GERÇEK!
Lütfen gerçekçi olalım! Nasrettin Hoca'nın fıkrasındaki gibi: "Burnun nerede?" sorusuna, 'ense gösterme' atkılarını/göndermelerini bırakalım! O ünlü: "Halka taan etmek ne haddimize, cümle kabahat bizdedir!" masalını da! Hayır, kabahat bizde değil! Yıllar boyu, dev bir sis çanı işlevi üstlendik. Durmadan tehlikelere karşı uyardık! "Ne ABD, ne AB; tam bağımsız Türkiye" diye haykırdık! İhanet ve uyum yasalarına dikkat çektik! Ülke ekonomisinin IMF ile Borsa'nın % 85'ine çöreklenmiş; görülmemiş orandaki faiz talanından sonra, her an çekip gitmeye hazır (geçenlerde ilk ayak sesleri duyuldu!) yabancı yatırımcılar tarafından yönetildiğini vurguladık! Kendi evlâtlarından oluşan; varlığıyla ABD, AB çıkarlarını engelleyen Ordumuzu zaafa uğratmak için, demokrasi(!) adına yapılan saldırıları imledik! Ağır, hurda gövdelere dönüştürülen yok alaylarla, süngü kırıkları ve çapaklı mavzerler, filintalarla nice düveli dize getirip, toprağa mıhlayan; Yüce Atatürk'le elele verip, eşi görülmemiş bir ulus-devlet yaratan atalarımızı/şehitlerimizi anımsattık! ABD'nin kazdığı BOP uçurumuna doğru, Ilımlı İslam Devleti yaftasıyla, büyük bir hızla koşturulduğunu ve daha neleri neleri anlattık! Tamam, yine de 'anlatamadık/başaramadık' diyelim! Gelin, bir de O'nun sarmalandığı
kimi 'gerçek'lere bakalım: Yoksulluğu, yoksunluğu birebir yaşamıyor muydu? Birebir dönenmiyor muydu açlığın sınırında? Mahalle mahalle dağıtılan kömür çuvallarını, erzak torbalarını duraksamadan kabulü, bu yaşantının elle tutulur olgusu değil miydi? Bir lokma, bir hırka ile yetinip, üniversitelerden mezun ettiği evlâtlarının komplekslere, kahırlara bata-çıka, gittikçe artan işsizler ordusu içinde çırpındığını görmüyor muydu? Görmüyor muydun ey sevgili halkım, kabahatin kimde olduğunu? Büyük şair Nazım Hikmet sesleniyor yine: "Kabahat senin/demeye de dilim varmıyor ama/kabahatin çoğu senin canım halkım!"
MUTFAK!
Bu hafta sizlere, artık mutfağımıza iyice yerleşmiş olan ABD kökenli "Theory of the Complo!"adlı yemek dizisinin nefis bir örneğini sunacağız! Yerseniz tabii! Kullanılan malzemeler: 1) Bir Denek/anket kuruluşu. 2) Denekler (ki, ilköğretim öğrencileri). 3) Resmî ilköğretim okullarının 33, 47, 51; özel ilköğretim okullarının 12, 19, 21 öğrencilik sınıfları. 4) Öğretmen okulu çıkışlı 150 bin öğretmen açığı. 5) Durmadan kadro isteyen Diyanet İşleri'nden, ilköğretim okullarına yatay geçiş yapan imam-hatip çıkışlılar. 6) Bütçenin eğitim payı % 3.3! Şimdi bu malzemeleri, ak bir kazana boşaltın! Bir tahta kepçeyle karıştırın. 4,5 dakika ılık ateşte tutun. Sonra da çanaklara koyup, ülke çapında 'servis' yapın! Bu yemek, 'algılama, anlama, düşünme, davranış' bağlamında: "Resmî ilköğretim okullarında okuyanların kapasitesi anca %24; özel ilköğretim okullarında okuyanların kapasitesi %56"gibi, bir temel sonuç; bu sonuç da iki lezzetli komplo teorisi içeriyor! 1) Aileler özel ilköğretim okullarına yönlendiriliyor! 2) Yüce Atatürk'ün Cumhuriyeti armağan ettiği gençlerimiz böyle böyle biçimlendiriliyor! Nasıl? Teori'nin hası di' mi?
