İsyan edilmesi gereken yerde isyan edilmeseydi
İddianameyi elime aldım. Dağ fare filan da doğurmamıştır.
Ölü doğum.
Kanıt diye iliştirilen telefon konuşmalarına vb hiç bakmadım bile. Ayıp. Ben televizyonlarda da paparazzi programlarını seyretmiyorum. Yalana dayanan düzmece haberleri de dinlemiyorum... Mizah duygumu bile kıpırdatmıyor.
Tek cümle okudum; yetti bana. İşçi Partisi'yle ilgili tanımlanan suç: "Hükümete karşı halkı isyana teşvik!" Tamam dedim demek ki yıllardır doğru Parti'de yöneticilik yapıyormuşum, bir kez daha kanıtlandı!
Cumhuriyeti yıkanlara karşı sesini çıkarmamak suçtur!
Bu konuda yandan yandan konuşup yakınmak, örgütlenmemek suçtur!
Sağdan da gelse, soldan da, içeriden de dışarıdan da teröre karşı mücadele etmemek; bunları bir bir kulağından tutup gün ışığına çıkarmamak suçtur. Bu yolda kurbanlar şehitler versen de; hatta yıllarca terörün hedefi olarak yaşasan da...
Vatan savunmasının, Atatürk Devrimi'nin merkezinde yer almamak suçtur.
1908'lerin, 1923'lerin fedaileri bize bu geleneği miras bıraktı.
Bu bir iktidar mücadelesidir, zorlukları yeneriz.
Anayasa Mahkemesi sorunu çözemedi. Evet, hukuk matematiktir. İki artı iki dörttür. Siz "biz aramızda anlaştık galiba beş" diyemezsiniz.
Biz çözeriz. Dörde dört deriz.
Ergenekon iddianamesinde İşçi Partisi'ne yüklenen suç budur. Cumhuriyetimizi yıkmak isteyenlere karşı seçenek oluşturmak. Nitekim Savcı Bey onu da iliştirmiş kanıtlar arasına: "AKP Sonrası Çözüm Programı"!
Ergenekon iddianamesindeki o cümle ve Anayasa Mahkemesi kararı Türkiye'nin önündeki iki seçeneği çok açık bir biçimde ortaya çıkarmıştır.
Sorunların daha köklü çözülmesinin önünü açacaktır.
Hiç tasalanmayın, AKP "keşke bu koşullarda kapatılsaydık" diyeceği günler görecektir.
Bu hükümetin "dışarıya" diyet borcu artmıştır, muhtaç ve zavallıdır. Şunu da söylemeden geçmeyelim, böylesine kötürüm bir iktidar artık kimsenin "süprüntüsü" bile olamaz.
İsyan edilmesi gereken yerde isyan edilmeseydi, aynen Atatürk'ün söylediği ve yaptığı gibi, Cumhuriyetimiz kurulamazdı.
Yaşatılamaz da...
Zekeriya Öz bundan sonra ne yapabilir?
Çok değerli bir hukuk hocamız iddianamenin açıklanmasından sonra soruyor:
Doğu Perinçek, Fred Çakmaktaş'la da görüşmüş mü?
Taş devrinden bir eksik saptamış anlaşılan...
Hocamız ciddi bir ifadeyle yorumlarını sürdürüyor:
Savcı son davasına bakıyor. Artık bundan sonra meslek hayatı bitti. Bence oturup polis romanı yazabilir. Ya da Türk ekonomisine bir katkıda bulunabilir. Halk zaten zor durumda, yumurtasız omlet nasıl hazırlanabilir onun tarifini verebilir.
Gerçek bir hukukçu yorumu!
İlginç mi?
Ergenekon konusu Türkiye'de yine ciddi bir saflaşma yarattı.
AKP, DTP, PKK, 2. Cumhuriyetçiler, Amerika, AB, iliştirilmiş basın bir yanda, milli ve vatansever güçler bir yanda...
Aynı Amerika'nın Irak'ı işgalindeki saflaşma gibi...
İlginç mi?
Yoo...
Bunu bilgisayar oyunu mu sandınız?
Amerika Irak'ı işgal etmeden önce "Türkiye'de iktidarı değiştiririm, benim açımdan sorun çözülür" demişti.
Ama 1 Mart tezkeresini geçiremedi.
Halkı unutmuştu.
Öncü güçlerini unutmuştu.
Şimdi bölge yeniden hareketlendi.
Üçlü bir paket gündemde:
Kukla devletin pekiştirilmesi ve bölge petrolünün kukla devlet adına Türkiye üzerinden geçirilmesi... (Yıllık 100 milyar dolarlık proje!)
İran operasyonu...
Kıbrıs'ın peşkeş çekilmesi...
Amerika bunlar öncesinde 2003'deki hatayı yapmak istemiyor. Yeni projelerini yürürlüğe sokmak için yolları temizleme çabası içinde.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin moralini bozmaya çalışıyor. Bedeninde bölücü teröre karşı mücadeleden kalan dört kurşunu hâlâ taşıyan emekli binbaşısından, ön saftaki albayına orgeneraline kadar basında neredeyse linç ettiriyor; el altından görevdekileri işaret ediyor. Bölgeden her gün şehit haberi gelirken, onları bıraktırıp üniforma görülen yerde "mutlaka darbeci" heyulası yaratıyor.
Amerika'ya karşı direnenlerin "sokakta yürüyenini bile içeri alırım" diyor.
Yoksa bombalardan, ölümlerden, masum çocuk çığlıklarından ortalıkta geçilmez diyor.
Ama yine unutuyor.
Bu iş Türkiye'de o belli merkezlerinde oluşturdukları "bilgisayar oyunlarına" benzemez.
Sonuç hiç de tasarladıkları gibi olmaz. Kaç yüzyıllık başkaldırı ve boyun eğmezlik tarihini ufacık bir bilgisayar simgesine yükleyemezsiniz. Bellekleri kaldırmaz.
Suriye, ABD ve Türkiye demokrasisi
Suriyeli dostlarımız kısa bir ziyaret için Türkiye'deydiler. Bir akşam yemeğinde ABD ve Suriye demokrasisini tanımlayan hoş bir fıkra anlattılar.
Biri Suriyeli biri Amerikalı iki arkadaş kimin ülkesi daha demokratik diye tartışıyorlarmış. Sıra kanıtlara gelmiş. Amerikalı şöyle bir kabarmış demiş ki, "Bak, şu dünyaya hükmeden ülkenin bir numarasına, Başkan Bush'a ve hatta sülalesine Beyaz Saray'ın bahçesinde 24 saat sövüp saysan kimse sana dokunmaz!"
"O da bir şey mi" demiş Suriyeli "Suriye'nin başkentinin tam ortasındaki Emevi Meydanı'nda, bırak 24 saati, 365 gün o ünlü Bush'a ve hatta sülalesine sövüp saysan, kimse sana neden diye bile sormaz!"
Biz de böylece bir kez daha anladık Türkiye ve Suriye'nin kökleri tarihe dayalı kardeşliğinin nedenlerini... Neden daha da sıkı birbirlerine sarılmaları gerektiğini... Neden birilerinin bundan hiç hoşlanmadığını, araya çomak sokmak istemelerini...
Çünkü Taksim Meydanı'nda da, Sıhhiye Meydanı'nda da hatta Türkiye'nin 81 ilinin orta meydanında aynı eylemi yapsanız, toplanan ahaliden üstüne bir de müthiş bir alkış alırsınız!
Kamuoyu yoklamaları bile böyle söylüyor.
