İngiltere dost mu?

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth'in Anavatan Türkiye ziyaretinin, AB sürecinde Türkiye'yi desteklemek üzere gerçekleştiği açıklamasını oldukça garipsedim.
İngiltere'nin çıkarı olmadan kılını bile kıpırdatmadığı tarih sayfalarında yazılıdır.
Kraliçelerini gönderdiklerine göre bu işte mutlaka büyük bir çıkar vardır. İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın bu ziyaretin planlayıcısı olması bu bağlamda kayda değer bir tespit olacaktır.
Sömürgeci İngiltere dostluk, müttefiklik gibi kavramları bilmez. Tek bildiği Büyük Britanya'nın yüksek çıkarlarıdır. Bu yüksek çıkarlara hizmet için her yol mubahtır.
İngiliz koloni düzeninde, istila edilen ülkenin  kaynaklarının ticaret adı altında sömürülmesi esastır.
MESELE, İNGİLİZ HALKIYLA DEĞİL MONARŞİSİYLE
Bunları düşünürken aklıma İngiliz'in Kıbrıs'ta yaptıkları geliyor. Türk düşmanı Gladstone geliyor; aklıma Berlin Konferansı şantajları, İngiltere'nin Arapları ve Kürtleri Osmanlıya karşı isyana teşvik etmeleri geliyor, Şeyh Sait, Musul-Kerkük geliyor, Arabistanlı Lawrence geliyor, İngiliz işbirlikçisi Mekke Şerifi Hüseyin, Çanakkale Muhabereleri ve Churchill geliyor; İstanbul'un, İzmir'in ve Anadolu'nun işgali, Sevr,  Mondros Ateşkes Antlaşması, Kurtuluş Savaşı, Lozan Konferansı ve Lord Curzon geliyor...
Aklıma kahpeliğin ve şerefsizliğin her türlüsü geliyor.
Lütfen yanlış anlaşılmasın. Londra'da öğrenim gördüğüm yıllarda birçok İngiliz arkadaşım oldu. Hala birçoğu ile yakın temasım vardır ve onları seviyorum. İngiliz halkı ile meselem yoktur. Ama İngiliz Siyasi Oligarşisi ve bunların icraatlarına ön ayak olan Monarşisi ile muhakkak bir hesaplaşmamız vardır... Tarih önünde Yüce Türk Milletine ve onların ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türklerine özür borçlarını yerine getirene kadar... Kıbrıs'ta, Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Ortadoğu'da, Çanakkale'de, Dumlupınar'da, Sakarya'da Anavatanın her köşesinde kefensiz yatan Şehitlerimize özür borçlarını ödeyene kadar bu hesaplaşmamız sürecektir.
İNGİLTERE ADA'YA EL KOYDU, ENONSİSCİLERE GÜN DOĞDU
İngiltere Osmanlı'yı tabir caizse katakulliyle, güya diğer sömürgecilere karşı koruma sözü vererek, aslında Hindistan'daki, Ortadoğu ve Akdeniz'de kendi çıkarlarını korumak adına, kendisi sömürmüş ve yıkılmasına sebep olmuştur. 1882'de önce Mısır'ı işgal eden İngiltere, Rus tehdidini öne sürerek Kıbrıs adasını Osmanlı'dan askeri üs olarak geçici bir süre kullanmak üzere devralmayı başarmış, bir daha da geri vermemiştir.
İngiltere 1914'te Osmanlı devletinin Almanya yanında savaşa girmesini fırsat bilerek Kıbrıs'ı ilhak etmiştir. Ortaya çıkan bu fiili durum Osmanlı-İngiliz Kıbrıs anlaşmasının ayaklar altına alındığı  eşkıyalıktan başka bir şey değildi. İngiltere'nin adaya el koyması ile adada yaşayan Rum Enosis'cilere gün doğmuştur. 1878'ten Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1960 yılına kadar Kıbrıs Türkü İngiliz emperyalizminin zulmüne katlanmak zorunda kalmıştır. Türklüğün adadaki varlığının devamı için Kıbrıs Türkü İngiliz'in her türlü insanlık dışı muamelesine katlanmış, sırasında canını seve seve feda etmiştir.
İngiltere Lozan Barış Anlaşmasıyla Kıbrıs'ın topraklarına katılmasını yasallaştırmıştır. Lozan Antlaşmasına göre adanın statüsünde bir değişiklik mevzubahis olması halinde adanın eski sahibi olan Türklere iadesi de hiçbir zaman yerine getirilmemiştir. İngiltere Kıbrıs'taki hükümranlığını devam ettirmek adına Türkü Rum'a düşürmüş, bölerek yönetmeyi başarmıştır.
