Şebek değiliz!
AKP iktidarı aylardır kamuoyunu meşgul tuttuğu ‘açılım’ politikasını yüzüne gözüne bulaştırmışken yine Özalvari bir çalımla gündemi tümüyle değiştirecek ‘malum belgeyi’ ekranlara fırlattı.
Oysa başbakan bir diktatör gibi ‘açılım’ı sil baştan yaparız diyerek yasalara karşı bir açıklama yapmıştır. Çünkü pişmanlık yasası yürürlüktedir ve isteyen istediği ülkeden elini kolunu sallayarak gelip pişmanlık yasasından faydalanabilir. Ancak başbakanımız, Almanya’dan gelmesini planladıkları teröristlere zaman uygun değil diye hukuku hiçe sayarak bir nevi ‘gelmeyin ulan’ narası atarak postasını koymuştur. Başbakanımız bir gizli ABD planını kahramanca devreye sokuyor diye yürürlükteki hukuku iptal etmeye ya da olmayan hukuku tek başına inşa etmeye hakkı yoktur.
Beceriksizliği yapanlar az buz değil şuan ki ‘hükümettir’, yani yasadışı skandallara yol açılmıştır ve bu hukuksuzluk halkın gözleri önünde işte bugünlerde sorgulanması tartışılması gerekiyordu.
ÖLÜMÜNE BİR SAVAŞ MEDYA ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLÜYOR
Tam da burada açılım deyip yere göğe koyamadıkları şeyi yüzlerine gözlerine, hukuk dışılığa bulaştırmışlar tam anlamıyla rezil kepaze olmuşlardır; artık şimdi, gündemi değiştirecek bir şok haber ekranlara hızla sürüldü. Ve Türkiye halkı ‘PKK’nın savaş kazanmış gövde gösterileri görüntülerinden’ yeniden malum belge tartışmasına döndürülmüştür.
El altından nasıl anlaşmalar yapılmışsa PKK en kahraman şov gövde gösterisiyle büyük bir psikolojik üstünlük kazanmış ve Türkiye halkı infiale sürüklenmiş ve hükümetin politikalarından çok öte, hükümetin ‘devlet ciddiyeti’ sarsılmış, kendi seçmenleri gözünde dahi büyük bir güvensizlik oluşmuştur.
Silahlı Kuvvetler ile iktidar arasında ya da cemaat arasında yaşanmakta olan bir savaşın kıyasıya sürdüğü ‘belge’ tartışması Türkiye halkının gündemi değildir. Bizler de ‘şebek’ değiliz.
Önceki genelkurmay başkanları Hilmi Özkök ve Büyükanıt’ın basına yaptığı açıklamalarla Silahlı Kuvvetler içinde tuhaf bir şeylerin döndürülmekte olduğu açıktır; hem Özkök, hem de Büyükanıt, Silahlı Kuvvetler tarihinde hiçte alışıldık olunmayan garip imalı ve gizli saklı hadiselerin kahramanları olarak zaten Türkiye halkını çoktan kuşkulara sürüklemişlerdir.
Ve Türkiye halkında ‘orada neler oluyor’ tartışmasıyla büyük bir panik ve güven kaybına sebep olmuşlardır.
Özkök, Büyükanıt adı çokça geçen cemaat, AKP ve malum taraf liberal yazarların el birliği ve birbiri sıra odaklandıkları skandallar çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bir büyük güven kaybı öteden beri tasarlanıp hazırlanmış ve AKP iktidarı sürecinde yavaş yavaş akıl dışı sertlikte ordu-emniyet-hükümet kavgası tırmandırılmıştır.
Öğrenmemiz gereken ilk şey ‘cemaat’ denen şey nedir, bu kadar aleni konuşulması ve her taşın altından çıkmasının anlamı nedir? Bizler ‘belge gerçek çıktığına’ göre, artık ‘cemaatin yurttaşları’ haline mi geldik? Bundan sonra ülke güvenliğimiz ve devlet geleneğimizin en temel kurumu cemaat mi olacaktır? Hepimizin hayatını cemaatin Ordu içine sızdırdığı bir köstebek mi kurtarmıştır?
Üç ay önce ortaya çıkmayan belgeyi bugün niçin ortaya çıkarttılar, Ordu içinde casuslar mı kol gezmekte? Bu ihbar mektuplarını yazanların milliyeti cemaati kimliği ne adına iş gördüklerini hepimiz öğrenmek istiyoruz? Belgeyi hazırlayanlar ve sonra ihbar edenlerin aynı kumpasın parçaları olmadığını nasıl bilebiliriz?
Malum belge ‘AKP ve Gülen’i Bitirme’ belgesi mi yoksa malum belge Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bitirme belgesi mi? Bu kıyasıya kavga, artık ön müdahale savaş psikolojisinden Allah hepimizi korusun iç savaş ortamına doğru mu kaymaktadır.
