ADAMIN BİRİSİ DÜNYAYI BAŞLARINA YIKARIZ
DİYE BAS BAS BAĞIRIYORDU!
İstiklâl Marşı çalınmamış ama Türk bayrağı varmış!
Adamın birisi kürsüde yırtınıyordu, bir aralık "dünyayı başlarına yıkarız" gibi bir şeyler diyordu!.
Şahinler gitmiş, güvercinler ele almış işi!..
İyi ki güvercinler almış işi, Türk bayrağı var ama İstiklâl Marşı yok! Ya bir de almasalardı diyesi geliyor insanın!
Şu AKP'nin kapatma davası ortaya çıkalı ülkeye bir şeyler oldu/olduruldu! Bunu gölgede, ikinci üçüncü planda bırakmak için akla gelmeyecek işler dönüyor/döndürülüyor desem haksız mıyım "diye düşünüyorum."
Şu hâlâ ne olduğu iki bin sayfadan fazla "name" de dosdoğru/şaşmaz delilli/ispatlı/inkârdan gelinemeyecek, elle tutulur/gözle görülür/gizlisi saklısı olmayan tanıklı/düzmece olmayan belgelerle donanmamış "klasörler" pat diye AKP davasına denk düşüverdi!
"ALLAH BELANIZI VERSİN... ALLAH BELANIZI VERSİN!"
Yüzündeki o dehşeti, o isyanı görmemek-yaşamamak olanaksız.. Kanlar başından iniyor göz yaşlarına.. Ana baba günü dedikleri muhakkak bu ola! Nasıl da candan haykırıyordu "Allah belanızı versin.. Allah belanızı versin" diye..
İnsanlar.. İnsanlar.. Suçları sadece insan olmak!
Genç..İhtiyar..Kadın..Erkek hele hele çocuklar hele onlar "yarının gülleri" Birisi evlerinin balkonundan bakıyor aşağılara ve son bakış bu, adi/haksız/kalleş/alçak sözcüğünün az geleceği insanlık dışı patlatılanların bir parçası sağlıyor bu son bakışı!..
Ötelerde, karnındaki bebeciğinin doğumunu bekleyen bir anne adayı yeni evli.. İkisi yok artık!
Şahinler gitmiş de güvercinler almış işi!..
Türk bayrağı varmış ama İstiklâl Marşı yokmuş!.
O yırtınan neye kime diyordu dünyayı başlarına yıkarız diye daha dokuz gün önce?
Onların kardeşleri var bombada, hayınlıkta, alçaklıkta, zulmun her kademesinde ustaları var, gözleri doymazlar dünyanın her yerinde Vietnam'da, Kore'de, Afganistan'da, Irak'ta en yenisi Kerkük'te her şeyleriyle, kuruluşlarıyla salt kendi çıkarları için yaşayan ABD ve işbirlikçi satılmışları/beslemeleriyle.. Kanlı ellerine/parmaklarına bakınız öyle uzunlar ki!..
SAYIN SAVCI ÖZ'E TEŞEKKÜRLERİMLE..
Ergenekon "name"sine bir yılda inanılmaz, Türk televizyoncularının bayıldığı sözcükle "müthiş performans" gösteren sayın savcıya şahsen bir teşekkür borcum var, eda ediyorum sıcağı sıcağına şu satırları yazdığım 29 Temmuz 2008, saat 10.35 de..
Zira 27 Temmuz 2008 saat 21.45 sularında İstanbul Güngören'de alçakça, hayınlığın en hayıncasıyla onar dakika aralıkla patlatılan iki bomba sonucu şimdilik on yedi ölü, yüzden fazla yaralıya neden olan korkunç olayı evet 29 Temmuz 2008, saat 10.35'e kadar ek bir "name"yle Ergenekon Terör Örgütü davasına bağlamadı, nasıl teşekkür etmeyeyim?
Üstelik işi alan güvercinlerin bile bu korkunç, insanlık dışı olayı Ergenekonculara bağlamalarının rağmına!
TÜM İLGİLİLERE SESLENİYORUM..
İnsan ve insanlık düşmanlarının "melânet yuvalarını" havadan yok eden Türk Hava Kuvvetleri, bildirilerinde sivillere asla zarar verilmediğini ısrarla vurgularken güçleri en alçak yöntemlerle masum insanlara yetenlere/yandaşlarına nasıl seslenelim "vatandaşım" diye?
Evet bir yılı aşkın, tarihimizin yazmadığı, görülmemiş bir "performans"la iki bin beş yüz sayfaya yakın adalet diliyle "iddianame" hazırlayan, konuyu koca Mustafa Kemal Atatürk'e kadar indirgeyen ve Yargıtay Başsavcılığı'nın da nasibini almasını sağlayan, gayet deneyimli savcı Öz ve takımı şu son korkunç Güngören olayını da çözmek için derhal görevlendirilmeli, deneyimlerinden bilgi ve görgülerinden muhakkak yararlanmalı görüşüme katılır mısınız?
