AKP politikalarının tam iflası ve sendikalar
Son seçimlerde AKP'nin kazandığı oldukça yüksek oy yüzdesi, bazı çevrelerde onun savunuluşunun önemli bir nedeni. Oysa bu seçimler tam demokrasi içinde ve partiler arasında eşitlikçi bir tarzda geçmiş bir yarışma değildi. AKP, yarısını uydu medya haline getirdiği bir yayın ve medya ortamında, gayri meşru barajlarla korunmuş bir yasal ortamda ve her çıkan ihtilafta en çok oy alanı koruyan bir Yüksek Seçim Kurulu hâkimliğinde bu sonuca ulaştı. Böyle bir ortamın içinde de olsa, AKP'nin aldığı, kendisi için başarılı sonuçta, bazı mahkemelerin ve Genelkurmay'ın halkın duygularına uymayan karar ve eylemlerinin etkisinin büyük payı olduğu kamuoyunda yer alan yorumlar arasında. Ancak bana göre asıl önemli neden, AKP'nin kendine bağlı memurların yönettiği TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) gibi, AKP'nin değirmenine su taşıyan özel piyasa sözcüleri olan kişi ve kuruluşlar. İşbirlikçi bir tutumla AKP'nin ekonomik politikalarının doğru olduğu şeklinde yoğun propaganda yapıyorlar.
Siyasal yorumcular, verilen oyların yöneliminde, halkın ekonomik gidişe duyduğu duygu ve değerlendirmelerin, siyasal tercihlerde büyük payı olduğunu görmüyor. Oysa bir dönem sola giden oyun, bir ölçüde azalmasının en önemli nedeni, sermaye sınıfı ve onun yönettiği iç ve dış lobilerin, sol ya da karma ekonomici politikaların ekonomiyi "mutlaka" kötüye götüreceği yönündeki yalanlardır.
BÜYÜYEN EKONOMİ DEĞİL, İÇ TEFECİ FONLARI
Bu günlerde bu yönde yapılan gerçek dışı söylemlerin artık inandırıcılığı kalmadı. Resmi rakamlarla yapılan saptırmalar, Maliye Bakanı Unakıtan'ın bile dökülmesine neden oldu. Ne diyor Bakan Unakıtan "Artık yüzde dörtler gibi enflasyon artışları beklemeyin." Aslında gerileme ifade eden resmi veriler, geçmişte de böyleydi. Yüzde 5-6 dolayında enflasyon iddiası uydurmaydı. Öylesine düşük bir enflasyonu ülkenin emekçileri hiç tatmadılar. O yüksek "büyüme" rakamları da uydurmaydı. Büyüyen üretim değil yurda girip çıkan, ya da tefecilerden dünyanın en yüksek faiziyle borç alınan iç tefeci fonlarıydı.
TÜİK, iktidarın emirlerine uyup yüksek büyüme oranlarını sorumsuzca uyduruyor. İnsaf! Ülke 5 yıl "yüksek oranlarla büyüdü" diyorlar. Oysa o yıllarda 500 milyar dolar faiz ödendiği, yurt toprakları dâhil 100 milyarlık millet malı satıldığı halde, borçlarımız 270 milyar dolar daha arttı. Bu aklın, mantığın, bilimin hangi boyutuna uyar
MİLLİ GELİR YÜZDE 4-5, KOÇ HALDİNG'İN KÂRI YÜZDE 309 ARTTI
İşsizlik hesabı yapılırken, bin bir hesap hilesi yapılarak "AKP iktidarı aşınmasın" diye küçük gösterilir. Hele şu sermaye sınıfı yağmacılığına bakın. Koç Holding yetkilisi son yılda holding net kârının yüzde -sıkı durun- 309 arttığını ifade ediyor (30 Nisan günlü gazeteler). Milli gelirin şişirilerek yüzde 4,5 artışla ilan edildiği ülkede, senin holdinginin geliri yüzde 300 artıyorsa, sosyal devletten söz edenin aklına şaşmaz mısın? Bir örnek daha: Japonya'nın milli geliri 3 trilyon dolar. Türkiye'nin ki ne kadar? Şişirilse 1 trilyon dolar bile değil. Ama Türkiye, Japonya'dan fazla dolar milyarderi ilan ediliyor. Hem de bunların dörtte üçü son üç yılda dolar milyarderi oluyor. Bir milli geliri böylesine bozan bir politikanın halkı nereye kadar fakirleştirdiği yavaş yavaş resmi rakamlarla bile kabul edilmeye başladı.
SENDİKALARA ÇAĞRIM
Bunlar anlaşıldıkça emekçi muhalefeti de şiddetlenmeye başladı. İlk olarak bu yıl iki sendika (Hava-İş ve Haber-İş) kamuoyunun emekçilere desteğinin artması sayesinde, ciddi gelir artışlarıyla toplu sözleşme imzaladı. Sendikalar, uzun bir aradan sonra, sadece birer ücret pazarlığı aracı olmaktan öte, emekçilerin haklarının savunması olarak görevlerine sarıldılar. Tuzla'daki iş kazaları sonucunda DİSK ve ona bağlı iki sendika örnek olabilecek bir hak savaşımına girdi. Sosyal güvenlik ve sağlık konularında farklı isimler altında toplanmış işçi ve kamu emekçileri de emek cephesinde on yıllardır hasret kaldığımız, birlik ve dayanışmaya girdiler.
Sendikalarımıza girdikleri bu yolda başarılar diliyor ve bu başarılarının devam edeceğine inanıyorum. "Her dertleri bitti de TAKSİM mi kaldı?" diyenlere katılmıyorum. Bu yıl olmadı ama gelecek yıl hedeflerine ulaşacaklarına inanıyorum.
45 yıllık bir yandaşları ve DİSK'in kuruluşuna büyük çabalar harcamış bir yazar olarak, diyorum ki, "HALKIN BU UYANIŞI SENDİKALARDAN BAŞLAR." Bu yola devam ederken cephenizi genişletip derinleştirin. İlk olarak yapacağınız iki iş var: Birisine zaten Tuzla eylemiyle başladınız. İş kazaları alanında, düzenin insafsız vahşetine karşı bütün gücünüzle karşı çıkın. İkinci alan mevsimlik olarak tarım ürünlerini toplamak için evlerinden bereketli topraklara gelen, yollarda tabur tabur yaşamını yitiren, tarla ve fındık bahçelerinde hayvanlara bile layık olamayan koşullarda çalıştırılan, çoğu Doğu Anadolulu emekçilerle sahip çıkın.
