Cüppeler, makamlar, üniformalar, bayramlık cekettir
Yaz gelince nüfusu üçe, beşe, ona katlanan köyde, Ağustos ayına geldik, geçmiş yılların aksine evler soyulmadı. "Yazlıkçılar mı tedbirli, jandarma mı fırsat vermiyor?" derseniz, galiba ikisi de geçerli. Sabaha karşı son turunu atan jandarma aracıyla aşağı yukarı aynı saatlerde, çalışma odamın çamlı yola bakan penceresinde buluşuyoruz. İnternette, fırından yeni çıkmış gazetelerin haberlerini karıştırırken, mavi minibüs ara sokaklardaki devriyelerini toplayıp, karakola dönmek için önümden geçiyor. Anlıyorum ki, köyde güvendeyiz.
Ben kendimi köyde güvende hissediyorum, ama bakalım bu ülkede yaşayan herkes aynı duygular içinde mi? Bunu bilemem, yanıtı siz verin.
Geride yazdıklarıma şöyle bir bakıyorum da, iki yılı aşkın, belki de üç yıldır, dönüp dolaşıp aynı şeyleri yazmışım. Sadece ben değil, yurtsever yazarların tümü öyle.
KAÇ TANE FERİT İLSEVER VAR?
Kendi kendime, "aynı şeyleri yaza yaza, iyi ki kalemler yorulmadı" diyorum ve avunuyorum. Kalemler belki yorulmadı ama yüreği ulus sevgisiyle dolu yurtsever insanları yordular. Yormaya da devam ediyorlar. Daha dava başlamadan, tutukevlerinden gönül yaralayıcı, insanın içini burkan haberler alıyoruz.
Son kötü haber, tutuklu koşullarında sağlığı bozulan dostum, kardeşim Ferit İlsever'den geldi. Ferit kardeşimin sağlığı bozulmuş, tedavi olması şart. Sonunda olacağı budur. Birbirleriyle alakasız 2 bölük insanı ha diri diri gömmüşsün, ha 2 bin 500 sayfalık iddianame ile yargılamışsın? Buna ne ömür yeter, ne can dayanır. Başkanlığını, sayın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yürüttüğü, Talat Paşa Komitesi'nden çalışma arkadaşımın sağlığı nedeniyle tahliye talebi, hâkimce uygun bulunmamış. Bu güne kadar ülke çıkarlarını dünyanın dört bir yerinde korkusuzca haykırmış, ulus ve yurt aşığı, nazik, nahiv, kibar, beyefendi insandan bu ülkede kaç tane var acaba? Nedir bu eziyet?
MC CARTHY'CİLİK Mİ HORTLUYOR?
Bu eziyet, Başkan Truman yıllarında ABD ve dünyada estirilen havayı hatırlatıyor.
Soğuk Savaş yıllarında, "Komünizm geliyor" sopasıyla Amerikan halkını, prototip(!), 'uyumlu vatandaş' yapmak için uygulanan yöntemler, ister istemez hafızalarda canlanıyor.
Yoksa bağnazlığın, şiddetin, komploculuğun, antikomünizmin, dünya politika sözlüğündeki adı olan Mc. Carthycilik mi hortluyor?
Görünen odur ki, 21'inci yüzyıl dünyasında Putin'in, uzun menzilli bombardıman uçaklarının kara kıtaları üstünde yeniden uçuşa başlama emri, 1950'li yıllardaki Soğuk Savaşı "nerede kalmıştık?" diye tazelemek için Sam Amca'nın eline koz vermiştir. İşin aslına bakarsanız Türkiye, İran, Afganistan yeşil kuşak kuşatması, SSCB'ne uygulanan ikinci 'Soğuk Savaş' ön sarmalıdır. Tuş olan, parçalanmış SSCB'nin Rusya'sı, daha yeni kendine gelmektedir. "11 Eylül Terörü", ABD yayılmacılığı için fırsat doğurmuştur. Tıpkı Kennedy suikastı gibi, bu teröre de ayni pencereden bakarsanız, Amerika'nın emperyalist emelleri uğruna her şeyi yapabileceğini anlarsınız.
Senatör Mc Carthy'nin 1950'de yaptığı bir konuşmada, "Elimde Dışişleri Bakanlığı'nda görevli 205 komünistin listesi var!" diye iddia etmesiyle Mc Carthy dönemi başlamış ve senatör, "Amerikan Düşman Faaliyetleri Komitesi" başkanlığına getirilmiştir. Sanırım bu, o yıllardaki suçlamaların Amerikanca Ergenekon'udur.
KARALA, SUÇLA, O KENDİNİ AKLASIN
1952 yılında Truman'ın başkanlık koltuğunu Eisenhover'e devrinden sonra, 1954 yılına kadar yürüten Mc Carth'nin yöntemi basittir: karala, suçla, o kendini aklasın. Özgür düşüncelerini ifade eden insanları "Yıkıcı... Amerika düşmanı" diye adlandırarak sindirerek, toplumu baskı altına alıp yönlendiren Mc Carthy'nin bu dönemdeki en büyük destekçisi radyolar, televizyonlar ve basındır. Sadece Amerika içindeki medya kuruluşları değil, ikili ilişkisi olan bütün ülke medyaları, buna hizmet etmiştir. O yıllarda yayınlanan ulusal gazetelerimizi açıp okursanız, mütareke basını ve işbirlikçilerin günümüzdeki yorum ve haberlerini daha iyi anlarsınız.
Mc Carthy döneminde "teşhir" faaliyetleri öyle bir noktaya taşınmıştır ki, karşıt görüşlüler, siyasiler, toplumun önde gelenleri ve nihayetinde Ordu da bundan nasibini almıştır.
Kara çalma, asılsız suçlama ve teşhirlerin orduya kadar uzanması, 1954 yılında Mc Carthy'i başkanlık görevinden etmiştir ama, Mc Carthycilik, üstelik yeni yöntemlerle günümüze kadar uzanmıştır. Sadece Amerika değil, Amerika ile el sıkışan her ülke bundan nasibini almıştır. Mc.Carthycilik, ABD'nin emperyalist çıkarlarını koruma temelleri üzerine kurulmuş, istihbarat ve örgütlenme ve örgütleme şebekesidir.
YALAN ÜRETME TEKNİĞİ
Emperyalizmin adı, bazen NGO gibi 'hükümetlere bağlı olmayan organizasyon" olur, bazen de NATO adıyla Afganistan'a bile gönderilen, soğuk ve sıcak savaş jandarması olur. Bütün bunlar, diledikleri ülkeyi ve ulusu masaya yatırmak içindir. Başlangıcından beri gelişmeleri günümüze indirgersek diyebiliriz ki: Mc Carthycilik büyük bir yalan üretme tekniğidir. Adı konmuş veya konmamış, dış ve iç tehdit unsurları bahanesiyle, ülke güvenliği ve devletin tehlikede olduğu yalanları etrafında halka, "korku, dehşet ve yılgınlık" yaratmayı amaçlamıştır.
Bireyin geçmiş ilişkilerini ve eylemlerini sorgulamak, teşhir etmek ve suçlamaktır. Bu da; asıl terör ve komplo yönteminin bu olduğunu gösterir.
SON SÖZ: Ortak akıllar bir arada oldukları zaman, ayın güneşi yakaladığı gibi, mutlaka bir araya gelirler.
