Türkünü hedef almakta, manipülatif haberler ve yorumlarla Kıbrıs Türkü 2004 Annan Planı Referandumu'ndan önce olduğu gibi yeni bir uçuruma doğru yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu propaganda tuzağı "AB Kıbrıs Türkünü kucaklamak istemektedir. Bu nedenle Kıbrıs Türkleri ile AB müktesebatına uyum çalışmaları başlatılmıştır. Mali Yardım Tüzüğü tıkırında çalışmaktadır. Rum tarafına barış yanlısı ve Türk dostu Hristofyas seçilmiştir. Hristofyas Ada'nın yeniden birleştirilmesi için elinden geleni yapmaktadır ve yapacaktır. AB üyesi olan Kıbrıs'ın dış garantilere ihtiyacı yoktur. AB Kıbrıs'ın en büyük garantörü ve garantisidir" saçmalıklarıyla Kıbrıs Türkünün beyinleri yeniden yıkanmak istenmektedir. Bu yalanlara karşı ciddi tedbirlerin alınması şarttır. Bu bağlamda hem Kıbrıs'taki, hem de Anavatan Türkiye'deki hükümetler, medya ve sivil toplum örgütlerine görevler düşmektedir. Ancak söz konusu hükümetlerin, bir kısım işbirlikçi ve satılmış medya ve sivil toplum örgütünün 2004 referandumu öncesi karnelerine bakacak olursak tehlikenin büyüklüğünü anlamada zorluk çekmeyiz...
BİR RUMUN AĞZINDAN GERÇEKLER
Rum basınını yıllardır takip eden biri olarak temin edebilirim ki, Rum tarafı Türklerin eşit ortaklık haklarına dayalı bir çözüm ve anlaşmayı kesinlikle kabul etmemekte, Kıbrıs'ın bir Yunan adası olduğuna inanmakta, Enosis ve Megalo İdea ülküsünden zerre kadar sapmamakta ısrar etmektedir. Ruma göre kabul edilebilecek çözümde Türkler, Maronit, Latin ve Roman'lar gibi azınlık haklarına razı olmalıdır.
Rum ve Yunan basınında geçtiğimiz hafta çıkan bir mülâkatı sizlerle paylaşmak ve Rum-Yunan ikilisinin gerçek amaçlarını bir kez daha sizlere duyurmak istiyorum.
ALİTHİA Gazetesi'nin, Anayasa uzmanı ve Hristofyas'ın yakın mesai arkadaşlarından biri olarak lanse ettiği Tumazos Çelebis'le, Kıbrıs sorununun çözülmesi için talep edilecek federasyon sisteminin temel ilkeleri üzerine yaptığı söyleşiye göz atalım.
"Soru: Sayın Çelebis. Kıbrıs sorununun çözüm şekli olarak, başarmamız halinde, iki bölgeli - iki toplumlu federasyonun temel ilkeleri neler olacak?
ÇELEBİS: Bütün bağımsız federasyonların ortak unsuru -ki biz de bundan farklı olamayız- en az iki bölgeden oluşmalarıdır ve bu bölgelerden her birinin kendi yetki organlarına sahip olmasıdır. Elbette iki toplumlu federasyondan söz ederken; insan hakları ve temel özgürlüklerini güvence altına alan bir egemenlikten, bir vatandaşlıktan, bir uluslar arası temsiliyetten söz ediyoruz.
Soru: Ancak Sayın Çelebis; hiçbir federasyonun bir başkasıyla tamamen aynı olmadığını siz kendiniz de söylediniz. Kıbrıs sorununda uzlaşılacak federasyon çözümünün bazı yönlerini ve ayrıntılarını bile bilmezken, halk bu meselede nasıl bilgilendirilecek?
ÇELEBİS: Daha önce de söylediğim gibi her federasyonun, başkalarında rastlanmayan kendi unsurları vardır ve bu tesadüf değildir... Federasyonu ileri götürmemizin nedeni; var olan istila ve işgal sorununu göğüslemek ve iki toplum arasındaki ilişkileri halletmektir. Tam da bu nedenle her toplum bir bölgeyi yönetecek.
Soru: Her bölge her toplum tarafından devlet şeklinde mi yönetilecek?
ÇELEBİS: Elbette hayır. Devlet şeklinde değil, çünkü federasyonda bölgeler asla bağımsız devlet değildir. 'Tek egemenlik, tek uluslar arası temsiliyet ve tek vatandaşlık' derken; bölgelerin bağımsız devlet olmadığını söylüyoruz. Aklımızda tutmamız gereken; 77-79 Doruk Anlaşmaları ile Kıbrıslı Rumların bir bölümünün, oraya dönmek ister ise Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşayacağı konusunda anlaştık. Bu, üzerinde uzlaşılmış bir şeydir ve halkın bunu bilmesi gerekiyor. Her bir toplumun bir bölgeyi yönetmesi, temel özgürlüklerin ihlal edilmesi anlamına gelmez. Her toplumun kendi bölgesini yönetmesi ve aynı zamanda temel özgürlükleri tesis etmesini oturtmanın pek çok yolu var."
BARIŞ MELEĞİ Mİ ELİ KANLI VAMPİR Mİ?
Çelebis söyleşide, patronu Hristofyas'ın da daha önce açıkladığı gibi, federasyon tercihinin bir zorunluluk, Kıbrıs'ın sözde işgalden kurtulması için bir ara formül olduğunun, Türk askeri adadan çıktıktan sonra Kıbrıs Türkünü halletmenin kolay olduğunun, federal sistemdeki devletlerin anladığımız egemen devlet olmadığının ve egemenliğin üniter devlete ait olacağının, tek egemenlik, tek halk, tek uluslar arası temsiliyetin hâkim olacağı federasyonda bireylerin özgürce istedikleri yere gitme, yerleşme, mal-mülk sahibi olma ve oy kullanma haklarına sahip olacaklarının altını bir kez daha çizerek, Rumun aslında Kıbrıs Türkünü kendi içinde OSMOSİS yoluyla eritmeyi hedeflediğini net bir şekilde belirtmektedir. Makarios'tan tutun Papadopulos'a kadar tüm Rum liderlerin hedefi hep Türkü yok etmek olmuştur. Barış meleği olarak bize yutturulmaya çalışılan Hristofyas'ın da diğer eli kanlı vampirlerden farkı olmadığı ortaya çıkmıştır.
Yunanistan'ın hem Kıbrıs'ın hem de kendinin AB üyeliğini kullanarak açıkça Anavatan Türkiye'yi devre dışı bırakarak hain planlar peşinde olduğunun bilincine varılması ve bu yönde çalışmalar yapılmasının zarureti ortadadır. Bütün tezgâh Anavatan Türkiye'deki AKP iktidarının AB'ye üye olma zayıflığından faydalanarak Türkiye'ye Kıbrıs'tan ödün verdirmektir. Türkiye'yi Kıbrıs Türkünden ayırmaktır. KKTC'yi yıkıp, Kıbrıs Türklerini birbirine düşürerek, zayıflatıp osmosis yoluyla yok etmektir. Türk düşmanı Rum-Yunan-Emperyalist dayanışmasının kurduğu hain tuzakları burada anlatmaya devam edeceğiz...
