''Anayasa'' bir yasa, ''Anayasa Mahkemesi'' de bir mahkeme midir?

Gerçekten, son seçimlerde kazandığı Meclisteki çoğunluğuna dayanarak, AKP'nin yeni bir Anayasa hazırlamaya kalkışması üzerine başlayan ve kapatma davasıyla iyice yoğunlaşan ''yüzde 47 oy almış bir iktidar partisini kapatmaya kalkışmak, ulusun iradesine saldırı değil midir? Parti kapatmak demokrasi ile bağdaşır mı? Anayasa Mahkemesi Meclisin üstünde bir kurum mudur? Meclis isterse Anayasa Mahkemesini kapatamaz mı? Anayasa'da değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerin bulunması, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ilkesini zedelemiyor mu?'' şeklindeki tartışmalarda temel veri olarak ele alındığı gibi Anayasa tıpkı Ceza Yasası, Ticaret Yasası gibi bir yasa; Anayasa Mahkemesi de Danıştay, Yargıtay gibi yargı erkini oluşturan bir mahkeme midir? Yoksa tartışmanın böyle kör düğüşüne dönüşmesi de, Anayasa ve Anayasa Mahkemesi deyimlerinin içindeki ''yasa'' ve ''mahkeme'' sözcüklerinden mi kaynaklanmaktadır acaba? Birleşik adın içindeki ''yasa'' ile tamlamadaki ''mahkeme'' sözcükleri mi Anayasa'nın Meclis'in yetkisi içindeki bir yasa, Anayasa Mahkemesi'nin de yargı erkinin parçası bir mahkeme olduğu yanılgısına düşülmesine neden olmaktadır?
KANUN-İ ESASİ'Yİ İLAN EDERKEN DİKKAT ETMEDİKLERİ...
Bilindiği gibi Anayasa kavramı da yaşamımıza 1876 yılında Osmanlı aydınlarının Sultan Abdülaziz'in Avrupa gezisi sırasında tanık oldukları olağanüstü gelişmişliğinin kaynağı diye değerlendirdikleri İngiltere'deki parlamentolu krallık yönetimini Osmanlı İmparatorluğuna taşımaya kalkışıp Sultan Abdülhamit'e ilan ettirdikleri Kanun-i Esasi ve ''padişaha çalışmalarında yardımcı olması'' için açtırdıkları tıpkı İngiltere'deki gibi 2 kamaralı Osmanlı Meclis-i Mebus an'ı ile girmiştir.
Ama İngiltere'deki bu düzenin 1215 yılındaki ilk Manga Carta'dan itibaren yüzyıllar boyu sürmüş kanlı savaşımlar sonunda ta 17. yüzyılda 44 Magna Carta daha imzalanıp, Katolik kilisesinin yanında yeni bir kilise oluşturularak, ardı ardına gerçekleştirilen devrimlerle Instrument of Government, Toleration Act, Declaration of Rights adlı sözleşmeler ilan edilerek meşruiyetini kutsal güçlerden alan ''teokratik devlet'' sona erdirilip ve yerine egemenliğin parlamento aracılığıyla halka devredildiği ve meşruiyeti halktan kaynaklanan ''seküler'' (laik) bir devletin kurulmuş olduğuna dikkat bile etmemişlerdir.
DEVRİMLE KURULAN LAİK DEVLETLER KARŞIDEVRİMLE YIKILABİLİR
Yani, halen insanlığın bildiği 2 devlet türü vardır yeryüzünde. Meşruiyetlerini kutsal güçlerden kazanan devletlere teokratik, egemenliğin ve yasamanın kayıtsız şartsız halkta olduğu devletlere de laik (veya seküler) denilmekte, üçüncü bir devlet türü de henüz bilinmemektedir. Laik (seküler) devletler de, yasalarla, seçimle, halk oylamasıyla filan değil, bir devrimle kabul edilmiş Constitution Act'lerle (sözleşmelerle) kurulmuşlardır ve ancak karşıdevrimlerle yıkılabilmektedirler.
Monarşi, oligarşi, demokrasi, demokratik krallık, cumhuriyet vb gibi terimler ise, devletin yapısı ile değil, yönetimiyle ilgilidir. Bu nedenle devlet kavramını da, yapısal (rejim) ve yönetsel (politika) olmak üzere iki ayrı düzlemde ele almak gerektir.
İKİ AYRI DEVLET TÜRÜ
Bilindiği gibi teokratik devletlerde yönetim 'mutlaktır' ve bir din kurumu veya onun adına bir kral tarafından yürütülmektedir. Bütün siyasal erkler tek bir elde toplanmıştır.
