Hesabı kim verecek?
Türk tarımını yok etmek için Dünya Bankası talimatıyla uygulamaya konulan proje meyvelerini verdi.
Tarım ürünlerinde dünyanın kendi kendine yeten ülkelerinden Türkiye, dışarıya avuç açar hale geldi.
Amerikancı, İMF'ci iktidarlar ne kadar övünseler haklarıdır.
Televoleci ekonomistler nedense son günlerde fazla ortalıkta görünmüyor.
Herhalde görevleri "şimdilik" tamamlandı, operasyonları başarıyla sonuçlandı.
Halka gelince...
Halk büyük sıkıntı içinde. Köylünün üretim yapacak hali kalmadı... Gübre, tohum, ilaç, mazot,... zamlarına yetişmek mümkün değil. Esnaf, tüccar desen bir dokunup binbeşyüz ah işitiyorsun.
Peki bu yaşananların hesabını birilerinin vermesi gerekmiyor mu?
Ülkeyi bu hale getirenlerden hesap sorma hakkımız yok mu?
Acaba kaç kişi çalışıyor şu gazetelerde?
Taraf, Star, Bugün, Zaman, Sabah, Yeni Şafak....
Tek haber merkezi, altı gazete...
Ohh, gel keyfim gel.
Bize kalsa üç görevliyle çözeriz sorunu.
Altını üstünü cilala... Bas, gitsin!
Geçen gün bir gazeteci dostumuz şöyle dedi:
taşınmış durumda!
Yalan da değil, hani.
Ama eksik.
Haber merkezlerinin bazı "çalışanları" CIA istasyon merkezlerinde.
AKP'nin dizleri titriyor
ABD, Irak'taki kuvvetlerinin başkomutanı olarak, Türk askerinin başına çuval geçiren subayı atadı.
Yüz buldu ya, yapar elbette.
Türkiye'de de 70 milyon halkın başına çuval geçiren AKP iktidarda.
Ne güzel değil mi?
Tencere yuvarlandı kapağını buldu.
Sık sık "Başka bir emriniz var mı?" diyerek bağlılıklarını bildiren bir hükümet.
Kendi devletine küfür edilmesini yarabbi şükür diye karşılayan bir eşbaşkan.
Cumhuriyet yıkıcılarına, bölücülere meydanı boş bırakan, hatta onları hapislerden çıkarıp Meclis'e sokan, Çankaya köşklerinde ağırlayan; Cumhuriyet'ine
sahip çıkanlara,işçisine emekçisine,Türk bayrağını taşıyanlara kapatan, öncülerini demir parmaklıklar ardına koyan bir hükümet.
AKP'nin dizleri titriyor.
AKP çok korkuyor.
Haksız mı?
Ha, bakın bu konuda çok haklı!
Moda'da Koço'nun meyhanesi İstanbul'un en eski ünlü mekânlarından biridir. Geçen akşam orada yaşanan olayı bir arkadaşım telefonda aktarırken aklıma Cemal Süreya geldi.
Darphane'de müdürken biraz fazla dürüst olması nedeniyle onu görevden almak isterler. Müfettiş gelir. Cemal Süreya da Darphane'den çıkarken pantolonunun paçalarını silkeleyen bir adam, hani ola ki altın tozu filan kalmıştır diye.
Müfettiş iki saat arar tarar tek bir şey bulamaz, ancak bir rapor hazırlar "kirliydi" diye.
Cemal Süreya da savunmasını şöyle yazar: "Evet, doğrudur. Darphane tarihinde ilk kez iki saatliğine Sayın Müfettiş buradayken kirlendi."
Neyse, biz dönelim Koço'nun meyhanesinde o akşama.
Bir masada Mehmet Altan ve Eser Karakaş yemek yiyorlar. Eski Moda'lı bir doktor tutamaz kendini Karakaş'a seslenir:
-Kaça satıldın! Utanmıyor musun??
Arada yüksek sesli, küçük çapta bir atışma yaşanır.
-Almayın bu adamları buraya!
Göreceksiniz, yakında Rüzgargülü'nde bu tür haberleri sıraya koyacağım. Değil Koço'nun meyhanesinde, İstanbul, hatta Türkiye'de bu kişiler için yer çok daralacak. Temiz mekânları kirletemeyecekler.
