100 yıl önce Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı destekleyenler
Bugün bazı sendikaların ve “sol” veya “sosyalist” kesimlerin referandumdaki tavrını kavrayabilmek için 100 yıl önceki bir örnekten yararlanmak yararlı olacaktır.
Tarihimizde işçi sınıfının geniş kesimleri demokratik devrim sürecinde rol almadı; ancak demokratik devrim sonrasında yaratılan özgürlük ortamından etkili bir biçimde yararlanmaya çalıştı.
1908 Devrimi, Türkiye’nin demokratik devrim sürecinde önemli ilk adımdır. İşçi sınıfı ve sosyalist hareket, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin gerçekleştirdiği demokratik devrim sayesinde gelişme olanağı buldu. Bu olanak, demokratik devrim sürecine işçilerin ve sosyalistlerin bir katkısının bulunmamasına karşın tanındı. 1908 sonrasında birçok sendika kuruldu. Çok sayıda grev yapıldı. Ancak işçi sınıfının sendikalarda örgütlü kesimleri, 1908 Devrimi öncesinde ve 13 Nisan 1909 günü Padişah ve yandaşlarının İstanbul’da gerçekleştirdikleri ayaklanma (31 Mart Vakası) sırasında, demokratik devrime sahip çıkmadı; bu ayaklanma girişimini bastırmak için oluşturulan Harekât Ordusu’na destek vermedi.
İşçi sınıfının sendikalarda örgütlü kesimleri, demokratik devrime karşı 1912 yılında gerçekleştirilen darbeye karşı da sessiz kaldı. Ayrıca, 1912 genel seçimlerinde işçilerin ve sendikaların bir bölümü, Padişah ve yandaşlarının programını savunan Hürriyet ve İtilaf Partisi’ni destekledi. Bu ittifakın içinde ayrılıkçı Ermeni örgütleri (Hınçak ve Taşnaksutyun) ile Selanik Sosyalist İşçi Federasyonu yer aldı. Osmanlı Sosyalist Fırkası da bu ittifakı destekledi.[1]
GERİCİ BİR SİYASİ YAPI
1912 yılındaki genel seçimlerde Selanik Sosyalist İşçi Federasyonu’nun ve Osmanlı Sosyalist Fırkası’nın, eski düzeni geri getirme çabasında olan Hürriyet ve İtilaf Partisi’ni desteklemesi, İttihatçıların ve daha sonraki yıllarda İstiklal Savaşı’na önderlik eden kadroların işçi hareketi ile sosyalist harekete karşı tavrının belirlenmesinde etkili oldu.
1912 seçimlerinde Hürriyet ve İtilaf Partisi gibi gerici bir siyasi yapıya destek verenlerin başında ünlü Hüseyin Hilmi (İştirakçi Hilmi) geliyordu.
Osmanlı Sosyalist Fırkası’nın ve ardından Türkiye Sosyalist Fırkası’nın genel başkanı Hüseyin Hilmi işgalci İngiliz güçlerinden para alıyordu. İhaneti ölümle cezalandırıldı. İngiliz İşgal Kuvvetleri’nin başında bulunan İngiliz Generali Harington anılarında Hüseyin Hilmi’yle yakın ilişkileri olduğunu ve anladığı kadarıyla kendisiyle çok dostça ilişki içinde bulunduğundan öldürüldüğünü belirtmektedir.[2]
İştirakçi Hilmi’nin İngilizlerle yakın ilişkisi ve grevler sırasında onlardan para aldığı, Zeki Cemal’in Meslek Dergisi’nde 1925 yılında yayımlanan yazısında da yer almaktadır. Sovyetler Birliği’nin Asya uzmanı Korniyenko, Sovyetler Birliği’nde 1965 yılında yayımlanan kitabında Hüseyin Hilmi’nin “İngiliz emperyalistlerinin kiralık ajanı” olduğunu ileri sürmektedir.[3] Bu yıllarda Sovyet Rusya da Hüseyin Hilmi’nin “İngiliz ajanı” olduğu görüşündeydi. Fransız istihbaratçıları, Hüseyin Hilmi’nin tramvay grevini yapmak için İngilizlerden para aldığını rapor etmişti. Rapora göre, 9 Ocak 1922 günü iki İngiliz subayı Türkiye Sosyalist Partisi’nin genel merkezini ziyaret etmiş ve bir sonraki grevde kullanılmak üzere H.Hilmi’ye bir miktar para vermişlerdi.[4]
İlerde bu dönemin tarihi yazılacak.
