AKP’nin seçimlerde mali destekçisi TOKİ mi?

 

 

AKP Türkiye’ye birçok “yenilik” getirdi.
Devlet kasasından seçim kampanyası yürütmek de AKP icadı.
Bugüne kadar her iktidar bu tür işlere kalkıştı, ama iyi kötü bir frenleri vardı. AKP gibi hiçbiri, ama hiçbiri olamadı.
Dizginsiz. Pişmiş de değil, dibi tutmuş kelle.
AKP seçim kampanyasının tamamına yakınını devlet kasasına yükledi.
Yaparım, olur!
Ortak fonda oluşturulan milyarlarca dolarlık tutarlardan değil, TOKİ çalışmalarından söz ediyoruz.
TOKİ’nin bütün faaliyetleri, temel atma ve açılışları nedense seçim öncesine denk geliyor. Olmadı referandum seçeneği de arada değerlendiriliyor.
Erdoğan cıncık bıncık her törene katılıyor. AKP’nin seçim programını yapan kadronun önünde TOKİ faaliyetleri baş köşede yer alıyor. Giderleri TOKİ karşılıyor. Hatta TOKİ’nin törenlerini düzenleyenler de tanıdık.
Yani ekip, aynı ekip.
Hem kampanyayı yürütüyorlar, hem para kazanıyorlar.
İşin garibi bu durum sanki normalmiş gibi hiç karşı çıkan da yok.
Basında “ne oluyor kardeşim...” diyen? Amma da çok şey diliyorum...
Sanki bilmiyormuş gibi.
Ne kadar “demokrasi” diye geveliyorsanız, o kadar “çiğniyorsunuz”!
Oysa bu AKP “demokrasisinde” bir TOKİ açılışına harcanan parayla, tüm seçim çalışmasını yürüten partiler var.
Eşit koşullarda seçim?
Bu hafta garip sorular haftam galiba.
Günlük Aydınlık gazeteniz geliyor.
Her gün soracak!
Güm güm!!

Sindiremeyecekler

Başbakan Erdoğan “hazmettire hazmettire” sözünü nedense çok seviyor ve sık sık kullanıyor. Türkiye’nin dağılmasına yol açacak birçok işi de “hazmettire hazmettire” yapmaya çalışıyor.
Bunun son örneği Türkiye’yi eyaletlere ayırma girişimi.
-Başbakan 2004 yılında Türkiye’nin eyaletlere bölünebileceğini söylüyor.
-Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer bu konuda çalışmalara başlıyor. Ama gelen tepkiler ve dönemin Cumhurbaşkanı Sezer’in bazı yasaları veto etmesi üzerine biraz geri çekilip projeji parça parça geçirmeyi deniyorlar.
-2006 yılında bu projenin parçalarından biri olan kalkınma ajansları devreye sokuluyor.
-2010’da yargıyı bugünkü kaos ortamına sokan Adalet Bakanı Sadullah Ergin ABD’ye gidiyor ve “federal sistemle” ilgili gizli çalışmalar yapıyor.
-2011’de Başbakan Erdoğan başkanlık sistemi ve valilerin halk tarafından seçilmesi tartışmaları ile eyalet sistemini yeniden gündeme getiriyor.
Irak’ın kuzeyinde yaşananları Erdoğan bilmez mi? Bugün valileri halkın seçmesi halinde bölgede kimlerin vali olacağı, eyalet valisi olacağını bilmez mi? Türkiye’nin fiilen bölüneceğini bilmez mi?
Hem de adı kadar iyi bilir.
En azından deneyenler cebine koymuştur.
O BOP çerçevesinde kendisine verilen görevi yapıyor.
Hazmettire hazmettire…
Günlük Aydınlık gazeteniz geliyor.
Boğazlarına takılıp kalacak.
Sindirim sistemlerini alt üst edecek.

2 D, 2 Y

CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun seçim stratejisi netleşiyor.
Anlaşılan o ki “2 D, 2 Y” temeline oturtacaklar.
2 D, din ve darbe: “Darbeye karşıyız, irtica tehlikesi yok, tarikatları tanıyoruz, türbanı savunuyoruz...”
Ortada darbe tehlikesi mi var?
Fethullahçı Gladyo yoktan var etmeye çalışsa da başarısız!
Ötekilerine değinmeme bile gerek yok.
2 Y, yoksulluk ve yolsuzluk.
Ses getirecek ciddi projeler ve yolsuzluk dosyaları ortaya koyuyorlar mı? İncitmeden şöyle söyleyebilirim: Siyasi magazin yönü daha güçlü..
“Bu strateji kimin işine yarar?” sorusu da dostça bir uyarı olsun!
AKP iktidarının Türkiye’nin ve Ortadoğu ülkelerinin sınırlarını değiştirecek BOP endeksli dış politikasına 10 üzerinden 7 veren Kılıçdaroğlu’na başka ne söylesek acaba?
Olan Türkiye’ye oluyor, bizim derdimiz bu…
Günlük Aydınlık geliyor.
Derdinize çareler arayacak.

F klavyeli yazarlar

Arada bir F klavye tartışması gündeme gelir. Türkçeye uygun. Biz eski daktiloculuktan kalma gazetecilerin yaygın kullandığı klavye. Bilgisayarlarda bulmak zor. Neden bu “Q” dayatması derken yeni bir tartışma daha eklendi.
“F klavyeli yazarlar”
“Eski” tip gazetecilikte, bizce işin doğasında olan bazı ilke ve ahlâkta ısrarlı olanlara değil gönderme.
F tipi.
Fethullah tarikatından beslenen yazarlar.
Aslında Amerika’dan desek daha doğru. Klavyeleri göbekten bağlı.
Genellikle çapsız, bilgisiz. Verilen tanımlı görevi gözü kara yerine getiren tipler.
Gladyo ne derse onu yazıyorlar.
Özgün fikir aramayın, bulamazsınız. Olmayan şeyler bulunmaz ki...
Okuyucuları yok gibi. Ama çoğu kadrolu TV tartışmacısı…
Ama etkisizler… Artık güneş balçıkla sıvanmıyor, yalanlar bir bir dökülüyor.
Diyeceğimiz tarzanlar artık iyice zor durumda…
Aydınlık geliyor.

