Gel de boyun eğme
Yazının başlığını belirlerken epeyce düşündüm. Sanırım siz de garipsemişsinizdir. Haksız sayılmazsınız! Ama ben de haksız sayılmam. Hemen konuya girelim: Kendinizi bir mahkemenin yargıcı ya da savcısının yerine koyun! Ve 10 Haziran 2009 Çarşamba gününün HABERTURK gazetesinin 16. sayısını açın! Orada "51 nolu DVD'yi polis mi koydu" başlıklı haberi okuyun!
"ŞANTAJ GÖRÜNTÜLERİNİ KİM, NASIL ELDE ETTİ"
Haber şöyle: (zorunlu olarak kısaltıyorum)
"Önceki gün tutuklanan Avukat Serdar Öztürk'ün 'Polisin o DVD'yi ofisime koyduğunu tespit ettik' dediği 51 nolu DVD'nin inceleme tutanağında şok belgeler ortaya çıktı. (...) Üst düzey komutanlar ve yargı üyelerinin özel yaşamlarının takip edilerek dosyalandığı DVD'de, kilit görevlerde bulunan asker ve yargı üyelerine ilişkin belgeler bulunuyor. (...) İnceleme tutanağında yer alan dosyalarda özel hayatların ciddi biçimde takip altına alındığı dikkat çekti. Ergenekon sanığı Emekli Albay Levent Göktaş'ın ve tutuklanan avukatı Serdar Öztürk'ün (ofise polis tarafından konulduğunu iddia ettiği) DVD'lerdeki görüntülerin nasıl çekildiği, teknik takibin nasıl yapıldığı ise aydınlatılmayı bekliyor"
AVUKATLAR YAPARSA, FETHULLAHÇILAR "HAYDİ-HAYDİ" YAPAR
Haberin burasında bir soluk alalım ve düşünelim: Polisin iddiasına göre emekli gazi Albay Levent Göktaş ile aynı mekânda avukatlık yapan emekli gazi Üsteğmen Serdar Öztürk'ün (her ikisi de emekli gazi olduktan sonra hukuk fakültesini bitirip avukat olmuşlar) bürolarında bulunan DVD nedeniyle tutuklandıkları anlaşılıyor. Demek ki savcılar ve yargıçlar da polisin iddiasını ciddiye almışlar. Bu durumda, her iki avukatın da, kilit görevlerde bulunan komutanların ve yargıçların özel hayatlarını takip ettikleri, gizlice görüntüledikleri savcılar ve tutuklama kararı veren yargıçlar tarafından kabul edilmiş!
FETHULLAHÇILARIN ARŞİVİNDE NELER VAR
Haberi okumaya devam edelim:
"51 nolu DVD'de (...) yargı üyelerine ilişkin belgeler şöyle: ... Cumhuriyet Savcısı M.Y.-... Cumhuriyet Savcısı C.K.'nın Muğla-Köyceğiz kaçamakları, -23-24 Ağustos 2008 isimli klasör içinde üç erkek ve üç bayana ait yatta ve denizde gizli olarak çekilmiş fotoğraflarının, ... Mahkeme Başkanı'nın İstanbul kaçamağı- bir bayan ve erkeğin araçtan inerken ve çeşitli binalara girerken gizli çekilmiş kamera görüntüleri, ... Başsavcısı B.S ile Y.K ve bir bayanın gezerken çekilmiş gizli kamera kayıtları, Yargıç G.A- Kaçamak isimli klasör içinde bir bay ve bir bayana ait yemek yerken gizli çekilmiş fotoğraflar, Yargıç C.A ve fahişe B.O'nun Hoşdere'deki evi isimli klasörde bir erkeğin evden çıkarken gizli çekilmiş görüntülerinin bulunduğu..."
Haber, bazı komutanları ve yakınlarını zan altında bırakacak fotoğraf ve bilgilere değinilerek devam ediyor.
"ONU ANCAK ÇEKEN BİLİR"
Haberi okurken "polisi ve polis mantığını" bilenler şunu fark etmişlerdir: "gizli çekilen" fotoğraf, "gizli çekilen" kamera görüntüleri...
