Good Bye Gorbaçov!

Good Bye Gorbaçov!

Damla Yazıcı 28.11.2016 16:26 28.11.2016 16:25

“İkinci El Zaman” başlığı bugün Rusya’da parası olmadığı için ölü annesini gazete kağıtlarına sarıp gömmek zorunda kalan kadının hayal kırıklığını, gelinen noktada yozlaşmış, tüketimden gözü dönmüş bu toplum için ömrünü veren “Sovok”ların intiharını, biten insan ilişkilerini, dostlukları anlatıyor. Aleksiyeviç gibiler korkuyor eskinin dirilmesinden, onu tozlu raflarda birer nostalji gibi yaşatmak niyetindeler

Damla Yazıcı
[email protected]


“Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor - Komünizm hayaleti. Avrupa'nın tüm eski güçleri bu hayalete karşı kutsal bir sürgün avı için ittifak halindeler, Papa ile Çar, Metternich ile Guizot, Fransız radikalleri ile Alman polisleri.” 

Reklamdan sonra devam ediyor

                                                                                               – K. Marx - Komünist Parti Manifesto
Marx, Komünizm hayaletini gördüğünde tarihler 1848’i gösteriyordur. Yüzyıl sonra, 20. yüzyılın ilk yarısını kızıla boyayan komünizm devrimler çağının adeta taşıyıcısı olmuştur. Toplumsal hareketlerin çoğu ya onu yok etmeye, ya da ileriye taşımaya göre şekilleniyordur. 1917 Ekim Devrimi’yle Çarlık rejimini yıkan Lenin önderliğindeki Bolşevikler iç savaştan da başarıyla çıkmış ve 1922’de 15 cumhuriyetin birleşmesi ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni kurmuşlardır.
Bu tarihe kadar komünizm hayaleti kendini en fazla Paris komününde göstermiş, ondan daha ileri bir pratikle buluşamamıştır ve Marx, Sosyalizm ve Komünizm üzerine yazdığı ciltlerce kitaba rağmen hiçbir komünist pratiği yaşayamamıştır. Lenin’in önderliğindeki Ekim Devrimi Marksizmin eksik kanadını tamamlamış, Marksizmi ilerletmiştir. Pratikten doğan teoriler Marksizm geleneğine katılmıştır ve kritik eşik, “ilk”lerin yaşandığı dönem bundan sonra gelmiştir. Devrimi korumak, geliştirmek ve yaymak… Sovyetler Birliği adeta tüm dünyada bir deney ülkesi gibidir. İlk defa bir “ütopya” gerçeğe bu kadar yaklaşmış hatta gerçeğin ta kendisi olmaktadır. 
Eşitlik ilkesine dayalı toplum düzeninin inşasında kat edilecek yol, devrimi gerçekleştirmeye giden yol kadar meşakkatli ve hatta onun kadar kanlı olacaktır. Sovyetler Birliği 1991’de yıkılıncaya kadar dünya tarihinde öncü ve büyük bir deneyim olarak yer edinecektir. 
Bütün doğruların karşısında bir yanlış, ve bütün yanlışların karşısında bir doğru vardır. Tarih bütün doğru ve yanlışlara rağmen yazılmaya devam eder. Eder ancak tarih kendi kendini yazamaz. Svetlana Aleksiyeviç “İkinci El Zaman” kitabıyla aldığı Nobel Edebiyat ödülü konuşmasında söylediği bir kısım Karl Marx’ın “Feuerbach Üzerine Tezler”deki  11. tezini hatırlatıyordu;  “Komünizm fikrinin, en az iki bin senelik tarihi var. Ona Platon’da rastlayabiliriz – ideal ve doğru yönetim öğretilerinde. Aristo’da, her şeyin ortak olacağı bir zamanın hayalinde. Thomas More ve Tommaso Campanella’da… Daha sonra Saint Simon’da, Fourier’de, Owen’de… Rus Ruhu’na has bir şey var ki, bu rüyaları gerçeğe dönüştürmeye yeltendi.” İşte, Sovyet deneyimi, bu “yelteniş”in öyküsüdür. 
Bütün doğruları ve yanlışları ile yazılan tarihe bir örnek arıyorsanız Aleksiyeviç’in Nobel Ödüllü kitabı tam yerinde olur. “Söz veriyorum- iki hikaye olacak. Soğukkanlı bir tarihçi olarak kalmak istiyorum, elinde meşalesi olan bir tarihçi değil. Bırakalım zaman yargıç olsun. Zaman adildir, ama uzak zaman, yakın zaman değil. Bizsiz olacak olan zaman. Bizim tutkularımızdan yoksun olan zaman.”  Yazar sözünü tutuyor mu peki? Aleksiyeviç kitapta serbest piyasa ekonomisinin üstündeki el ne kadar görünmezse, işte o kadar görünmezdir.  Zamanın adil olduğunu da kim çıkardı? Tutkularımızdan yoksun bir zamanın “en iyisi” olduğunu da kim söylüyor? Aleksiyeviç! Öyleyse Sovyetlerin özünü oluşturan tutkuyu kenara atarak Sovyetleri anlatalım. 

