Siz kiiiiim, entelektüel olmak kim?
Nasıl unuturum... 12 Eylül cuntası Prof. Aldıkaçtı'ya hazırlatılan, cunta liderinin de Cumhurbaşkanı olacağı Anayasa taslağını, eleştirilmesini ve bir başkasının Cumhurbaşkanı aday olmasını yasaklayarak 7 Kasım 1982'de, zarfları şeffaf olduğu için kimin "evet" kimin "hayır" oyu verdiğinin kolayca belli olduğu güya bir Halk Oylaması ile yürürlüğe sokmuştu. Oylamadan önce de Kenan Evren kent kent dolaşıp Kuran'dan ayetler okuyarak oy isteyen konuşmalar yapmıştı. İşte bu konuşmalarından birinde "Bu anayasaya ben kefilim!" dediğini duyunca, Aziz Nesin "Yahu" demişti öfkeli öfkeli, "herkes kendini bir bok sanır, ama bu adam galiba kendini iki bok sanıyor."
GALİBE KENAN EVREN YALNIZ DEĞİL!
Doğrusu, nicedir yolumuzu unutan şu AB silahşörlerinin AKP davasını duyar duymaz koşup gelip ayaklarının tozuyla "AKP'yi kapatırsanız AB'ye üye olmazsınız"; "AKP'nin kapatılması konusunda tarafsız kalamayız"; "Laiklik zorla dayatılamaz"; "Demokrasilerde, yüzde 46,5 oy almış iktidardaki bir siyasi parti kapatılamaz" türünden ahkâmlar kesip yargıya baskı yapabileceklerini sanmalarına, hele hele Komiser Olli Rehn'in Türkiye'deki tartışmaları "aşırı faşist laiklerle demokratik laiklerin kutuplaşması" şeklinde değerlendirip, "AB üyesi olabilmek için katı faşist laiklikten vazgeçmelisiniz, size gereken demokratik laikliktir" demesine bakılırsa, onların da kendilerini "iki bok sandıklarından" galiba gerçekten kuşku duyulmasa gerektir.
LAİKLİK İDEOLOJİK BİR KAVRAM DEĞİL Kİ...
Diyelim, asker olduğu için Kenan Evren'in bilmediğini varsaysak bile, dilimize önce Kanun-u Esasi, sonra Anayasa diye aktarılmış şu Frenkçe "constitution" kavramının devletin yönetimiyle değil yapısıyla ilgili olduğunu, dolayısıyla toplumsal koşullar değiştikçe değiştirilen yönetimle ilgili "yasa" ile bir ilişiğinin bulunmadığını, laik devletlerin Rönesans dönemindeki kanlı savaşımlar sonunda contitution act'lerle kurulduğunu, karşı devrimler contitution act'leri çiğneyerek devleti yeniden bir teokratik yapıya kavuşturmaya kalkışınca, parti kapatmak şöyle dursun, on binlerce kellenin uçurulduğunu bu Frenklerin bilmemelerinin gerçekten olanağı var mıdır acaba?
Yaşamla ilgili ideolojik bir kavram değil ki laiklik, "insanlara zorla dayatılamaz" denilebilsin."Demokratik laiklik" ne demektir Allah aşkına?...
SÖMÜRGECİLİĞİN UNUTTURDUĞU KAVRAMLAR
Ama, adı "Yargı Reformu" olan bir taslağı önce AB komiserine verdiği için kendisini eleştiren Yargıtay Başkanını Adalet Bakanı'nın "Ne anlama geldiğini incelemeden, zahmet edip açıp sormadan alelacele yapılmış bir açıklama" diyerek yanıtlaması bir yana, Olli Rehn adlı bu komiserin hemen sömürge valisi pozuyla Yargıtay Başkanını "Madem AB'ye girmek istiyorsunuz, elbette içişlerinize de karışacağız" diyerek paylamasına bakılırsa, bu bayların söz konusu kavramlardan gerçekten haberleri yok. Sömürgecilik unutturmuş bu kavramları. Bizimkilerin ise, galiba ne laisizm, ne demokrasi, ne de "constitution" kavramı üzerinde şöyle birazcık olsun düşünmüşlükleri var...
Bu nedenle "aydın" diyebilmek bile olanaksız bu baylara.
