CIA'nın gelini

Türkiye'ye karşı yürütülen operasyon bütün hızıyla sürüyor. Gün geçmiyor ki yeni bir tertiple karşı karşıya kalınmasın. Direnen güçleri sindirmek için bütün taklalar atılıyor.
Türkiye'ye tayini çıkan CIA elemanları ve geçici görevle Türkiye'de bulunanlar, Fethullahçılar hep beraber ataktalar.
Ama yaptıkları ayaklarına dolanmaya başladı artık.
Hani art arda takla atarsınız, en sonunda iki ayağınız üzerine dikilirsiniz.
O kadar yalan söyleniyor ve o kadar tezgâh kuruluyor ki bir önceki, biraz da telaş ve panikten unutuluyor. Dizler titriyor.
Zaten hesaplar Silivri'den bir bir geri dönüyor. Döndükçe daha kötü bir senaryo ortaya konuyor.
Ayaklar tutmuyor.
Kaç tane kaldı bilmiyorum ama, son taklada baş üstü düşecekleri mutlak.
Neyse...
Bu işlerde başını gözünü yara yara çalışan "CIA'nın Gelini" olarak anılan bir bayan da iyice açığa çıkmış durumda.
Bizim merak ettiğimiz "CIA'nın Gelini" ek tazminat da alıyor mu acaba?
Hani Türkiye'de görev yapan yabancı diplomatlara ve ajanlara mahrumiyet, hava kirliliği vb nedeniyle tazminatlar veriyorlar da...
Sen eşini, işini bırak, gel Türkiye'de çalış; ek tazminat alma!
İnsan haklarına aykırı, kardeşim!..

Kimin yatırım ajansı?

Yabancı firmalara Türkiye'de danışmanlık yapan bir dostumuz anlattı. Biz de aktaralım istedik.
Bir İspanyol firması, Türkiye'de rüzgâr enerjisinde yatırım yapmak istemiş. Belli araştırmalardan sonra Başbakanlık'ta yatırım ajansının da görüşüne başvurmuş. İşte ne olduysa ondan sonra olmuş.
Orada kendisiyle görüşenler, bu iş için Çalık Holding'le "irtibata" geçmelerini istemişler.
İlginç değil mi?
"Bizimkilerle ortak olursan, senin çıkarına" iletisi...
Buna son günlerin gözü dönmüşlüğü diyebilir miyiz?..

Türkçemiz ve ağzımızdaki lokmamız

İngilizce, dünyanın sözcük sayısı açısından en zengin dili diye bilinir. Ancak bu sayıya, örneğin İngiltere'nin sömürgelerinde kullanılan sözcükler de katılmıştır. Olabilir. Ama yalnızca basit bir hesap ve değerlendirme sorunu değil; "ben en büyüğüm" tokmağını size fark ettirmeden kafalara vurmaktır. Tıpkı yanlış ölçekli, gerçek yaşamdaki boyutlara ters haritalarını dayatmaları gibi.
Türkiye'de yalnızca sınırlarımız içinde kullanılan sözcükleri saysak acaba İngilizceyi kaça katlarız?
Beşiktaş Cumartesi Pazarı'nda alışveriş ettiğim, çeşitli yörelerden yeşillikler satan bir tezgâh var. Bazen seyretmeye bile gidiyorum. O da bir kültür zenginliği. Anadolu'nun çok yerini gezdiğim için önemli bir bölümünü tanıyorum. Hiç bilmediklerim de var. Adını okuyorum. Bazen parantez içinde hiç birbirine benzemeyen beş altı ad yazdığı da oluyor. Karadenizliler, hatta kentine göre bile ayrı ad vermişler; Akdenizliler, Egeliler, Doğulular ayrı. Bence ortak sözlüğümüzde olmalı.
1934 Temmuzu'nda Anadolu gazetesinde yayımlanan "İzmir'de Türklük ve Türk Dili Hareketi Tarihi" başlıklı yazı dizisini okudum. Yazarı Mehmet Necip, sütten yağ çıkarmak için kullanılan kabın kendi saptayabildiği beş altı adını yazıyor. Parçalı tahtadan yapılmışsa yayık, günbü, eğer yekpare ağaç oyularak yapılmışsa daldız, topraktan yapılmışsa tafran, deridense bişek ya da tuluk...
Yine o yıllarda Hâkimiyeti Milliye gazetesinin "Öz Dilimiz" köşesinde yayımlanan bir yazıda "Canlı sözün değeri yapma sözden ileridir" başlığı altında şöyle diyor: "Bize her şeyden önce derleme lazımdır. Halkın canlı dili tükenmez bir hazinedir. Buradaki zenginliği bir kere ele alalım, benimseyelim. Ondan sonra köklere ekler takarak söz yapma yoluna girer, eksiğimizi bu yolla tamamlarız."
Bütün bunlar öğretmen Mustafa Erdoğan'ın "Ereğli Yöresinden Derlemeler Sözlüğü" adlı kitabını karıştırırken aklıma gelenler. Öyle sözcükler var ki yerel söyleyişe göre k-g yumuşamasıyla filan değil, Türkçemizde ancak birkaç sözcükle tanımlayabildiğimiz karşılıklar. Bunlar da sözlüklerimize katılarak yaygınlaştırılmalı. Biz diyoruz ki daha çok, daha çok olsun; oysa televizyonlarda ve oradan giderek gençlerin konuşmalarında ancak 1000-1500 sözcük kullanılıyormuş. Bir de kısaltmalar ve çarpıtmalarla iyice kısırlaştırılıyor güzelim dilimiz.
Amaç açık değil mi? Nasıl bir zenginlik üzerinde oturduğumuzun bilincinde olmayalım...
Siyasette de böyle, ekonomide de, bilimde de, kültürde de.
O oo biz neymişiz, şuraya baksana deyip başını dikeltme ki ensene vursunlar, lokmanı kapsınlar!