GERÇEK ÖZGÜRLÜK NEREDE?

Reklamdan sonra devam ediyor

Sovyet Dönemi ve sonrasını yaşamış her yaş ve meslek grubundan insanın ağzından dökülenleri bir panorama niteliğinde okura sunuyor yazar. Böylelikle bir fikir ve yorum kolajı oluşuyor. Röportajı hikaye anlatıcılığı ile kaynaştırıyor ve özgün bir anlatım tarzı yakalıyor. Post-modern akımın temelinde olan şey burada da geçerli, ben ortaya koyuyorum, kim ne anlarsa onu anlasın… Bunun adına bu çağda objektiflik deniyor. Sıradan insanın büyük hikayesini dinliyoruz. Karar mercilerinin değil, arkada kalanların, sonucu yaşayanların hikayeleri, fikirleri bunlar. Çarpıcı. Tarih kitaplarının soğuk ve ruhsuz anlatımından bu şekilde sıyrılıp, daha içeriden, günlük yaşamın kesitlerinden büyük bir fotoğraf oluşturabiliyoruz. Arada perde, kapı, duvar yok, ama Aleksiyeviç var. Müdahalesiz(?) sunulan anılar… Anlatıcı tek taraflı, inandığını anlatıyor ancak anlatıcıların çeşitlendirilmesiyle eser çok yönlü(?) bir hale getiriliyor. Çünkü büyük ihtimalle yazar sadece yaşlıları konuştursaydı, Sovyet sevgisi ağır basacaktı. Sovyetler için güzel şeyler söylenmesi kabul edilebilir ama ya Stalin için iyi şeyler söylerlerse!
“İkinci El Zaman”ın en büyük başarısı, Sovyet döneminin içindeki dönüşümü, partizan dönemden kapitalist döneme geçişi tüm çıplaklığıyla ortaya koymasında yatıyor. Lenin’den Yeltsin’e uzanan süreçte bir devrimin nasıl yozlaştırıldığı, nasıl Batı’ya ve Amerika’ya teslim edildiğinin öyküsünü okuyoruz. İnsanların onurlu yaşam ülkülerini tüketim özgürlüğüne feda etmelerinin izi dönemi yaşayanların kelimelerinde duruyor. Sovyet mutfağı koca bir milletin bütün tarihini anlatmaya yetecek kadar malzeme barındıran belki de tek mekan. Moskova meydanı bile bu dönüşümü mutfaklar kadar anlatamaz. Çünkü Sovyetlerde mutfak salt yemek odası olmanın çok ötesinde. Tiyatronun, edebiyatın, sanatın, siyasetin konuşulduğu, tartışıldğı mekanlar. Ve daha da önemlisi bu sohbetlerin tüm mutfaklarda geçiyor oluşu. Okuma yazma oranı %100’e ulaşmış bir toplum. 1970-1985 yılları arasında halkın parasız ilk, orta ve yüksek öğretim, herkes için parasız sağlık hizmeti, ev kirasıyla belediye hizmetleri ve kent içi toplu taşıma ücretlerinin üçte ikisinden fazlası, emekli maaşları, burs, yardım parası, kreş ve anaokulu harcamalarının tümü devlet tarafından karşılanıyordu. Geçim sıkıntısı yaşamayan toplumda kültür ve sanata ayrılan dilim büyümüştü.  Tiyatro, konser, bale gibi etkinlikler halka çok düşük ücretlerle sunuluyordu. 1925 yılında yayınlanmaya başlayan Komsomolskaya Pravda gazetesi 1970'li yıllarda 17 milyona ulaşan günlük tirajı ile dünyada bir ilk olmuştu. 
Dönemin tanıklarından Anna İliniçna şöyle diyor:  “Gazete ve dergilere, kitaplardan çok süreli yayınlara tarifsiz bir tutku vardı! Sabahleyin metroda her gün gözlerimizin önünde aynı tablo oluyordu: Bütün vagon oturmuş okuyor. Kocamla yirmi yere abone olmuştuk, bir maaşı aboneliğe yatırıyorduk. İşten hemen eve koşuyordum, üzerimi değiştirip okumak için.”
Toplumsal refahın oluşturulması için yapılan 5 yıllık kalkınma planlarının sonucunda hep hedeflenenden daha iyi sonuçlar alınıyordu. Çarlığı devirmiş, ardından iç savaşı yaşamış ve ilk çeyreğinde 30 milyon yurttaşını verdiği 2.Dünya Savaşı’nı nihayete erdirmiş bir rejim bu kadar kısa sürede şaşkınlık verici bir ivme ile yol alıyorken Batı yükselen bu devi durdurmak için elinden geleni yapıyordu. Kapitalizm en büyük yenilgiyi tatmaktaydı ve özgürlük için ölmeyi göze alan bu toplumu özgür olmadığına inandırmayla başladı işe. Gorbaçov gelip şöyle dedi “ Artık böyle yaşanmaz.” Lenin ve Stalin’e küfretmemek ayıp sayılır oldu. Heykelleri yavaş yavaş indirildi. Ve Gorbaçov, ve Yeltsin, ve Gaydar… Piyasa ekonomisi…  İşte beklenen özgürlük! Yıkılan çift kutuplu dünya, kazanan özgürlükçü Amerika!  
Elena Yuryevna: “Böyleydi o zamanlar… insanlar hep değişmeye başladılar… Kesinlikle herkes. Tümü. Bazısı gitti ülke değiştirdi. bazısı fikir ve ilke değiştirdi. Kalanları evdeki eşyaları değiştirdi, eşyaların hepsini değiştirdi. Eski sovyet eşyaları atıldı, hep ithal olanlar alındı… ‘Bavulcular’ her şeyi getiriyordu: çaydanlıklar, telefon, mobilya… buzdolapları…Bir yerlerden yığınla geliyordu. Her konuşmada: ‘Panasonic’, ‘Sony’, ‘Philips’…  Komşuyla karşılaşıyoruz: ‘Alman malı kahve makinesine sevinmek utanç verici… Ama o kadar mutluyum ki!’ O daha dün… evet daha dün… gece Ahmatova kitabı için sıraya girmişti, şimdi kahve makinesine seviniyormuş. Tam bir saçmalık…”

