Milliyetçiliği ya da ulusçuluğu sorgulamak
Milliyetçilik insan ruhunda oluşan tabiî bir duygudur. Başlangıçta insan ruhunda "kendini koruma içgüdüsü" olarak oluşur. Dalga dalga, safha safha, aile, hemşehrilik, aynılaşmış inanç, gelenek-görenek ve ulusal kültürden, millet, yurt, devlet bağlılığından ve sorumluluğundan genişleyerek büyük düşünce alanına ulaşır. Bu süreçte milliyetçilik, mensubiyet alanlarına karşı yönelmiş iyiye, faydalıya sempati, kötüye, zararlıya, düşmanlığa tepki olarak kendini gösterir. Bu milliyetçiliğin duygusal yönü, romantik kimliğidir ki, topluma ve onun kurumsal varlıklarına mensup her insanda mevcudiyeti gözlenmektedir.
Milliyetçiliğin ya da ulusçuluğun bu çerçevede yani fikri derinliği ve bilgi donanımı olmadan siyasal alanda temsili, her zaman istismara açıktır. Bu haliyle, politik manevralarda ve amaçlarda kullanılabildiği gibi, 2. Dünya Savaşı sırasında ve 1990'lar öncesinde ABD'nin anti-Sovyet stratejisinde olduğu gibi, küresel politik hedefler alanında da yönlendirici olarak kullanılmak istendiği görülebilmektedir.
Konuya bir örnek olarak, Cumhuriyet dönemindeki bir gelişmeyi, kişisel yorumla sunmak isterim:
SİYONİSTLERİN ABDÜLHAMİT'TEN İSTEĞİ
Yıl 1897; dünya Yahudi topluluklarının temsilcileri (Siyon Liderleri)'nin büyük toplantısı yapılır. Alınan kararlar arasında, o zaman Osmanlı toprağı olan Filistin'de, -Yahudi devleti kurmak için- vakıfları aracılığıyla toprak almaktır. Bu amaçla devrin Osmanlı padişahı 2. Abdülhamit'e müracaat edilir. Yapılan teklif, bütün Duyun-u Umumiye borçlarının ödenmesi karşılığında Filistin'den, karşılığı ayrıca ödenmek şartıyla küçük bir vakıf arazisi almak. 2. Abdülhamit, 8-10 gün sonra, İslam Halifesi olduğunu, İslam dünyasına karşı böyle bir işi yapmasının mümkün olmadığını beyanla reddeder. Ancak, Yahudi temsilciler bu amaçlarından vazgeçmemişler, bütün Yahudi cemaatlerini de bu amaca yönlendirmişlerdi ki, 1948'de İsrail devleti bu şekilde kurulmuştu.
1919'da başlayan Millî Kurtuluş hareketimize destek veren Yahudi/Musevi ve dönme (Sabatayist) adı verilen Müslüman Yahudi asıllı bazı vatandaşlarımız, hareketin başında mandacılık tezlerini savunuyorlardı.
ANKARA'NIN REDDETTİĞİ TEKLİF
O dönemde Misak-ı Millî belirlenmiş ve Kurtuluş Savaşı da başlamıştı. Suriye, Ürdün, Lübnan, Filistin, Misak-ı Millî'ye göre hedeflerimiz dışında idi. O dönemde, anılan yerlerden Ankara'ya, kendilerine de yardım talebiyle işbirliği teklifleri gelir. Ancak Ankara, ilgili bölgelerde iddiası olmadığını, gücünün kendi vatanının kurtuluşu için yetebileceğini ifadeyle bu teklifi reddeder.
Yahudilerin, Filistin'de devlet kurmalarının önünde en büyük engel Osmanlı idi; bir başka söylemle Anadolu'nun siyasal potansiyeli idi.
Bu potansiyel şimdi, kendi Türk kimliğini canlandırmaya, emperyalist devletlerin işgaline uğramış anavatanını kurtarmaya yönelmişti. 1. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası arkadan vurulduğu anılan bölgelere karşı, kendini sorumluluktan arındırmıştı; inançta, kültürde, tarih ve siyasal bakımdan kendi benliğine, Türklüğüne, dinci muhasarayı kırarak milliyetçi bir ihtilale/inkılaba yönelmişti. Filistin'le olan ilgi de "arkadan vuranlar" olarak algılanmış ve kopmuştu.