Ya eşek ölür, ya padişah

Amerika’nın dış politikası ecel terleri döküyor.
Nereye el atsa elinde kalıyor. Ortadoğu’da yaşananlar ortada. Ayakta tuttuğu maşalar sarsılıyor.
Panik içindeler.
Bölgedeki ajanları son günlerde Ortadoğu’ya Türkiye modeli diye tutturdular…
Eşbaşkanla krizi atlatmaya çalışıyorlar.
Artık gün kurtarma aşaması.
Padişah bir gün vezirini çağırmış. Yanıdaki eşeği işaret etmiş ve buyurmuş:
-Bu eşeği konuştur, yoksa kellen gider!
-Padişahım etme eyleme eşek konuşur mu?
Vezirin kelle gitmiş.
Padişah, vezirin yardımcısını çağırmış:
-Eşeği konuştur!
Sonra sıradaki derken en son biri demiş ki:
-Efendim ben bu eşeği konuştururum ama bir şartım var... demiş.
-Nedir?
-Bir yıl süre istiyorum. demiş.
-Al eşeği götür, bir yıl sonra gel!
Olay duyulmuş elbette. Eve varınca karısı kendini yerden yerlere atmış.
-Senin de kellen gidecek, öldük bittik mahvolduk...
-Sus kadın sus. Daha önümüzde bir yıl var. Bu sürede ya eşek ölür, ya padişah ölür, ya da ben… Kellem şimdi gitseydi daha mı iyi olurdu...
Amerika’nın durumu aynen böyle… Uzatmalarda.
Kısaltmak için günlük Aydınlık geliyor.
Bölge ülkelerinin de gözü aydın, bahtı açık olsun.

Sağlıkla oyun

Bir televizyon kanalının ana haber bülteninde boyun ve bel fıtığı olanlara müjde müjde diye duyuruluyor. Bel çekme aleti. Ameliyatsız çözümmüş.
Öte yandan bir hekim sesini duyurmaya çalışıyor:
-Olur mu böyle bir şey! Hem de ana haberde... O yıllardır uyguladığımız bir fizik tedavi yöntemi. Ayrıca ameliyatın kaçınılmaz olduğu durumlardaki hastalar bunu seyredince ne olacak!! Güç kaybı varsa, felce gidiyorsa, kopma varsa gecikme çok büyük hata!
Bel ve boyun fıtığı olan hastalara gerçek müjde.
Sağlıkta doğru haber olacak.
Günlük Aydınlık geliyor.

Sekiz kurşun sekiz sütuna manşet

Bir kadın savcılığa suç duyurusunda bulunuyor. Yaşamım tehlikede diyor. Ancak sekiz kurşunla vurulunca haber oluyor.
Ne ballandırma! Çarşaf çarşaf!
Vurulmasın diye haber yapacağız.
Günlük Aydınlık geliyor.

Kağıt değil aslan

Ordumuz, güvenlik güçlerimiz.
Aslanlar gibi olsun tartışmaları yapacağız.
Parayla, pulla, kağıtla olmaz.
Günlük Aydınlık aydınlatacak.

Sporda ve mimaride insan

Arena statı pek güzel. Işıklandırmasından, akustiğine tasarımına kadar mükemmel.
Açılış da pek yakıştı. Şanlı şerefli... Diyeceğimiz yok.
Amma böyle bir spor stadyumu neden yapılır?
İnsanlar gelsin rahat rahat maç seyretsin diye değil mi?
Keyifli bir rekabetin heyecanını yaşadıktan sonra birbirini ezmeden, kucaklarında çocuklarıyla telörgülerin üzerinden engelleri aşmadan evlerine dönsün diye değil mi?
Yoksa ne yapayım kuru demiri çimentoyu.
Sporun merkezinde insan. Mimarinin merkezinde insan.
Olmalı.
Hatırlatacak.
Günlük Aydınlık geliyor.

Carolin’in gelinliği

Televizyon dizisinde Carolin’in giydiği gelinlik büyük ilgi görmüş. Hazırlayan firma gelin adayları tarafından telefon yağmuruna tutulmuş.
Salla beşiği uyusunlar.
Uyandıracağız.
Kültür ve sanatımız. Bu bereketli topraklarda en büyük zenginliğimiz.
Yerlerde.
Baş tacımız olacak.
Altın mı, tektaş mı, dolar mı?
Hangisi daha akıllıca yatırım?
Kıyaslayacağız.
Kültürümüzü ve sanatımızı, sanatçımızı göklere çıkaracağız.
Aydınlık günler göreceğiz.

Kanka kaderi

Gösteriler kanka Berlusconi’nin kapısına da dayandı.
Başka kapılar da zorlanıyor.
Açılacak.
Hadi bakalım az kaldı.
Kürdü, Türkü, Alevisi, Sünnisi, işçisi, köylüsü, sanayicisi, esnafı, tüccarı, genci, kadını, erkeği, sanatçısı bekliyor.
Günlük Aydınlık geliyor.
Buluşmak üzere...

FOTO ALTI
(Sefer Selvi, Evrensel Gazetesi)