Laik devletlerde ise siyasal erk Thomas Hobbes, John Locke, David Hume gibi düşünürlerin aynı yüzyıllarda kuramsallaştırdığı din kurumlarına karşı bağımsızlık, kuvvetler ayrılığı gibi ilkeler doğrultusunda gerçekleştirilen seçimle oluşturulmuş parlamentodaki siyasal partiler aracılığıyla kullanılmaktadır, yönetim demokratiktir. İngiltere'deki yeni devletin aynı anda bir de Toleration Act'in imzalanarak kurulmuş olmasından da anlaşılacağı gibi, laik devletin belkemiğini, teokratik devletlerden farklı olarak bağışlama ilkesine dayalı hoşgörü değil, 'bütün insanların ve inançların birbirlerini kendilerinin eşiti kabul ederek bir arada yaşamaya katlanmaları' anlamdaki eşitlik ilkesine dayalı tolerans kavramı oluşturmaktadır.
Salt laik devlet türüne özgü bu demokratik yönetim biçimine de Batılılar 'Constitution Government' demektedirler.
BAŞKA DİLDE KARŞILIĞI YOK!
Ama bu kavramlarla Sultan Abdülaziz'in gezisi sırasında tanışan Osmanlı aydınları, güya İngiltere'deki bu parlamenter düzeni ülkeye taşırken, yasama yetkisinin Kuran'la Sultan'dan alınıp Meclis'e devredilmesini ve yürütme, yasama, yargı erklerinin bağımsızlaştırılmasını akıllarından bile geçiremedikleri için Constitution kavramını hile-i şer'iye ile sanki bir yasa adıymış gibi ''Kanun-i Esasi'' diye Osmanlıcalaştırırlarken ''Constitution Government'' tamlaması için de karşılığı başka bir dilde bulunmayan, şart kökünden şartlı yönetim anlamında ''Meşrutiyet / Meşruti idare'' diye bir sözcük uydurmuşlardır.
SUUDİ ARABİSTAN'IN BİLE KANUN-İ ESASİ'Sİ VAR
İlginçtir Osmanlı aydınlarının bu çarpıtmasını Batılılar da hemen benimseyerek, 20. yüzyılda Ortadoğu'yu sömürgeleştirirlerken işbirlikçilerini o ülkelerinin kralı, şahı yapmakta meşruiyet kaynağı olarak kullanmışlardır sanki.
Örneğin 1906 yılında İran'da tıpkı Osmanlı Kanun-i Esasisi gibi 1. maddesinde ''İran'ın şahlıkla yönetilen Caferi mezhebinden bir Şii İslam devleti olduğunun'', 2. maddesinde de ''Egemenlik hakkının halk tarafından Allahın lütfü ile Kaçar ailesine devredildiğinin'' belirtildiği bir Kanun-i Esasi ile Kaçar ailesinin aynı biçimdeki Kanun-i Esasi'lerle 1923 yılında Mısır'da Fuat'ın ailesi; 1924 yılında Irak'ta Haşimi ailesinin 1926 yılında da önce Hicaz'da, sonra da Suudi Arabistan'da Suud ailesinin hanedan olmasını sağlamışlardır. Yani, tam bir teokratik devlet olan Suudi Arabistan'ın bile bugün bir Kanun-i Esasi'si vardır.
ANAYASA MAHKEMESİ DEVLET REJİMİNİN GÜVENCESİ
Bu nedenle Kanun-i Esasi kavramı üzerinde gerçekten sil baştan ciddi ciddi düşünülse gerektir.
Bilindiği gibi seçimle iktidara gelen Hitler ve Mussolini'nin rejimi değiştirip dünyayı ateşe vermeleri üzerine Batılılar da 1945'ten sonra demokratik düzenleri güvence altına almak için siyasal partilerin rejime yönelik girişimlerini denetlemek üzere ''Supreme Court'' adıyla yeni bir üst kurul oluşturmuşlardır. Bu kurul 27 Mayıs Anayasası ile ülkemizde de ''Anayasa Mahkemesi'' adıyla kurulmuştur.
Yani Anayasa Mahkemesi de kesinlikle yargı erkinin parçası bir mahkeme değil; devletin rejiminin güvencesi bir üst kuruldur.
Kısacası ne Anayasa yürütmeyle ilgili bir yasadır, ne de Anayasa Mahkemesi yargı erkinin mahkemelerinden biridir. Aydınlarımız bugüne dek 'sözleşme' ve 'yasa' kavramları üzerinde yeterince durmamış oldukları için galiba, 'Anayasa' ve 'Anayasa Mahkemesi' konularında da kolayca yanılgıya düşebilmektedirler.    

NOT: Yazarımız Sayın Demirtaş Ceyhun izinde olduğu halde, güncel gelişmeler nedeniyle bu yazısını tatil yerinden yazmıştır. Gösterdiği duyarlılık için teşekkür ederiz.

Demirtaş Ceyhun