Savcı Öz'ün namesi incelendiğinde, kimsenin gözünün yaşına bakmadığı apaçık çıkıyor ortaya, örneğin o koca namenin bir yerinde "...AKP'ye dava açılması için yargıya baskı yapıldı" diyor az şey mi bu sorarım herkese? Suçladığı da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı! Hesabedin gerisini!
Hoş, Yargıtay Başsavcılığı da hemen yanıtladı: "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü soruşturmalarda ve açtığı davalarda hiçbir organ, makam, merci ve kişilerden emir ve talimat almayan, tavsiye ve telkinlerle hareket etmeyen bağımsız bir kurumdur" diyerek.. İyi de böyle olmayanlarda mı var hayret bir şey kime sorsam acep, çok şaşırdım...
Savcı Öz'ü tanımam, Can Dündar tanıttı bana da, ifade vermeye gitmiş, orada kaldığı iki buçuk saat boyunca sayın savcının durmadan tespih çektiğine tanık olmuş! Tespih çekmek azim ve cesaret simgesidir "diye düşünüyorum".
İşte canlı, inkârdan gelinmez, belgeli "delil"i.. Sayın savcı iki bin beş yüz sayfaya yakın şeyler içinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı da "rüşvet vermekle" suçluyor hem de "60 bin dolar". Kime mi? Sayın savcı bunu da yazıp açıklamış o iki bin beş yüz sayfaya yakın namesinde yani iddianamesinde, 60 bin Amerikan dolarını emniyetçilikten parlamentoya, sonra bakanlığa, oradan da parti genel başkanlığına gelen değerli bir politikacı Mehmet Ağar'a, iyi mi?
Şu sıralar, milletvekili dokunulmazlık zırhından yoksun olduğundan Susurluk olaylarıyla ilgili olarak yargılanan Ağar'a, AKP Genel Başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan neden 60 bin dolar rüşvet verir, neyin karşılığında verir? Hangi keseden verir? Nereden bulmuştur 60 bin doları? Oğlumun düğününde gelen hediyelerden dese, ohooo onlar çoktan villalar, fabrikalar, gemi neyim olmadı mı?
Yasalara göre rüşvet alan da rüşvet veren de cünhalıdır.. Kediyi merak öldürürmüş.. Bu canı da rüşvet veren Erdoğan ile rüşveti alan Ağar'ın ne zaman yargıcın önüne dikilecekleri merakı öldürecek! Dikilmeyeceklerse o namede ne işleri var? Dikileceklerse ne zaman dikileceklerini savcı Öz'ün kısa zamanda yiğitçe açıklayacağı muhakkaktır "diye düşünüyorum".
"ARKADAŞIMIZ HABERİN AYRINTISINI DETAYLARIYLA HAZIRLIYOR"
Tv Haber sunucu hatun kişi gayet "müşekkel" yani kalıbı kıyafeti yerinde, gösterişli.. Önündeki kâğıdı okuyor, yani yukarda ki tümceyi dilimize, kendisine, okuyana reva görenin yazdığını.. Arkadaşları haberin "ayrıntısını" "detaylı" olarak hazırlıyormuş! Şu detay sözcüğü televizyoncularca ne de çok seviliyor ey göktanrım? Deneyimli/bilgili haberci, sunucu, yapımcı sevgili Uğur Dündar'dan güzel dilimiz adına bir niyazda bulunsam, ak camında ara sıra sarı üzerine kara dikey yazılı "DETAY HABER"i kapı dışarı atsa, yani kendisine yakışanı yapsa fena mı olur? Selamım tabiidir..
"ÖMÜR BİTER YOL BİTMEZ" İMİŞ! BUNDAN BÖYLESİ: "ÖMÜR BİTER DAVA BİTMEZ!"
"ETÖ"cüler Silivri'de içtima ettirileceklermiş bizimkiler de gelecek oraya, yani Ulusalcılar, yani Aydınlıkçılar, yani bu ülkeyi yalansız/dolansız/çıkarsız sevenler yani Tekirdağ mapus damı sakinleri de. Sevindim..
Adamlar Tekirdağ köftesi yemekten guta yakalanacaklardı, neyse şimdi Silivri'ye çıktı atamaları!. Çok şükür diyesim vardı ama bu sefer de onları yoğurtla şey edecekler! Akıllara konmuş bir kere ha köfteyle ha yoğurtla ne fark eder? Tarih, köfte yerine yoğurttan şey edildiler ya da köfteyle şey edildiler diye yazacak ne fark eder? İnsan olan sonuca baksın..
Tarih, tarihler "ETÖ şeyiyle mapus damına tıkılan Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever de hastalığının rağmına tedavisi engellendiği için.."
Yazmasın! Yazılmasın!
Sözüm en acilinden "Cim savcısı Öz"edir!
Artık anlaşılıyor ki, "ömür biter yol bitmez"den hareket edenler bunu resmen alenen "ömür biter dava bitmez"e dönüştürme uygulaması içindedir bunun öte adı zulmun ta kendisi değil midir?
Nasıl bir ülke edildi laik, Atatürkçü, bağımsızlık sevdalısı, devrimci, ilerici, çağdaş hukuk düzenli cânım Türkiye?