ABD zengini ve fırsatları
Yapılan bir araştırmada ABD'de zenginlerin de son krizden etkilendikleri ortaya çıkmış. Ancak ABD'de sınıflar çok derin uçurumlarla birbirinden ayrılır. Halk şiddetli bir sefalete sürüklenirken aynı araştırmanın sonuçlarına göre bu "çok zenginler" geleceğe umutla bakıyorlarmış ve bugünleri "fırsatlar" olarak görüyorlarmış.
Yoksulun canı acıdıkça sevindiren bir düzen.
Ne çirkin.
Gerçi geleceğe umutla bakma değerlendirmesini devletlerinin ekonomisi açısından
hiçbir aklı başında ekonomist yapamıyor.
Dibe vurmuş
Kamyon şoförü değil, kokoreç yemiyor; elektrik-elektronik mühendisi, villada oturuyor. Ne yiyor bilmiyorum. Belki de çatal bıçakla ve büyük bir ustalıkla, kurbağa bacağı.
24 yıl kendi kızına tecavüz ediyor. Sürekli. Olağandışı bir gaddarlıkla.
Batı ülkelerinde o kadar yaygın ki...
Yanıp tutuştuğumuz AB'nin kültürü...
Tek bir kul da fark etmemiş. Ne oluyor bu bodrumda 24 yıldır diye.
Ne komşuluk ilişkisi, ne karı koca ilişkisi, ne aile kavramı, evlat sevgisi, ne vicdan, ne ahlak...
Dibe vurmuş. Kara, balçık bir çukur.
Bizdeki bir avuç AB-ABD budalası göklere çıkarıyor.
Organik futbol
Galatasaraylı bir dostumuz Fener maçından sonra böyle diyordu.
Gerçeğe gerçek.
Hormonlular "profesyonel"... Ezeli rekabetmiş, derbiymiş... Sakatsa geleceğini düşünüyor. "Aman bu GS maçı", "aman bu FB maçı" deyip varını yoğunu dökmüyor sahaya.
Zico da söyledi açık yüreklilikle
Karan sakat. Son bir hafta tek bir antrenmana katılmamış. Günde sekiz saat fizik tedavi. Maça çıkıyor. Belki de bir ay oynamamayı göze alarak. Ve 60 metre koşuyor.
Hop orada hop burada maç boyunca. Lincoln'e "biz izin vermedik" filan dediler. Ama sonuçta çıkmadı.
Fenerbahçe'nin organiği Volkan, kasığını tuta tuta oynadı. Kaç kez işaret ettiler olmadı, yanına adam gönderdiler sordular. Devam etti.
Bir başka arkadaşımız da takılıyordu,
İki yıl önceki parasızlık durumlarına gönderme yaparak. Şimdi de teknik direktörsüz.
Bu bir takım özelliği. Fenerli dostlarımız hiç üzülmesin. GS takımı örümcek ağı gibi sardı ve hareket yeteneği bırakmadı, çaresiz kaldılar.
Takım Hakan Şükür'süz çıkınca kendine geldi biraz da. Yani 11 kişi. Statik...top gelirse...tanrı yardım ederse...demeden.
Yaratıcı.
Televizyondan izlerken maçı,uzaktan futbolcuları tam seçemiyorum, numaralarını göremeyince genellikle soruyorum. "şu kim, bu kim" diye. Ama çok açık söyleyeyim. Hakan Şükür'ü şıp diye tanıyorum. Ortada salınan biri...
Geçen hafta yazmıştık spor ve futbol ölçütleri geçerli olacak ve yeniden "seyirci" olacağız diye. Şükür takıma girince ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha fark ettik. Bir gerginlik, saç baş yolma... Neden eziyet çekelim, mecbur muyuz seyretmeye diye vazgeçesi geliyor insanın.
Şükür soyunma odasına geç gelmiş, yedek kulübesine de. Saha kenarında bir teknik direktör edası. Başka bir hazırlık içinde herhalde. Atlantik ötesinden yeni girişimler mi var yoksa...
Diyeceksiniz ki, sen de taktın Şükür'e.
Bizim takıntımız işin tadında ve zevkinde. Spor dışı yabancı müdahaleler keyif kaçırıyor.
Bir başka takıntımız da Anadolu takımları biliyorsunuz. Sivasspor diyor ki, "hemen şampiyon ilan ettiniz. Ya GS ya Fener hesapları yapılıyor. FB ile aynı puandayız. Adımızı bile anmıyorsunuz."
Haklılar. Ayıp ediliyor.
