Güneş bebeğe patik mi, yoksa birilerine gemicik mi?

Anneler gününde bir televizyon kanalı, mikrofonu önünden sıra sıra geçen askeri konvoya uzatıyor. Pencerelerden tertemiz güler yüzlü oğullar kafalarını uzatıyor, neşeyle selamlar gönderiyor. Hem annelerine hem vatanlarına.
Boğazım düğüm düğüm.
Altı gencecik insanın cenazesi az önce kalktı Türkiye'nin dört bir yanından.
Neden böyle güle oynaya can verdiler?
Milli sınırlarımızın savunucuları, milletimizi millet yapan milli sınırlarımızı yeniden sağlamlaştırıyorlar.
Ne var ki o "milli sınırlar", ancak içerisinde milli bir hükümet olursa sağlam kalır. Arkanı döndüğün zaman sırtından vuracak bir Ankara'yla değil.
Ya da böyle bir Ankara oluşturanlara göz yumarak değil.
Geçenlerde ziyaretimize gelen bir emekli astsubay şöyle diyordu: "Harekâta adını veren Güneş bebeğin ayağının neden çıplak olduğunu da düşünmeliyiz."
Güneş bebeğe sıcacık patik mi, yoksa birilerine gemicik üzerine gemicik mi?
Türkiye önümüzdeki dönemde geleceğiyle ilgili programı seçecek.

Kimlik numarasıyla ilgili bilgi ve istatistik

Genç bir okurumuzdan bilgi notu var. Özge Dinç, Hacettepe Üniversitesi İstatistik Bölümü öğrencisi. Atatürkçü Düşünce Topluluğu ve Türkiye Gençlik Birliği üyesi. Kendisine teşekkür ederek aktarıyorum:
"Aydınlık Dergisi'ndeki yazılarınızı düzenli olarak takip ediyorum. 23 Mart 2008 tarihli sayıda 'Kimlik numaranız kaç?' başlıklı yazınız vardı. Kimlik numaralarının neden çift olduğundan bahsetmiştiniz. Bu kimlik numaralarının algoritmasını geçen yıl dersini aldığım bir hocam yazmıştı. Bugün ona sorma fırsatını buldum. Bu numaralar modüler aritmetik ile üretiliyormuş. Dolayısıyla bir çift sayıyla çarpılınca da tüm sayılar çift oluyormuş. Yani tüm kimlik numaralarının son rakamları çiftmiş. (...) Bu zor zamanlarda sizin gibi aydın fikirli insanların var olduğunu bilmek biz gençlere umut veriyor. Gerçekler en kısa zamanda ortaya çıkacaktır ve gerçek vatanseverler kazanacaktır. Bundan hiç şüphem yok. İyi akşamlar diliyorum. Hoşça kalın..."
Siz de hoşça kalın sevgili kardeşim, kalın ki ülkemiz de hoşça kalsın... Gözlerimiz arkada kalmayacak...
Ayrıca Özge kardeşimizin önemli bir özelliği ve görevi var. İstatistikçi olacak. Klasik "yalan, kuyruklu yalan, istatistiki yalan..." tanımında devrim yapacak. Eskiyi yıkıp yeniyi kuracak. Bilimsel gerçeklere bağlı kalacak. Toplumsal ve siyasi kararlarda çok önemli bir yol gösterici olan istatistik biliminin adını temize çıkaracak, ülkesinin ve halkının hizmetine sunacak.