Kimliğimi kaybettim, hükümsüzdür demek yeterli değil

Okurlarımızdan gelen bir ileti. Görevimizi yerine getirelim, sizlerle paylaşalım. Kimlik kartını kaybedince ya da çaldırınca vergi dairesine de mutlaka bildirin deniyor.
Emniyetten aldığınız tutanak ve bir dilekçe eşliğinde bir vergi dairesine başvurmanız gerekiyormuş. Bilgi, sicil kayıtlarına alınıyormuş ve kimliği eline geçiren bir diğer kişinin herhangi bir vergi dairesine gidip şirket açılışı yapmak istemesi durumunda sistem uyarı veriyormuş.
Ayrıntılarını, Gelir İdaresi Başkanlığı resmi sitesinde iç genelgeler bölümünde "vergi kimlik numarası iç genelgesi seri no: 2007/1"de bulabilirmişsiniz.

Ergenekon tertipçileri için özel haber

Trabzon Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri tarafından iki aydır sürdürülen çalışmalar sonrasında, silah kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla Trabzon'un Of ilçesinde dört şahıs, Rize merkez ve İyidere ile Ardeşen ilçelerinde beş şahıs, Kocaeli'de bir şahıs, İstanbul'da bir şahıs ve Adana'da iki şahıs olmak üzere toplam 13 şahsa yönelik operasyonda 12 şüpheli gözaltına alındı.
Şahısların ikametlerinde ve araçlarında yapılan aramalarda 42 adet ruhsatsız tabanca, 76 adet tabanca fişeği, 1 silah imalathanesi ile silah yapımında kullanılan malzeme ele geçirildi. Doğu Karadeniz Bölgesi'nden diğer bölgelere el yapımı silah gönderen şahıslar Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ndeki ifadelerinin ardından Of ilçesi Cumhuriyet Savcılığı'na sevk edildiler.
Silah kaçakçılığı yapan şahısların, silahları çay paketlerinin içine yerleştirdikleri ve bavullara koyarak otobüslerle başka illere gönderdikleri ortaya çıktı.
Bu haberi de özellikle aktardım. Şu Ergenekon tertipçileri biraz yaratıcılıklarını geliştirsinler diye...
Deniz kıyısında piyade tüfeği mermisine kadar düştüler. Artık suyu çıktı.

Özeller için güzel

Hani kriz var ya... Artık insanlar olağan "memleket nere kardeşim" sorusunun yerine "işler nasıl" diye sorar oldular. Biz de kuraldışı değiliz elbette. Özel bir sağlık kuruluşunun yöneticisi bir arkadaşımıza sorduk.
Baktık yüzü asık.
Beklediğimiz ifade.
Ama yok, yurtseverliğinden öyleymiş meğer.
Sağlık alanındaki son düzenlemelerden sonra kazançları yüzde 40 artmış. Arkadaşımız elbette "ne olacak bu memleketin, bu halkımızın hali" derdinde; yoksa işler özeller için "tıkırında."