Irak ve dış siyasette büyük fırsat
Türkiye'deki herkes acaba ABD'yi hâlâ 1945-1963'teki ABD mi zannediyor? Devletin önemli mevkilerindekilerin öyle sandıklarına hükmetmemek mümkün değil.
Halbuki 1963'te J.F.Kennedy'nin katlinden itibâren ABD ve toplumu hızla değişti. Vietnam hezimeti de değişmeyi hızlandırdı. Ama daha da büyük değişmeler 1980'lerde Reagan'ın başkanlığıyla vuku buldu. F.D. Roosvelt'in 1940'lardaki toplumsal devlet anlayışı, sonra 1980'e kadar çevreciliğin öne çıkması Reagan ile tersyüz edilip ABD devleti halktan çok, büyük şirketler için çalışır oldu. Tabii büyük şirketlerin etkisi hep vardı, ama bu kadar da değildi. Baba Buş'tan sonra, aradaki Klinton dönemine rağmen, Yavru Buş'un getirilmesiyle birkaç büyük şirket egemenliği zirveye ulaştı. İkinci büyük değişim ise günümüzdeki Haçlı seferleri açısından çok önemli. Son 25-30 yılda türetilen sahte Hıristiyan mezhepleri ile, önceleri ABD güneyinde olan ilkel ve garip dinimsi inanışlar nüfusun yüzde 70'ine bulaştırıldı. (Tabii halka revâ görülen neredeyse sıfır düzeyindeki ortaöğretim, bir de gittikçe yozlaşan TV kanalları ile tabanın kara câhil bırakılması olaya zemin hazırladı.) Bu suretle devlet bir din devleti (yb. "teokrasi") görünümü verirken, Haçlı seferleri kafasının yaygınlaştırılması zor olmadı. Derken "müslüman eşittir tedhişçi (yb. "terörist")" kalıbının zihinlere yerleştirilmesiyle, Afganistan (yâni "Güney Türkistan"), Irak, ve hazırlanmağa çalışılan İran saldırıları. (Türkiye'nin altmış yıllık adım adım, uyuta uyuta içinden bitirilmesi faaliyetinin de son perdesi).
TARİHİN ÖĞRETTİĞİ...
Ama tarih boyu, kendini çok güçlü zan edip insanlığa zulmedenler, hemen arkasından kısa sürede batmışlardır. İşte Roma, işte İspanya, işte İngiliz imparatorlukları; vardıkları nokta Avrupa'nın şimdiki perişan ülkeleri. Çöküşlerdeki birinci etken insan gücü ve mâlî kaynakların artık yetersiz kalışı, ikinci etken ise gaddar toplumların içinden çürümesi. Kendini büyük ve güçlü görme hastalığına kapılan bir devlet, bir toplum, veya şahıs kibirlendi mi baş aşağı gider. Allah herkesi kibirden saklasın.
ABD'NİN KABUSU
Son üç aydır ABD'de Bay Buş ve diğerleri Kuzey Irak ve Türkiye hakkında bol bol beyanat verdiler. (Halbuki yıllardır Türkiye'nin lâfı hiç geçmezdi; sanki Türkiye ve Türk diye bir şey yok. Irak'taki Türkmen, yâni Türklerin hiç lâfı geçmediği gibi.) Meâlen diyorlar ki: "Türk halkı daha da uyanır, dostumuz olan hükümet, devlet üzerindeki kamuoyu baskısı çok artar da, Türkiye Kuzey Irak'a sâhiden girmeğe, müdahele etmeğe kalkarsa hâlimiz nice olur? Ya bir cephe daha açılırsa?" Belli ki ABD'nin kâbusu bu.
ABD, Afganistan ve Irak'ta günde yaklaşık bir milyar dolar (yanlış okumadınız; milyon değil milyar) dolar harcıyor. Askeri ve parası tükendi. Asker bulamadığı için ordusunu da neredeyse özelleştirdi. "Karasu" şirketi gibi garip şirketlere, onların paralı, bezirgân, katil ruhlu, vahşi "asker"lerine dünyanın parasını veriyor. Bu paralıların bir "faydası" da resmen asker sayılmadıkları için ABD'nin savaş ve askerle ilgili kanunlarına tâbi olmamaları. Uluslararası Cenevre antlaşması gibi savaş suçlarıyla ilgili kurallara da tâbi değillermiş. Bir ay kadar önce bu "Karasu" erlerinin mârifetleri ABD'de duyulunca kamuoyunda hayli bir tepki oldu. Zâten Bay Buş'u seçen sahte mezhepli takımında bile (kendi evlâtları da Irak'ta öldükçe) Irak işine ve Bay Buş takımına tepki artıyor. Kamuoyu araştırmalarında Bay Buş'a tasvip oranı, yakın tarihte görülmemiş bir seviyeye, yüzde 20'ye düştü. (O ara yoksul halkın bebeklerine sağlık sigortası sağlamak için gereken, Irak'ta harcanan birkaç haftalık para kadar tutan bütçe meblağının da haylisi kesildi. Tabii buna da tepki çok.)
Üstüne üstlük hükümettekiler İran'ı kırpmak, gerekirse saldırmakla görevli. Bunu askerî ve mâlî mâlum durumda nasıl yapacak? Herhâlde onlar için bir çıkar yol Türk askerini kullanmak. (İran nüfusunun yüzde 70 kadarı Türk. Orası 1918'de İngilizlerin Fârisî (Aryan) azınlıktan bir arabacıyı, Rıza Pehlevî'yi başa oturtuncaya kadar Türk hükümdarlarca yönetildi. Kültür hâlâ Selçuk Türk kültürü). Tarih bilgisi ve bilinci özellikle son yıllarda yok edilmiş Türkiye'nin askerini İran'a saldırtıp kardeşi kardeşe vurduracak. O ara boş kalan güneydoğu sınırından Özal'ın sevgili peşmergeleri Türkiye'ye saldırtılacak. (O zaman da bizdekiler "aziz dostlarıyla" istihbarat mı paylaşacaklar dersiniz?) Bir taşla iki kuş. Onların planları böyle şeyler olabilir, ama Türk halkının Müslümanlığı da saptırılmamış olanları iyi bilirler ki "Allah'ın planı hepsinden büyüktür."
Yukarıda özetlediğimiz durumlardan da anlaşılacağı üzere, işte ABD'nin kâbusu şimdi, altmış yıldır kandırdığı, "yumuşak güç" yöntemleriyle [Bkz. O.S.'in yeni çıkan kitabı "İlerisi için" (Bilim+Gönül yayınları ve AA Dağıtım, İst. Kasım 2007] içinden fethettiği Türkiye'nin, büyük Türk milletinin baskısıyla yeni bir cephe açması.
YETMİŞ YILIN EN BÜYÜK FIRSATI
ABD'nin bu kâbusu şu anda Türk milleti ve onun irâdesini nihâyet yansıtacak bir devleti için yetmiş yılın en büyük fırsatıdır. Onun için, değil ikide bir ayaklarına gidip özür dilemek, izin istemek, kamuoyu yöntemleri öğretilerini tazelemek, kenara sıkışmış olan ABD'nin, Türk Milleti'nin altını oyup tarihten silmek için bol sayıda yetişmiş yerli işbirlikçileri ile oynaya geldiği oyunlarından kurtulmak için milletimizin atacağı sessiz kurtuluş savaşı hamlelerine karşı duramayacağını bilmek gerekir.
Kimse merak etmesin, istikbal bizimdir.
Kadıköy, 14 Kasım 2007
BİLİM-GÖNÜL |
|---|
PROF. DR. OKTAY SİNANOĞLU |
