"Serbest piyasa" masalı
Dünyada bugün egemen olan ve emekçileri, emeği dışında üretici güçleri zayıf olan ülkeleri ve onların halklarını, bu arada kendi emekçilerini ezen düzene "Serbest Piyasa" düzeni diyorlar. Bu yutturuculara bakılırsa, üretimi, gelir dağılımını ve tüketimi, piyasa serbestçe düzenler. Kamu ve onların temsilcisi sayılan Devlet bu oluşumların hiçbirine kesinlikle katılmaz. Bu koskoca bir yutturmacadır. Bakın anlatalım.
SİSTEM 1929'DA ÇÖKTÜ
1929 bunalımına kadar, emperyalist ülkelerin dış politika stratejisi ve güç kullanarak yürüttükleri sömürüler dışında kısmen durum böyle idi. Üretim altın esasına dayalı bir para sistemine göre serbestçe yürütülürdü. Piyasada en önemli belirleyici olan para miktarına devlet otoritesi ya da onun yerine hareket eden başka bir makamın arttırıcı yönde bir müdahalesi, sadece Altın esasına mı dayalıydı? Yoksa hem Altın'a hem de Gümüş'e de dayanan bir sistemin, bu iki maddenin değişim oranlarını saptırma yoluna mı gidilirdi? (Monometalizm ya da Bimetalizm, tartışması yapılan en önemli konulardan birisiydi) Ama 1929 yılına gelindiğinde bu sistem tamamıyla çöktü. Hem de Marks'ın beklediği nedenle çöktü. Altın ve Gümüş'e oranla çıkartılan toplam para, üretilen malların tüketilmesine yetişmiyordu. Ürettiklerini satamayan firmaların tüme yakını birbiri ardına çöküyordu.
BUNALIMA ÇARE BULAN İLK DEVLET ADAMLARI
Kafaları "Serbest Piyasa"nın alışılmış kurallarına takılı devlet adamları bu GENEL HASTALIĞA çare bulamıyorlardı. Almanya'da Hitler, onun Ekonomi Bakanı Dr. Schacht (Şaht okunur) ve ABD Başkanı Roosevelt (Ruzvelt okunur) bu madenlerle sınırlı ya da onlarla orantılı para kuralını bozarak bunalıma çare bulan ilk siyaset adamları oldular. "Mademki kurallara bağlı kalınarak sürülen para miktarı üretilen malların tüketilmesi (ya da yatırıma akması) için yetmiyordu; devlet de bu kuraldan ayrılmalı, piyasaya, piyasanın işlemesine yetecek kadar para sürmeliydi." Böyle de yaptılar ve kısa zamanda bunalımdan kurtulan ilk Kapitalist-Emperyalist ülkeler oldular.
KEYNESÇİLİK
Sonra, 1936'da Keynes isimli bir İngiliz ekonomist bu uygulamayı dört başı mamur bir teori haline getiren, kısa adıyla; "Genel Teori" adını taşıyan kitabıyla ekonomik düşünceyi tekeline almayı başardı. Aslında Keynes, tam Serbest Piyasa'nın ayakta kalamayacağını, üretimin gerçekleştirilip, sürdürülmesi için Devlet'in (Kamunun) piyasadaki para miktarını, üretimin gereklerine göre ayarlamasının ŞART olduğunu ileri sürüyordu. Böylece artık Serbest Piyasa denilen bir kavramın olamadığı bir döneme giriliyordu.
Bu dönemde Devlet, uyguladığı klasik vergi, dış ticaret, para, bütçe politikaları dışında ve onlardan daha etkili olarak piyasadaki para ve para gibi çalışan araçların toplam tutarını elinde tutma hakkını elde edecekti.
ENFLASYONUN KAYNAĞI
Peki, Devlet bu hakkını, yetkisini nasıl kullanacaktı? Doğaldır ki hangi sınıf ya da sınıfların devletiyse onun ya da onların yararına kullanacaktı. Bilindiği gibi sözüm ona Piyasa'da neyin ne miktarda üretileceğini mal fiyatlarıyla hizmet fiyatları ve bunların kendi içlerindeki oranları belirler. Devlet bu para miktarını belirleme yetkisiyle;
1) Piyasada egemen olan sermaye sınıfının ürettiği malların sıkıntısızca satılmasını sağlayacak bir para miktarını bizzat ayarlar. 1930'lardan bu yana, istisnasız her ülkede devletler bu işleri piyasadaki para miktarını durmadan arttırarak yapar. Yani, ülkelerde sermaye sınıfı ürettiğini satamamak durumunda kalmasın diye iktisattaki deyimiyle "Enflasyon" yaratır ve bunu sürdürür. Bu konuda en tutucu gözüken ülkede bile durum böyledir. Örneğin 1936'dan 1980'e kadar enflasyonun, ABD'de 400 kat ve İngiltere'de 1000 kat yükseldiğini saptamaktayız. Dünyada her ülkede kapitalist sınıfın ürettiklerini satamayış gibi bir duruma düşmemesi için, ödeme araçlarının arttırılması ve ödeme yöntemlerinin kolaylaştırılması esastır.
ENFLASYON ALACAKLININ ZARARINA, BORÇLUNUN YARARINA
2) Akıllı sayılan iktisatçılar tarafından, bu artışın hızlı olmaması öğütlenir ve bu öğütler tutulur. Neden? Çünkü enflasyon alacaklıların zararına fakat borçluların yararınadır. Hele taksitli satışların artışıyla alacaklı olanlar sermayedarlar, borçlu olanlar da halk sınıfları ve tabakalarıdır. Kapitalist ülkelerde enflasyon öylesine ayarlanır ki; ekonomi üretimi sürdürür ama alacaklılar kısa sürede bundan zarar görmezler.
Piyasadaki likiditeyi, alış verişlerdeki ödeme ve yöntemlerini bizzat ya da dolaylı olarak (Araya kendine bağlı Merkez Bankalarını koyarak) karara bağlayan kamu, eline geçirdiği bu önemli yetkiyi, her zaman temsil ettiği sınıf ve tabakalar lehine kullanır. Aslında kapitalist devletin ekonomiyi egemen sınıflar lehine yönetmek yolunda başka ve çeşitli araçların kullanılmasını sağlayan politikaları da vardır (Vergi, harcama, gümrük, faiz vs). Fakat bunlardan da önemli olan burada anlattığımız Piyasadaki para miktarını ayarlama politikasıdır. Kamu bu hakkı elinde tuttuğu sürece Serbest Piyasa kavramı bir masal olarak kalır.
KORUMACI SÖMÜRÜ DÜZENİ
Bugünkü düzenin adı "Korumacı Sömürü Düzeni"dir ve iktidar için savaş; "emekçilerin ekmek savaşı" demek olmalıdır.
Bir örnek verelim. Son amansız bunalımdan kurtulmak için, ABD ve Avrupa'da 2 trilyon dolar yeni para piyasaya sürüldü. Ancak bu iki trilyon paranın türevleri ile kapitalist düzene amansız bir avans sağlandı. Ayrıntılarını ve bunalımı önlemeye yeterli olup olmadığını gelecek hafta ele alacağız.
