Sendikal örgütlenmenin önünde mevzuat engeli yok
Sendikacılarımızın ve sendika hukukçularının büyük bir bölümü aynı hatayı yıllardır tekrarlıyor; sendikal örgütlenmedeki başarısızlıkları mevzuata bağlıyor. Şunu tekrar tekrar anlatmak gerekli: Günümüzde sendikal örgütlenmenin önünde bir mevzuat engeli yok. Örgütlenmenin önündeki en önemli engel, işsizlik ve kaçak çalıştırmadır. Ayrıca, sendikacılarımızın ve sendika hukukçularımızın büyük bir bölümü, ellerindeki imkânların farkında değildir. Bu imkânları bilmeyince ve kullanmayınca, mevzuat alanındaki sıkıntılar dile getirilmektedir. Mevzuatta tabii ki olumsuz birçok düzenleme vardır. Ancak eğer bunları aşmanın mevzuatta yer alan bazı yollarını bilirseniz, daha ciddi bir sendikal çalışmayla, örgütlenme yapabilirsiniz.
ELİMİZDE İKİ İMKÂN VAR
Sendikaların en önemli sorunu üye yapmada noter koşulu, yüzde 10 barajı ve yetki alma sürecidir. Eğer bir sendika kendine güveniyorsa, temsil ettiğini ileri sürdüğü işçilerle yakın bir ilişki kurabilmiş ve onları yalnızca üye yapmanın ötesinde onların güvenlerini de kazanmışsa, 2821 ve 2822 sayılı yasalardaki engelleri (üyelikte noter, ehliyet ve yetki koşulları) doğrudan aşarak, üyeleri adına toplu iş sözleşmesi imzalayabilir. 22 Nisan 1926 tarihinde kabul edilen ve 8.5.1926 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun konuya ilişkin iki maddesi şöyledir:
III - Umumi mukavele:
1 - Nasıl yapılacağı
Madde 316 - İş sahibi kimselerin veya cemiyetlerinin, işçilerle veya cemiyetleriyle yaptıkları mukavelede hizmete mütaallik hükümler vazolunabilir.
Bu umumi mukavele, tahriri olmadıkça muteber değildir.
Alakadarlar bu mukavelenin müddetinde ittifak edemezlerse, bir sene mürurundan sonra altı aylık müddet için yapılacak bir ihbar ile, her zaman mukaveleyi feshedebilirler.
2 - Hükümleri
Madde 317 - Umumi bir mukavele ile bağlı bulunan iş sahipleriyle işçiler arasında yapılacak hususi hizmet akitlerinin, umumi mukaveleye muhalif hükümleri batıldır.
Bu batıl hükümlerin yerine, umumi mukavele hükümleri kaim olur.
63'TEN ÖNCE DE TOPLU SÖZLEŞMELER İMZALANMIŞTI
Sendikalar, 1961 Anayasası'nın 47. maddesi ile toplu sözleşme hakkı açıkça tanınmadan önce, 1950'li yıllarda işverenlerle bu maddeye dayanarak toplu iş sözleşmeleri imzaladılar. Bunların sayısı çok değildi; ancak böyle uygulamalar oldu. Birçok kişi, Türkiye'de toplu sözleşmelerin 1963 yılında 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'nun kabulü sonrasında imzalandığını zanneder ve hata yapar. Borçlar Kanunu'nun 316. ve 317. maddelerine dayanarak 1963 öncesinde de toplu sözleşme imzalanmıştır. Ayrıca, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası'nın anti-demokratik yüzde 10 barajının aşılmasında da bazı sendikalar bu hakkı kullandı. Benim anımsadığım, rahmetli Özcan Kesgeç'in genel başkanlığı döneminde Sosyal-İş Sendikası'nın yüzde 10 barajını aşamadığı yıllarda bu olanaktan yararlanıldığıdır.
GÜCÜNÜ KABUL ETTİREN İŞVERENİ MASAYA OTURTUR
Bu düzenlemede "yetki" diye bir sorun yok. Ayrıca, noterden üyelik şartı da söz konusu değil. "İşçilerle ve cemiyetleriyle" yapılacak bir mukaveleden söz ediliyor. Bu ifade, sendikal örgütlenmeyi gerçekleştirmek isteyen örgütler için olağanüstü olanaklar tanıyor. Diğer bir deyişle, umumi mukavelenin tarafının bir sendika olması da gerekmiyor; bir dernek de üyesi olan bir grup işçi adına umumi mukavele (toplu sözleşme) yapmak için işverene başvurabilir. İşverenle görüşmesi için sendika olması veya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'ndan anti-demokratik bir biçimde yetki alması gerekmez. Bu düzenleme, 98 sayılı ILO Sözleşmesi açısından da son derece uygundur. Toplu pazarlık hakkının kullanılmasının önünde hiç bir engel yoktur. Gücünü kabul ettiren, bu gücünü kullanarak işvereni toplu pazarlık masasına oturtur. Gücünü kabul ettiremeyen, toplu sözleşme yapamaz.
Derseniz ki, toplu sözleşme yapılmasını düzenleyen ayrı bir mevzuat var. O zaman da imzalanan bu metnin adını "toplu sözleşme" koymazsınız da, "umumi mukavele" koyarsınız. Hatta umumi mukavele imzaladıktan sonra gerektiğinde ayrıca yetki alıp, bir de toplu iş sözleşmesi imzalayabilirsiniz. Hukuken buna hiçbir engel yok. Aslolan gücünüz. Gücünüz varsa, bunları yapabilirsiniz. Gücünüz yoksa; diğer bir deyişle işçi size güvenmiyorsa, bunları yapamazsınız. İşçinin işverenle ilişkileri düzenlenirken yalnızca bireysel iş sözleşmesi ve toplu iş sözleşmesi yok. İş Kanunu'na göre takım sözleşmesi, Borçlar Kanunu'na göre umumi mukavele yapılabilir. Her şey güce bağlı.
ILO SÖZLEŞMESİ GREV HAKKI TANIYOR
Peki, bu maddelere göre bir girişimde bulunulursa, grev hakkı olacak mı?
Sendikacılarımızın ve sendika hukukçularımızın büyük çoğunluğunun halen farkında olmadığı ve benim gibi bir grup insanın yıllardır tekrar tekrar gündeme getirdiği bir hak daha var. Anayasa'nın 90. maddesinde 4 yıl önce yapılan değişiklikle, onaylanmış uluslararası sözleşmeler doğrudan uygulanırlık kazanmıştır. Türkiye tarafından onaylanmış 87 sayılı ILO Sözleşmesi de en geniş grev hakkını tanımaktadır.
2821 ve 2822 sayılı Yasaların anti-demokratik düzenlemelerini aşmanın yolu, Atatürk döneminde çıkarılan Borçlar Kanunu'nun 316. ve 317. maddeleri ile onaylanmış ILO Sözleşmelerinin doğrudan uygulanırlık kazanmış olmasından geçmektedir. Bunların hala farkında olmayıp, sendikal örgütlenmenin önündeki en önemli engelin mevzuat olduğunu düşünmek ise büyük bir yanlışlıktır. Bu iki imkânı kullanmayanların ise şikâyet hakkı yoktur.