Çünkü laik devletlere dek bütün toplumlarda eğitim, din kurumlarının görevidir. Kimi kral ve imparatorun bu din okullarından bazılarını korumaları altına almaları dışında teokratik devletler tarihleri boyunca halkın eğitimiyle kesinlikle ilgilenmemişlerdir.
Biliyorsunuz, kilise veya cami avlusundaki bu okullardan yetişenlere de Müslümanlar "ulema", Hıristiyanlar " clerc" demektedirler.
Örneğin Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Ali Kuşçu'nun Muallimhanesi gibi küçük özel dershaneler dışında bu ülkelerde meslek eğitimi veren bir okul bulunmadığı için de, yargıçlık, avukatlık, hekimlik, memurluk, yöneticilik, öğretmenlik gibi eğitimle edinilen meslekler de doğal olarak bu ulema ve clerc'lerin tekelinde kalmıştır bütün ortaçağ boyunca.
CLERC'LER YETERSİZ KALINCA...
Nitekim, Osmanlılarda müderrislik, hekimlik, Saray Hekimbaşılığı, vakıf mütevelliliği, yalnız yargıç değil, aynı anda -savcı-avukat-noter de demek olan kadılık gibi görevlere ancak ulema getirilebilmektedir. Fransızcada bu nedenle clerc sözcüğü avukat ve noter de demektir.
Ne var ki, keşifler, denizaşırı ticaretin gelişmesi, kentleşme gibi nedenlerle hızla artan salgın hastalıklara ve karmaşıklaşan hukuksal sorunlara clerc'ler yanıt veremez olunca, 11. yüzyıldan itibaren Katolik kilisesi çaresiz, clerc olmayan öğretim üyelerinin de piskoposlarca atandığı, gene kiliseye bağlı tıp ve hukuk okulları açmak zorunda kalmıştır. Tarihçilerin belirlemelerine göre de, ilk hukuk okulu 11. yüzyılda İtalya'da Bologna'da açılmış, Paris, Oxford ve Cambridge üniversiteleri de 12-13. yüzyıllarda tıpkı Bologna Üniversitesi gibi Kilisenin açtığı hukuk okullarıyla kurulmuşlardır.
"MÜNEVVER"DEN "AYDIN"A, "AYDIN"DAN "ENTELEKTÜEL"E
İlginçtir, bu okulları bitirenlere de, din bilgini (clerc) olmadıklarını belirtmek için örneğin İngilizcede light sözcüğünden "enlightened", Fransızcada claire'den "éclaire" diye yeni adlar türetilmiştir. "Işık yüklenmiş / aydınlatılmış" anlamındaki bu Frenkçe terim de, 1850'lerde Arapça "nur" kökünden "münevver" diye Osmanlıcalaştırılmış, 1950'lerde de güneşin ışığını yansıtan ay'dan esinlenilerek "aydın" diye Türkçeleştirilmiştir.
Bu okulları bitirmiş, ama Rönesans döneminde kendisine eğitimle yüklenmiş bilgiyi aktarmakla yetinmeyip dinsel düşünceye uygun, akıl ile vahiy'i birleştirmeyi amaçlayan yeni bilgiler üreten Katolik kilisesine bağlı Roger Bacon, Thomas More, Erasmus gibi aydınlara da, gene 1850'lerde mütefekkir diye Osmanlıca karşılık uydurduğumuz, 1950'lerde düşünür diye Türkçeleştirdiğimiz, İngilizce "thinker", Fransızca "penseur" denilmeye başlanılmıştır.
Ancak, Fransız devriminden sonra insanın yalnız siyasal haklara değil, aynı anda ekonomik bağımsızlığa da kavuşarak özgürleşebileceğinin bilincine varıldığı 19. yüzyıldan itibaren aklı vahiyden ayrıştırıp, dille düşünceyi dinsellikten arındıran aydınlara, kiliseye bağlı olarak düşünmedikleri belirtmek içi "thinker" veya "penseur" değil, "entelektüel" denilmeğe başlanılmıştır artık. Yani, "entelektüel" kavramı da, bir anlamda "laik" kavramının türevidir sanki...
Bu nedenle AB komiseri bu baylara söylenecek tek söz kalıyor; "Siz kiiim, entelektüel olmak kim?"
Demirtaş Ceyhun |
|---|
demirtasceyhun@
ulusalkanal.com.tr