Polis, bir fotoğrafın ya da görüntünün "gizli çekildiğini" nasıl anlıyor? Evet! O fotoğrafı yahut görüntüleri "kendisi" gizlice çekmemiş ise, bunu nasıl anlıyor? Cevabı bulmak zor! Hele, "yemek yerken, evden çıkarken" çekilmiş fotoğraf ya da görüntülerde? İşin "garip" taraflarından biri de fotoğraf veya görüntülerdeki kişilerin mesleğini, adını soyadını, çekimin yapıldığı yeri de "uzun-uzun" yazarak, "bilgisayardaki" klasörlere-dosyalara isim vererek kaydetmek! Buna kim ihtiyaç duyar? Bunun cevabı belli: Elinde yüzlerce, binlerce fotoğraf ve görüntü bulunduran, bu malzemelerle arşiv oluşturan kişi ya da kurumlar elbette!
İşte, "gel de boyun eğme" başlığını niçin tercih ettiğimi anlatabileceğim yere geldik.
FETHULLAHÇI ÖRGÜTÜN İMKÂNLARI VE HEDEFLERİ
"F tipi" denilen Fethullahçı örgütün böyle fotoğraflar ve görüntüler elde etme imkânı var mı-yok mu? Yıllardır devletin bütün kurumlarına "elemanları"nı (daha doğrusu müritlerini) yerleştiren bir cemaat, böyle işler yapar mı? Bu soruya kim "hayır, yapmaz" cevabını verebilir ki? Devam edelim: Fethullahçılar, yargıçlara ve savcılara şantaj yapmak için, onların özel hayatlarında "teknik takip ve izleme" imkânlarını kullanırlar mı? Elbette kullanırlar. TSK'ya karşı böyle işler yaparlar mı? Hiç şüpheniz olmasın!
HUKUKÇULAR NİÇİN "FERYAT" EDİYOR
Beş-altı aydır, ülkemizdeki saygın hukukçular ve hukuk kurumları, şaşkınlık içerisinde. Bazı yargısal işlemlere "akıl erdiremiyorlar"! "Gece yarısı baskınları, arama ve gözaltına alma" işlemlerine karşı feryat ediyorlar. Yapılan işlemlerin "açıkça hukuka, yasalara aykırı" olduğunu belirtiyorlar. Liberal bir hukukçu olarak bilinen (ve yanlış hatırlamıyorsam vaktiyle "Abant Toplantıları"na katılan) Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk da dahil olmak üzere, Fethullahçılar ve AKP yalakaları dışındaki bütün hukukçular, bazı yargıçların kararlarını eleştiriyorlar. Ama hiç bir şey değişmiyor.
FETHULLAHÇILARIN YARGI MENSUPLARINA MESAJI MI?
HABERTURK gazetesinin yukarıda özetlediğim haberi birçok mesajı içeriyor. Öncelikle bu haberi yapan Tutkun Akbaş isimli muhabiri kutluyorum. Bu haber sayesinde, Fethullahçı örgütün bazı savcı ve yargıçları nasıl baskı altına aldığı "açıkça" ortaya çıkmış oldu. Öte taraftan Fethullahçılar, bu haberi "sızdırarak" çok sayıda savcı ve yargıca da bir "mesaj" ulaştırdı.
Yazının başında size bir öneride bulunmuştum: "Kendinizi bir mahkemenin yargıcı ya da savcısının yerine koyun!" demiştim.
Bu haberi okuduktan sonra, geçmişinizi hatırlamaya çalışın! Mesela Fethullahçılığın, başımıza belâ kesildiği son 10 yılı düşünün!
Geçmiş 10 yıl içerisinde Fethullahçılar, sizinle ilgili ne tür fotoğraf, görüntü, ses ve telefon kayıtlarına sahip olabilirler? İstekleri yerine getirilmezse, o kayıtları internette, gazetelerinde, televizyonlarında, hatta saygın gazetelerin sayfalarında, çok izlenen televizyon kanallarında yayınlatabilirler mi? Hayatınızı alt-üst edebilirler mi?
Gel de boyun eğme!
Bana hak verdiniz sanırım.
