Silivri’nin yeni şanlıları!

Daha önce yazmıştım. Her ayın ilk haftası açık görüş yapıyoruz. Camın arkasından, telefonla değil de, salonda masaların etrafında görüşüyoruz. Sarıldık, elini tuttuk diye bayram! Sağ ve sağlıklılar diye şükür!
Sebep olanların utancı onlara yeter...
Son görüşte yeni tutuklu yakınları da aramıza katıldı. “Hoş geldiniz” demedik elbette, “geçecek” dedik, “hepsi buradan alkışlarla çıkacaklar” dedik, “tertipçiler tez zamanda yıkılacak” dedik.
Henüz anlamsız cezaevi kurallarının şaşkınlığı ve tedirginliği varsa da üzerlerinde, eşleriyle onur duyuyorlar. Dimdik. Suç: Vatanseverlik!
Alnımızda en ufak bir kara, hesabını veremeyeceğimiz beş kuruşumuz yok.
Komutanlarımız mı? Onlar zaten seçmece.
Doğu Perinçek’in dediği gibi “beşinci yıldızı takmadan, artık Türk Ordusu’nda general olunmuyor.”
Çoğu Anadolu çocuğudur. Zorluklarla tanışıktır. Değilse bile Anadolu’nun dört bucağında görev yapmıştır.
Yıllarca dağda bayırda eşlerine, bebelerine hasret geçmiş ömürleri. Çapraz ateşte kalmışlar. Veli Küçük duruşmalarda söyleyip duruyor: “Burası benim 22. görev yerim.”
Kimi resim yapmak için malzeme siparişi vermiş bile, kimi spor için eşofman.
Türk Ordusu görev bilincini Atatürk’ün vasiyet gibi 29 Ekim 1938’de bıraktığı “Orduya Değişmez Mesaj”ından bellemiş: “Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini, dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an yerine getirmeye amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır.”
Tutuklanınca E. Org. Çetin Doğan eşini aramış: “Akşam bekleme, gelemiyorum.” Bu kadar basit. Ama aynı zamanda “mücadele yeni başlıyor”.
Hayır hiç katılmıyorum, onlar “zanlı” değil “şanlı”!

 

Ordu’nun “hukuka uygun” durumu

Türk Ordusu’nun bir yüzbaşısı oğluna soruyor:
-Ne olacaksın?
-Avukat.
-Neden?
-Seni savunurum.
Bir Silivri tutuklusunun ilkokulda okuyan kızının sınıfında öğretmen sormuş:
-Ne olmak istiyorsunuz?
Çocuklardan biri:
-Öğretmenim, subay olacaktım. Ama artık vazgeçtim. Hapse atıyorlar.
Kim Türk Ordusu’nu halkın gözünde bu duruma düşüren?
Erdoğan mı? ABD mi?
O kadar mı?

 

İrticayla mücadele ve demokrasi

Devletimizin ve Cumhuriyetimizin “bekaası” için “irticaya karşı mücadele” her kurumun görevi mi?
Görevi.
Ordu’nun da mı?
Elbette, başta onun.
Bu başıbozuk eylemlerle mi olur?
Hayır, planlı programlı.
İrticayla mücadele demokrasiye aykırı mı?
Olur mu? Demokrasinin doğuş nedeni.
E, ee o zaman?
Ne e’si?
Çıt çıkaranlara Cumhuriyet yıkıcısı “hukuki süreç” işliyor da...
Bu tertip, yoksa tertibin içinde mi? Başka bir anlam veremiyorum.

 

Öğretmenin Ergenekon’a bakışı

Reyhanlı’da bir öğretmen. Oğlu üç kez üniversite sınavına girmiş. Bir türlü kazanamamış.
Akşam Ulusal Kanal’da haberleri izlerken birden yerinden fırlamış.
-Tamam en iyisi seni Silivri’ye gönderelim. Ergenekoncuların yanına. Her gün biri ders verse, mutlaka bu yıl kazanırsın!

 

ABD’de “Yeni Türkiye” toplantısı

Teksas merkezli, Fethullahçı Turkuaz Konseyi (TCAE) ABD Senatosu’nda “Yeni Türkiye: Bölge ve ABD İçin Ne Anlama Geliyor?” konulu bir panel düzenledi. Oturum başkanlığını pek yakışan biri, hani şu Fethullah Gülen’in Amerika’da kalmasına “referans” olan, CIA eski Ulusal İstihbarat Konseyi başkanı Graham Fuller yaptı. Fuller’in 2008’de ABD’de “Türkiye’nin Dünyadaki Yeni Yeri”, Türkiye’de de “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adıyla yayımlanan bir kitabı var. Proje üzerinde uzun zamandır çalıştığı zaten biliniyor. Fuller, yaptığı konuşmada Türkiye’de halifeliğin kaldırılmasını eleştirdi. Daha yeni halife adayını açıklamadı. Belki de arif olan anlar diyedir.
Diğer konuşmacılar da birbirinden merdane…
Transatlantic Akademisi uzmanı Joshua W. Walker, Türkiye'de Ordu’nun 'dürüst hakem' rolünü kaybettiğini, Ordu içinde bir 'içsavaş' yaşandığını, istikrarın olduğu tek yerin AKP olduğu yorumunu yaptı.
Alman Marshall Fonu Washington Temsilcisi ve Atlantik Konseyi’nin üyesi Ian Lesser… Açılımların mimarı ve danışmanı. Lagendijk’i tanıyorsunuz. Radikal’de, AKP’ye akıl veren, TSK’ya da sık sık “haddini” bildiren “yazarımız”.
Bir diğeri de İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı Orhan Kemal Cengiz. Today’s Zaman’da yazıyor, Protestan Kilisesinin avukatlığını yapıyor, ABD’nin Genç Liderler Programında… Atatürk’ü Humeyni’ye benzeten, halifelik ve de PKK taraftarı öyle ilginç bir kişi.
Anlayacağınız uğursuz bir toplantı.