YÜZ YIL ÖNCESİNİN ÇİZGİSİNDELER
Bazı sendikalar ve “sosyalist”ler, bugün de 100 yıl öncesine benzer bir çizgi izliyorlar.
100 yıl önce olduğu gibi, bu topraklarda kazanan yine bağımsızlıktan, özgürlükten, haktan, adaletten yana olanlar; emperyalistlere köleliğe, ağalara, şeyhlere, aşiret reislerine kulluğa karşı çıkanlar olacak. Bu mücadele, ayrıca bu kez yerli ve yabancı sermayenin tahakkümüne, sömürüsüne, ücretli köleliğine karşı çıkan bir mücadeleye dönüşecek.
1912 seçimlerinde gerici cephede yer alanlardan kaç kişinin adı kaldı?
Bir dönem emperyalistlerin ve padişahın desteklediği Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı kaç kişi biliyor?
İştirakçi Hilmi’yi kaç kişi saygıyla anıyor?
Gelecekte bugünün tarihini yazanlar, bakalım önümüzdeki hafta gerçekleşecek referandumdaki saflaşmaya ilişkin olarak neler yazacaklar? Ne tür karanlık ilişkiler ve belgeler günışığına çıkarılmış olacak?
SHAPE
[1] Haupt,G.-Dumont,P., Osmanlı İmparatorluğu’nda Sosyalist Hareketler, Gözlem Yay., İstanbul, 1977, s.55.
[2] Harington,T., Tim Harington Looks Back, London, 1941, s.215.
[3] Korniyenko, R.P., The Labor Movement in Turkey (1918-1963), US Dept.of Commerce, Washington,D.C., 1967., s.17.
[4] Criss, N.B., Istanbul Under Allied Occupation, 1918-1923, Brill, Leiden, 1999, s.88-89, 91.
HERKES GÜCÜ KADAR HAK ALIR
“Özgür toplu pazarlık”ın ne olduğu ANAP döneminde ortaya çıktı.
Türkiye’de kamu sektöründe genel ücret düzeyi genellikle zannedildiği gibi, 12 Eylül darbesi sonrasında düşmedi. Esas düşüş, “özgür toplu pazarlık” dönemindedir. Ücretler 1984-1988 döneminde sürekli olarak geriledi. DPT’nin oldukça güvenilir bir araştırmasına göre, Türkiye’de kamu sektöründeki işçilerin net gerçek ücretleri 1981 yılında yüzde 31,8 oranında arttı, 1982 yılında yüzde 14,3 oranında azaldı, 1983 yılında da yüzde 1,1 oranında arttı. Türkiye geneli net gerçek işçi ücreti ise 1981 yılında yüzde 17,5 oranında arttı, 1982 yılında yüzde 19,0 oranında azaldı ve 1983 yılında yüzde 7,0 oranında arttı. “Özgür toplu pazarlık” döneminde ise sürekli düşüş yaşandı. 1981 yılındaki ücret düzeyi 100 kabul edilirse, kamu sektöründeki ücretler 1988 yılında 46’ya düşmüştü.
“Toplu sözleşme” ve “grev” birçok kişi için sihirli sözcüklerdir. Halbuki bu kavramlar ve uygulamalar gerçekte birer araçtan öte bir şey değildir.
Eğer güçlüyseniz, ister toplu görüşme yapın, ister toplu sözleşme; gücünüz kadar hak alırsınız.
Eğer zayıfsanız, ister toplu görüşme yapın, ister toplu sözleşme; yine ancak gücünüz kadar hak alırsınız.
Güç nedir?