MİLLİYETÇİLİĞİN ESAS KARAKTERİ TAM BAĞIMSIZLIKÇILIK
Bu dönemin hemen başlangıcından itibaren, yukarıda anılan mandacı kesimlerde mandacılık terk edilir ve milliyetçiliğin esas karakteri olan tam bağımsızcılık tavrı başlar. Türklerin bu yeni silkinişinin ve yönelişinin önünde Filistin engeli yoktur. Yeni Türk Devleti, Cumhuriyet desteklenmelidir. Bu cemaatlerin içinden milliyetçi ideologlar da çıkar. Tekin Alp takma adıyla "Türk'e Doğru" adlı kitabın yazarı Moiz Kohen buna örnektir. Bu kitap uzun bir süre bazı milliyetçi ekollerin el kitabı olarak okunmuştur.
Bu cemaatlere bağlı aile ve şahıslar, II. Dünya Savaşı sırasında da milliyetçi-siyasal tepkilerde yer almışlardır.
MİLLİYETÇİ PARTİLER KENDİSİNİ SORGULAMALI
1990'dan sonra, ABD'nin açıktan uygulamaya başladığı küresel planların, AKP iktidarıyla saldırıya dönüştüğü günümüzde, anılan aile ve şahısların ve/veya devamcılarının, saldırıların ön safında görülmeleri, milliyetçiliğimizin ve yurtseverliğimizin kriterlerini, bilgi ve tecrübe hazinesini yeniden, bir daha masaya yatırıp özeleştiriden geçirmemiz gerekmiyor mu? Gerekiyor elbette; başta kendisini Milliyetçi/Ulusalcı olarak tanımlayan partilerimiz bunu yapmalıdırlar.
Atatürk'ün Partisini "milliyetçilikten saptı" diye suçlayarak başka kuruluşlarda toplanan milliyetçiler, öncelikle şapkalarını önlerine koyarak düşünmeliler. Düşünmelerine yardımcı olmak için tarafımızdan bir kitapta bilgiler sunacağız. Bugüne kadar, fikri ve siyasi arenada bilinen milliyetçilerin ürettiği yüzlerce sayabileceğimiz deyim ve sloganın, şimdi kaç tanesini Türk Milliyetçiliği ile izah edebilirler.
KEMALİZMDEN SOSYAL DEMOKRASİYE
Dünya kamuoyunun da sadece "milliyetçi" olarak tanımladığı, her yönüyle Türk Milliyetçiliği'ni devlet yapan Mustafa Kemal hareketinin milliyetçi felsefesinin siyasal kurumu olan partiye Atatürk ve ideolojisi yetmiyor muydu ki, Türk ve Türk Milleti sözlerinin en az ifade edildiği, ABD ve AB dostluğunun simgesi haline getirilen "Sosyal Demokrat" sözüne takılıp kaldılar. Partiden atılan, ayrılan, ön saflardan arkaya alınan, yukarıda anılan cemaatlere mensup, Türk ve Türk Milleti dememeyi inatla sürdüren, Başbakan bay Erdoğan'ın "etnisite teorisi"ne can-ı gönülden katılan ve hâlâ Sosyal Demokrat davulu çalanları nereye oturtacağız.
MİLLİYETÇİLİK AÇISINDAN NİTELİĞİN DİK DURUŞU
Siyasi arenada, niceliğin peşinde koşup duranlara sesleniyorum... Milliyetçilik açısından niteliğin dik duruşu Sayın Doğu Perinçek'in, milliyetçiliğin, devrimciliğin, yurtseverliğin buluşma yeri olarak ifade ettiği "Türk Milleti Atatürk'te buluşmalıdır" sözlerine kulak verelim.
yükselen milliyetçilik |
|---|
Nihat Çetinkaya |