Ve ‘asıl belgelik’ durum bu ihbar mektubunun Silahlı Kuvvetlerini Bitirme Planı olarak her soruya açıklıkla cevap veren bir düzende cümle cümle tasarlanmış her ifadenin “başarıyla inşa edilmiş” olmasıdır.
Ve şimdi, yandaş yazarlarının göbek atmasından anladığımız Orduyu Tam Anlamıyla Bitirmeye Yönelik bu ‘ihbar mektubunun’ savcı ve hâkimlerin ve başta AKP’nin aradığı her soruya açıklıkla cevap veren bu ifade düzenini başarıyla kimler tasarlamıştır?
HUKUKU HİÇE SAYAN BİR MEYDAN OKUMA
Bu ‘ihbar mektubu’ ve ‘malum belge’ bir daha yeniden ‘çakma belge’ olduğu anlaşılırsa, ya da bu ihbar mektubunu düzenleyenlerin bir belgesi olduğu anlaşılırsa ya da bu girift çözülemeyecek soruların ortada kalmasıyla yapılmak istenen nedir? Bu her tarafı açık karanlık macerayla neyi parçalamak neyi yıkmak neyi tezgâhlamak istiyorlar? İşte tüm bu soruların ülke huzuruna bozacağı açıkken soruşturmanın neden gizlenmediği ve manşetlere taşındığı gerçeği hukuku hiçe sayan bir meydan okuma taşıyor. Yani asıl sorun bir kurumdaki yanlış şeyleri bertaraf etmek değil, bizlere karşı büyük bir psikolojik hareketin harfiyen uygulanması olduğu açıktır.
En sıkı casus filmlerinden daha beter bu gizli belge vardı yoktu tartışmalarıyla yapılmak istenen nedir? Bizlerin kafasını mı karıştırmak, bizleri parçalara mı ayırmak, bizleri esir mi almak, yoksa bizlere işte en güvenilir kurumlarınızın hali bu mu demek istiyorlar?
Dünya tarihinde muzaffer ordular savaştıkları ülkeleri topyekûn teslim almayı başarmış ancak hiçbir muzaffer ordu savaştıkları ülkenin ordu ve emniyetini ya da hükümeti ve ordusunu karşı karşıya getirebilmeyi başaramamıştır.
Tam anlamıyla bir örtülü içsavaş manzarasını tırmandıran, arzulayan kurcalayan tezgâhlayanlar kim ya da kimlerdir?
Bu topraklar üstünde yaşayan bizlerin tek bir belgesi vardır, o da bağımsızlığımızın belgesi Lozan’dır.
Ve ülkemiz bağımsızlığı üzerinde bir hukuk toplumu inşa etmek istiyorsa, hakim savcı ve siyasilerin işte bu hukuk dışı kuşkuları öncelikle bertaraf edecek açıklamalarına ihtiyacımız var, ama değil, yandaş ve taraf ağzıyla konuşanlar hukuk için değil bir imha savaşı bir tozu dumana katma savaşının diliyle yani ‘bertaraf etmek’ ve ‘yok etmek’ diliyle demeçler savurmaktadır.
Şimdi oturdukları makamlara hangi politik oyunlarla hangi çalınmış paralarla gelmiş olurlarsa olsunlar halkımızı kendi ideolojik ihtiraslarının kurbanı yapamayacaklardır.
Bu halkı aldatamaz, kandıramaz, yönlendiremez, ülke sevgisi coşkusunu parçalayamazsınız.
Türkiye’nin bağımsızlığı ve güvenliğinin teminatı Türkiye halkı’dır. Türkiye halkı tezgâh ve dümenlerinizi bu malum belge tartışmalarıyla korkular içinde endişeler içinde nasıl bir felakete sürüklendiğimizi kara kara düşünmektedir.
Bu toprakların bağımsızlığıyla ve kurumlarıyla hiç kimse oynayamaz. Bizler de şebek değiliz. Belge ne taraftaysa oraya gözümüzü çevirecek kadar geri zekâlılar hiç değiliz. Bizim gözümüz Lozan’da ve bağımsızlığımızdadır. Bizim gözümüz ülkenin huzuru ve kardeşliğindedir. Bizim gözümüz bu ülkenin milyar dolarlarını yiyenlerin üstündedir. Bizim gözümüz, birkaç İslamcı holdingin, yandaş medyanın ve ABD taşeronu liberal yazarların üstündedir. Gözlerimiz halkın paralarıyla genelkurmay başkanlıkları yapıp sonra bir kenara çekildiklerinde ekmeğini yedikleri kurumları ‘zan altında’ bırakanların ya da gizli görüşmelerle şereflerini kayıt dışına düşürenlerin üzerindedir. Bizim gözümüz bu kadar farenin resmi ciddi kurumlar içine kimler tarafından sokulduğu, nerede büyütülüp nerelere sızıldığı, ne amaçladıklarının üstündedir.
bir soru bir cevap |
|---|
Nihat Genç |
