Sivas kenarında yüzen kayık!
Ahmed Arif'in Van'ı anlattığını düşünün bir...
Şair, o ağır, o bir türlü yerinden kalkmaz sözcüklerle, içi tıka basa kamyon dolu bir arabalı vapur edasıyla "Van Denizi"ni anlatarak başlıyor söze. Van'da göle ancak yabancıların göl dediğini, Van'da denize göl denmesinin kabalık olduğunu, denizlerine göl diyenlere küçümseyerek bakan Vanlıların, bir kimsenin Vanlı olup olmadığını da hemen buradan anladıklarını yeni öğrendim. Şimdi Ahmed Arif'in şehri anlatmaya bu ayrıntıdan başlayabileceğini daha kolaylıkla hayal edebiliriz.
ŞEHİRLERİN KAPILARI
Söz gelimi, Orhan Kemal, ağzında "cıgara", hamamından sokak çeşmesine, delisinden serserisine, kapı kapı, ev ev, sokak sokak, yüz yüz Cibali'yi anlatsa... Attilâ İlhan'dan İzmir'i; Kordon'u ve Karşıyaka'yı okusak. Beş Şehir'in -Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul- yazarı Tanpınar'ın anlatımından bir de o yıllardaki -"Huzur"da Mümtaz'ın çocukluğunun geçtiği,- Antalya'yı tanısak... Sait Faik'in kaleminden çıkma bir "Burgazada" kitabı, Sabahattin Ali imgeleminden bir Sinop, Edip Cansever'den Kapalıçarşı...
Yine de nedense, bir yazarın hiç bilmediği bir şehri anlatması bana daha ilgi çekici geliyor. O zaman yazar şehre daha nesnel davranabilir, tek bir kapıdan değil de var olan bütün kapılardan, hatta kendi de yeni kapılar yaratarak girebilir. Necati Cumalı'dan Urfa, Melih Cevdet'ten Diyarbakır, Nâzım Hikmet'ten Kayseri, Metin Altıok'tan Tekirdağ, Cemal Süreya'dan "Tek türküyle meşhur ela gözlü kasaba": Evreşe...
"SİVAS DENİZİ"NDE YÜZEN KAYIKLAR
Herhalde böyle bir "sulak" imge idi Zeki Coşkun'u "Sivas Denizi"nde yüzen kayık fotoğrafının ardına düşüren. Kendisi de bir Sivaslı olan -Sivas'ın içinden, "köylüklerinden" değil!- Coşkun, epey bir sorup soruşturmadan sonra Haldun Çubukçu'ya ulaşmış. Fotoğrafın en son kimde olduğunu bilebilecek kadar Sivaslı olan Çubukçu -ki o da Sivas'ın içinden- iki yere telefon ederek fotoğrafın kaynağıyla Coşkun'u İstanbul'un ve akşamın tam ortasında buluşturdu. O gün üç Sivaslı bir de ben, öyle bir Sivas ve Sivaslılık söyleşisine daldık ki, Haldun ile davetli olduğumuz Akif Şenoğlu'nun sergisinin açılışını kaçırdık. Benim, Sivaslı olmadığım için -bizim Zaralılar, Sivaslı olmayı külliyen reddederler,- arada bir katıldığım üç Sivaslı sohbetinde ikisinden daha fazla Sivaslı Zafer, Coşkun'un bir sözüne öylesine takıldı ki, sonunda tatlıya bağlansa da tartışması bütün akşam sürdü gitti.
"ÇİÇEĞİ KÖKLERİNDE AÇAN AĞAÇ"
Uzun lâfın kısası, fotoğraf, Coşkun'un "Aleviler, Sünniler ve... Öteki Sivas" adlı kitabının genişletilmiş basımı için gerekli. Edebiyatın belli başlı anlatı türlerinden her hangi birine zor sokabileceğimiz şehir anlatı kitaplarındaki son yıllardaki bu gözle görülür artış, edebiyatımızdaki yıllardan bu yana hissettiğimiz bir eksikliği de önemli ölçüde giderecek gibi geliyor bana. Şair Çiğdem Sezer'in Trabzon kitabını da bu kapsamda değerlendirebiliriz...
Her neyse, yayımlanmasını uzun süredir beklediğim bir başka şehir-anlatı kitabından söz ederek bitirelim bu yazıyı. İrfan Yalçın'ın Zonguldak'ı yazdığı "İçimdeki Zonguldak/Çiçeği Köklerinde Açan Ağaç" adlı kitabı Heyamola Yayınları'nca yayımlandı. İrfan Yalçın'ın doğup büyüdüğü ve tutkuyla bağlı bulunduğu Zonguldak'a hangi kapılardan girdiğine haftaya değineceğiz.