İNGİLİZLERİN KIBRIS'TA ZULMÜ
İngiltere Zürih-Londra anlaşmaları çerçevesinde adada iki egemen askeri üssü hükümranlığı altında tutmayı becermiştir. Bu askeri üslerden bugün Ortadoğu'dan Çin'e kadar geniş bir bölgeyi kontrol edebilmektedir. Irak, Afganistan gibi emperyalizmin sillesini yakın zamanda yemiş halklara sıkılan kurşunlar ve atılan bombalar, İngiltere'nin Kıbrıs'taki üslerinden havalanan uçakların marifetidir. Kıbrıs halkları İngiliz sömürge idaresinin yarattığı düşmanlıkların ve Enosis taraftarı siyasilerin bedelini bugün dahi ödemektedirler. Makarios'un Kıbrıs'ta yürürlüğe koyduğu Kıbrıs Türkünü yok etmeyi hedefleyen Akritas planına İngiltere göz yummuştur. 1963'te yıkılan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni gasp eden Rum İdaresini adanın meşru devleti olarak tanıyan İngiltere, bu Rum idaresinin AB'ye üye olmasına garantör devlet olarak göz yumarak uluslararası anlaşmaların çiğnenmesine ses çıkarmamış, hatta katkı koymuştur. İngiltere yıllardır Kıbrıs Türkünün ambargo ve izolasyonlar altında ezilmesine vesile olmakta ve Kıbrıs Türküne İngiltere'ye seyahatlerde vize uygulamasını da sürdürmektedir. İngiltere Annan Planının hazırlayıcısı ve ciddi savunucusu olmuştur. İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Lord Hannay'ın bu süreçteki Türk düşmanlığı unutulmamıştır.
İNGİLİZ'İN ÇANAKKALE'DEKİ MARİFETLERİ
İngilizlerin marifetleri ve Türk dostu olmadıkları bu köşenin sınırları içerisine muhakkak ki sığmayacaktır. Ancak bu gafillerin Çanakkale'de yaptıklarına da değinmeden geçemeyeceğim.
Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden birkaç yıl önce çıkan bir belge, tarihimize şanlı bir zafer olarak geçen Çanakkale Savaşları'yla ilgili korkunç bir gerçeği ortaya çıkartmıştır. Türk ordusunun 251 bin şehit verdiği, 1 milyonun üzerinde askerimizin yaralandığı ve 10 bin askerimizin kaybolduğu Çanakkale Savaşı'nda, İngilizler liderliğindeki itilaf devletlerinin Türk askerlerine karşı boğucu türden gaz içeren kimyasal silah kullandığı belirtilmiştir. Belgede, gazın verdiği zarar konusunda bir bilgi yok. Fakat araştırmacılar, binlerce askerin kimyasal silahların tesiriyle şehit düşme ihtimalinin olduğunu belirtiliyor.
Çanakkale'de destan yazan askerlerimize yönelik uluslararası savaş hukukuna aykırı hareketler, kimyasal silahlarla sınırlı değil. Tespit edilen 2 ayrı belgeye göre, savaş hukukuna kesinlikle aykırı olmasına rağmen, İngilizlerin Mehmetçik'e domdom kurşunları da sıktığı ortaya çıkmıştır. 10 Mayıs 1915'e ait bir başka belgede de İngiliz savaş gemilerinin balonlar yardımıyla Maydos kasabasında Kızılay bayrağı çekmiş hastaneyi bombalayıp, 30 yaralı askerimizi şehit ettiği belirtilmektedir.
ZİYARETİN ALTINDAKİ İNGİLİZ ÇIKARLARINI YAKINDA ANLARIZ
Yunanlıları teşvik ederek yüreklendiren ve silahlarla donatarak üstümüze saldırtan İngiltere'nin bugün aynı düşmanca zihniyete sahip olduğundan kuşku duyulmamalı ve uyanık olunmalıdır. Geçtiğimiz aylarda İngiltere ile imzalanmış olan Stratejik Ortaklık Anlaşması samimiyetten yoksundur ve İngiliz çıkarlarına hizmet etmektedir.
Kraliçenin Türkiye ziyareti de boşuna değildir. Kraliçe İngiliz menfaatleri gerektirdiği için Türkiye'ye gelmiştir. Tarihin hemen hemen her sayfası İngiliz'in samimiyetsizliğini, ikiyüzlülüğünü, fırsatçılığını ve çıkarcılığını haykırmaktadır.
Aylar önce, Kraliçe 2. Elizabeth'in o tarihte Dışişleri Bakanı olan Jack Straw'ın Avusturyalı meslektaşına Türkiye'nin AB üyelik sürecine karşı çıkmaması için "Ayının postunu almak istiyorsan, sürecin başlamasına itiraz etme, kafese girmesini bekle" demesini dostluk diye nitelemek mümkün müdür? Kraliçe'nin Türkiye ziyaretini Türkiye'nin AB sürecine katkı koymak için yapmadığı bellidir ve hangi İngiliz çıkarları adına yaptığını yakında göreceğiz...