Hastalık devam ediyor
Türkiye'de "Fakirleştiren Büyüme"nin fakirleştirme işlevi yavaşlaması gerekirken artıyor. Bu sayfanın okurları ülkenin resmi istatistik rakamları büyüme gösterirken milli olarak aslında ülkenin en önemli oranını oluşturan emekçilerle orta ve küçük çiftçisinin bundan payını alamadığına parmak bastığımızı bilirler. Yanlış ekonomi politikaları yüzünden dış dünyada üretilen mallar bizde üretilen mallara göre Türk lirası değeri olarak durmadan ucuzlar ve bunun sonucu olarak ithalât hızla artar. Türk ekonomisinin asıl krizi olarak dışardan gelen malların milli gelire oranı yükselmesi yıldan yıla artar. Bunun sonucu hem yurt içinde yabancıların üretimi artar hem de milli firmaların üretimine her yıl daha çok yabancı üretilen mallar daha yüksek bir oranda girer. Bunun bir sonucu da Milli Gelir resmi istatistiklerde artarken işsizliğin artmaması ve üretici birçok firmanın (özellikle ara malı üreten firma ve fabrikaların) iflâs veya kapanma sürecine girmeleridir. Bu sürece "Fakirleştiren Büyüme" diyoruz. Böyle bir sürece giren ülkede halkın çoğunluğunu gelirlerini Milli gelir içindeki payı yıldan yıla düşer.
RESMİ İSTATİSTİKLERİN RESMİ OLMAYAN DURUMU
Son zamanlarda ABD ve Avrupa'da da resmi istatistiklerdeki büyüme sayılarının hiç de resmi durumunu yansıtmadığı Paul Krugman ve Stiglitz gibi ekonomide Nobel ödülü almış ekonomistlerce işlenmektedir. Yani böyle bir ikili durumun sadece Türkiye'ye ait bir durum olmadığım öğrenmiş bulunuyoruz. Ancak biz bugün sadece Türkiye'deki Fakirleştiren Büyüme sürecinin gidişine parmak basacağız. Resmi ağızların böyle bir gidişi yutturmasında Dış Ticaret verilerinin kamuya veriliş zamanlarıyla kolaylaştığını da ilk olarak dile getirelim. Önce ihracat veriler ilân edilebilir hale gelir. Buradaki artışla herkese dış ticarette işlerin iyi gittiği izlenimi verilir. Oysa ithalât ondan çok daha yüksek oranda artmıştır ancak, bu bir ay sonra netleşir. Şimdi Ağustos ayını bitirdik Eylül’e girdik. İhracatın arttığı hemen ilân olundu.
Henüz İthalât yok ortada. Oysa ithalât verisiyle ihracatın bilindiği Temmuz ayı Türkiye'yi kemiren sürecin hızlanışını ortaya koymakta. Şöyle ki: Ocak' tan Temmuz sonuna kadar 7 aydaki ithalât ve dış ticaret açığı hiç de huzur verici değil.
OLUK OLUK AKAN SICAK PARA
Yılın ilk yedi ayında ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre sade yüzde 13,4 oranında artıp 64 milyar 407 milyon dolara ulaşmışken ithalat yüzde 32,7 artarak 99 milyar 337 milyon doları bulmuştur. BUNUN SONUCU DIŞ TİCARET AÇIĞI 34 milyar 930 milyon dolardır ve geçen yılın aynı dönemindeki açıktan yüzde 90 daha yüksektir. Sayın Mustafa Sönmez Cumhuriyet gazetesinde 1 Eylül günü "Gidişat Nereye" diye sorduktan sonra yanıtını da şöyle veriyor "yeni büyüme ivmesi, yapısal özelliğinden dolayı, yine ithalâta dayalı bir büyüme ve yine ithalâta bağımlı 'çakma ihracat' ile ilerliyor. Ama büyüme adına ne kaydediliyorsa geride ciddi bir dış ticaret açığı, akabinde de döviz açığı yani büyük bir cari açık bırakıyordu. Bu cari açığı kapatmanın tek kanalı olarak ulaşılan ise ‘Sıcak Para’. Ağustos sonu itibariyle 100 milyar dolara kadar tırmanan sıcak para girişi, bu çarpık ve o kadar da kırılganlaştıran süreci
Besliyor. Sıcak para oluk oluk aktıkça döviz kuru da aşağı iniyor, en azından olması
gerekenin çok altında kalıyor, bu da gümbür gümbür ithalâta yol açıyor" İthalâtın artmasıyla da, hele bu tempoda akmasıyla da ekonominin üretim cephesi çöküyor. "Fakirleştiren Büyüme" süregidiyor. Ekonomi gerçi büyüyor ama bu büyümenin işçiye, büyük köylü kitlesine, esnafa ve emeklilere faydası olmuyor.