Bugün memurların ve sözleşmeli personelin karşısında AKP var. AKP’nin arkasında da başka güçler söz konusu. AKP, elindeki devlet kaynaklarının giderek daha büyük bir bölümünü sermayedar sınıfa, emperyalist güçlere ve kendi yandaşlarına ayırmaya çalışıyor. Memura niçin daha fazla pay versin?
O memur ki, büyük bir iş güvencesine sahip olmasına karşın yarıya yakını hâlâ bir sendikaya üye olmamış.
O memur ki, AKP iktidara geldikten sonra amir zoruyla Memur-Sen’in üye sayısını 42 binden 392 bine çıkarmış.
O memur ki, AKP’ye karşı iş durdurulması kararı alındığında ancak küçük bir bölümü eylem yapıyor.
O memura toplu sözleşme hakkı verseniz, karşınıza hükümet çıktığında, hükümet karşısında bugünkünden farklı biçimde mücadele edeceğini mi zannediyorsunuz?
Herkes gücü kadar hak alır.
MEMURUN GREV HAKKI VAR
Grev hakkına gelince yine bir yanılsama söz konusu.
25 Kasım 2009 günü genel grev yapan Türkiye Kamu-Sen ve KESK’e ve onlara bağlı sendikalara üye olan kamu çalışanlarına karşı bir dava açıldı mı? Hayır. Halbuki Anayasa’nın 54. maddesi genel grevi yasaklıyor. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda da grevi açıkça yasaklayan hükümler var. Diğer bir deyişle, memurların grev hakkı en geniş biçimiyle zaten var; hem hukuken var, hem fiilen var.
Ayrıca, 1984 yılında ilk grevler Dokgemi-İş Sendikası tarafından Desan ve Yıldırım tersanelerinde yapılmıştı. İki grev de başarısız kalmıştı.
1995 kamu kesimi grevlerini de en yoğun bir biçimde yaşayan kişilerden biriyim.
Türkiye tarihinin en büyük grevleri 1995 yılında yapıldı. 8 Eylül’de Tarım-İş Sendikası greve çıkmıştı. Diğer işyerlerinin grevleri 20 Eylül’den itibaren başladı. 13 Ekim’de Haber-İş Sendikası grev kırıcılığı yaptı. Orman-İş Sendikası, bütün baskılara rağmen, grev kırıcılığı yapmadı. 15 Ekim’de Tansu Çiller’in azınlık hükümetinin güvenoyu almasını önleyen Kızılay mitingi gerçekleştirildi. 25 veya 26 Ekim günü yapılan gizli bir toplantıda grevler sona erdirildi; ardından da sanki Başbakan Tansu Çiller’le görüşülüp bitirilmiş gibi kamuoyuna açıkladı. O toplantıda bulunan üç kişiden biri de bendim. Resmi grev belalı bir iştir. Sendika üyesinin tümünü greve çıkarmak ayrı bir derttir; grevi yenilgisiz bitirmek ayrı bir dert. 1995 grevlerinde bazı sendikalar grevlerinin Bakanlar Kurulu tarafından ertelenmesini sağlamak için elinden gelen çabayı gösteriyordu. 1995 kamu kesimi grevleri 10 gün daha sürseydi dağılma noktasındaydı. Halbuki şimdi uygulanan grev hakkı ne güzeldir. Bugün grev yaparsın, yarın işe gidersin, üç gün sonra bir başka direniş örgütlersin.
Memur ve sözleşmeli personelin sorunlarını, zaten var olan toplu sözleşme ve grev haklarının bir de yasalarla ifade edilmesi çözmez.
Sorunun çözüm yeri, karşılıklı güç alanıdır. Emir demiri keser. Zor oyunu bozar. Güçlüyseniz hak alırsınız. Güçlü değilseniz, üyenizi mitinge götüremiyorsanız, üyenizi eyleme katamıyorsanız, hükümete karşı gövde gösterisi yapamıyorsanız, referandumda ya “EVET” için uğraşıyorsanız ya da “HAYIR” deme cesareti gösteremeyip Kürt milliyetçilerinin politikasını uyguluyorsanız, kimse size hak filan vermez.