Türkiye vurdu mu başka olur

2003 yılında Amerikan işgal kuvvetleri Bağdat’a girdiğinde zaferini Firdevs Meydanı’ndaki Saddam heykelini yıkarak ilan etmişti. O dönemde Bağdat’ta bulunan gazetecilerin tamamına yakını bu meydanın yanı başındaki otelde kalıyordu. Birkaç dakikada yıkılabilecek heykelin indirilmesi saatler sürmüş, dünya medyası da saatlerce canlı yayınlamıştı.
Amerika “Irak’ı bitirdik” iletisini böyle vermişti.
Amerikan tarzı duyuru.
Kuvvet komutanları günlerce Emniyet’te “ayar”ın gelmesi için bekletilince aklımıza gelmedi değil.
Ama bu olaydan sonra Irak’ta ne oldu?
Irak halkı ölümü göze alarak Amerika’ya direndi. Bugün Amerika’nın içinde bulunduğu krizde Irak halkının direnişinin payı büyüktür.
Irak, Türkiye ile kıyaslanmaz. Vurdu mu fena yapar.
Belki de sonu elimizden olur, kim bilir...

Alkışlarla uğurlananlar

E. Org. Çetin Doğan cezaevine alkışlarla uğurlandı. Haberleri izleyen bir okurumuzun yorumu şöyle:
-Bu toplum eskiden bir tek evlatlarını askere alkışlarla uğurlardı. Sonra kahramanları son yolculuğuna uğurlarken yapmaya başladı. Şimdi Silivri’ye gönderirken… Bunu yapan toplumlar yıkılmazlar. Eninde sonunda kazanırlar.
Ancak bir sitemi var:
-Öyle üzülüyorum ki şu Ergenekon tertibi nedeniyle gözaltına alınanların, tutuklananların fotoğraflarının çekilmesini önleme girişimlerine. Niye gazetecilerin, kameramanların önüne set kuruyorlar? Suç mu işlemişler ki, göğüslerini gere gere ortaya çıksalar ya...

 

VAY ANASINA!

8 Mart’ta kadınlarımıza görev çağrısı

5 Aralık 1934’te Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda kadınlara milletvekili seçme seçilme hakkının tanınması için kanun teklifi yapılır. İsmet İnönü Meclis’te şöyle konuşur:
“[…] kadınlarımızın Türk tarihindeki haklı yerleri, erkeklerle beraber, daima, memleketin ve milletin mukadderatı üzerinde söz ve tesir sahibi olmalarıdır. Türk kadını tarihte ne vakit haklı ve itibarlı yerini bulmuşsa, bunun mukadderatı üzerinde kendini, tesirini gösterebilmişse, erkeklerle beraber karışık ve güç yurt işlerinde el ele çalışabilmişse, işte o zaman, büyük Türk ulusu, kudreti ile, medeniyetiyle bütün dünyayı kaplamıştır.
Arkadaşlar, Türk kadınının, hakkı olduğu yerden ayrılıp, bir süs gibi, memleket işine karışmaz bir varlık, bir köşeye konması Türk ananesi değildir. […]
Yakın geleceklerde, Türk Devleti’nin ve Türk ulusunun geniş kudretlerinin sırrı anlaşıldığı zaman, bunun başında, ilk günden beri Türk inkılabının Türk kadınına verdiği haklar esaslı bir delil olarak ileri sürülecektir.
[…]
Türk kadınına bu hakkı bir lütuf olarak veriyoruz kanaatinde asla değiliz ve kimse bu kanaatte olamaz. […]
Yüce arkadaşlar, Türk inkılabını tarih anlatırken bunun bir kurtuluş olduğunu en başta söyleyecektir. Bu kurtuluşun muhtelif safhaları içinde de, bilhassa kadınların kurtulmasını anacaktır. […] Türk inkılabı denildiği vakit, bunun, kadının kurtuluş inkılabı olduğu beraber söylenecektir. […]
Kadınları hakkından mahrum edilmekle, yarı yarıya kötürüm bir hale gelen ulusumuzun üstünde bu baskıyı kaldırması, Atatürk’ün başlıca hizmetleri arasında sayılacaktır.”
Cumhuriyetimizin, devrimlerimizin yıkılmaya çalışıldığı şu günlerde ona en güçlü bir biçimde sahip çıkacak olan kadınlarımıza selam olsun!

* İsmet İnönü’nün TBMM’deki Konuşmaları (1920-1973), c.I (1920-1938), TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1992, s.387-388.