19 Mayıs ve müzik

Bu hafta sayfalarımızı okuyucularımıza ayırdık. Bir ileti de İzmir'den var. Ahmet Öngen 19 Mayıs'larda yapılan anlamından kopuk törenleri ve kullanılan müziği eleştiriyor; arkasından da Pakize Türkoğlu'nun "Tonguç ve Köy Enstitüleri" kitabından 1945 yılının 19 Mayıs törenine ilişkin bir anıyı aktarıyor:
Hasanoğlan Köy Enstitüsü öğrencilerinden 500 kişilik bir ekip istasyona iner ve çalgılarıyla birlikte stadyuma gelir. Aslında 1200 kişi de olabilirdi. Okuldaki öğrencilerin hepsi. Başlarındaki öğretmenin işaretiyle çalmaya başlarlar. Balıkesir'in Bengi'si, Arpazlı ve Dağlı zeybeklerin müziğiyle havalanan kızlı erkekli oyuncular, stadyumu dolduran halkı kendi ritmine ve sesine ortak eder. Halk büyülenmiş gibi bağırır ve alkışlar: "Hasanoğlan! Hasan Ali!"
Stadyum her oyunda yeniden ayağa kalkar, öğrencilere eşlik eder...
Aradan ne kadar sular akmış. Şimdi bazen anaokullarının bile önünden geçerken, kulaklarıma kadar yüzüm kızarıyor. Söylenen kötü müzikli kötü şarkıların içeriklerinden.

Gözler Gönlün Aynasıdır

Yazının başlığı bir okurumuza ait. Sayın Seyhan Bahar şöyle yazmış:
"Ülkemizin tam bağımsızlığı için emperyalizme karşı savaşınız, Kemalist devrimlerin devamı için yaptığınız çabalar, Ermeni soykırımı yalanına karşı mücadeleniz, KKTC için eylemleriniz, köylü ve işçi sınıfı ile beraberliğiniz sözlerle ifade edilemeyecek kadar büyüktür.
"Gerçeklerin farkında olan bir yurtsever, Kemalist olarak gönlüm Tekirdağ'da arkadaşlarınızla beraberdir. (...)
"10 Mayıs 2008, saat 18.00 civarı Bakırköy sahiline giderken Özgürlük Meydanı'nda gönüllü arkadaşlar tarafından elden satılan Aydınlık Dergisi'nden almak üzere eşim ve 8 yaşında oğlum, dergi satan arkadaşın yanında durduk. Parayı verip dergiyi alırken dergi satan arkadaş ile göz göze geldim. İki saniye sürdü göz temasımız. "Kolay gelsin" dedim. "Sağolun", dedi. "Konuşmadık bile, iki saniye göz temasımız aslında aramızda saatlerce konuşmamız oldu..."
Seyhan Hanım, sonra uzun uzun iki saniyede "mutabık kaldıkları" konuları aktarmış.
"Hani diyoruz ya" diye bitiriyor "gönüller bir olsun, gözler kalbin aynasıdır. Biz iki saniyede kalplerimizi birleştirdik... Hepimiz İşçi Partisi ve Doğu Perinçek gözleri ile gönüllerimizi birleştirmeliyiz."
Seyhan Hanım, bir anne olarak adımın önüne değer gördüğünüz sıfatlar için de ayrıca teşekkür ediyorum, ben de sizin geçmiş anneler gününüzü kutlarım.

Sınırlarımız neden girintili çıkıntılı?

AKP'nin Türkiye'yi pazarlama (diğer bir deyişle satma) politikaları halkı isyan ettiriyor. İşin sonuna doğru hızla, freni patlamış yokuş aşağı giden bir araba misali geliniyor sanki. Hiç umulmadık çevrelerde özelleştirmeler, faiz politikaları, ülke kaynaklarının mafyalaşmış politikalara peşkeş çekilmesi tartışılmaya başlandı.
Milli dalga yeniden hareketlendi.
Artık tartışmalarda çok açık ifadeler kullanılıyor.
Geçen gün bir toplantıda söz alan bir dinleyici şunları söyledi:
-Arkadaşlar bakın birçok ülkenin kara sınırları cetvelle çizilmiş gibi düzgündür. Ama Türkiye'nin kara sınırları girintili çıkıntılıdır. Dantel gibidir. Nedendir biliyor musunuz? Çünkü o sınırlar santim santim savaşarak kan dökülerek, şehit verilerek çizilmiştir. Bu ülkeyi satacak iktidarları, o şehitlerin kemikleri ayağa kalkarak ülkeden kovarlar. Tıpkı Vahdettinlere yaptıkları gibi..."