KAR ALTINDAKİ TOHUMLAR

Reklamdan sonra devam ediyor

“Tek kollaman gereken şey, ileriye doğru attığın her adımın biraz geri kayabileceğidir. Ama hiçbir zaman tam geri kaymaz”

                                                                                                                                                                      – John Steinbeck – Gazap Üzümleri 

Reklamdan sonra devam ediyor

“İkinci El Zaman” başlığı bugün Rusya’da parası olmadığı için ölü annesini gazete kağıtlarına sarıp gömmek zorunda kalan kadının hayal kırıklığını, gelinen noktada yozlaşmış, tüketimden gözü dönmüş bu toplum için ömrünü veren “Sovok”ların intiharını, biten insan ilişkilerini, dostlukları anlatıyor. Aleksiyeviç gibiler korkuyor eskinin dirilmesinden, onu tozlu raflarda birer nostalji gibi yaşatmak niyetindeler. Ancak ilginçtir ki Gorbaçov dönemini yaşayanlar,  yazarın, terör yılları, totaliter yıllar olarak gördüğü Stalin dönemini mumla arar olmuş.  Lenin ve Stalin döneminin ekonomik, bilimsel, sosyal gücü Gorbaçov’un Perestroykasını, Glasnostunu, Yeltsin’in Gaydar’ın piyasacı sistemini ayakları altında çiğniyor. Çünkü yenilenme taraftarları, pazar ekonomisi yanlıları eleştirdiklerinden daha iyisini değil daha kötüsünü yaptılar. Aleksiyeviç’in “bırakın zaman yargıç olsun” cümlesinden yola çıkalım, kitapta da anlaşılacağı üzere zaman kararını vermiş gibi görünüyor. Bugün Rus gençleri, Marksizme sahip çıkıyor, Lenin ve Stalin’i savunuyor. 
Bir annenin anlatımından: “Muhalif bir ailede büyüdüm… Muhalif bir mutfakta… Anne babam Saharovları tanırdı, samizdat dağıtırlardı. Onlarla birlikte ben de Vasili Grosman, Yevgeni Ginzburg, Dovlatov okudum… Svoboda(Özgür Avrupa radyosu) radyosunu dinledim. Doksan birde de elbette Beyaz Ev’in etrafındaki topluluktaydım, hayatımı feda etmeye hazırdım komünizm dönmesin diye. 
…Onun öldüğünü düşündük. Sonsuza dek öldüğünü. Yirmi yıl geçti… Oğlumun odasına girince bir de baktım: masasında Marx’ın Kapital’i duruyor… Gözlerime inanamadım! Marx diriliyor mu? Ne bu saçmalık? Rüya mı kabus mu? Oğlum üniversitede okuyor, bir sürü arkadaşı var, onların konuşmalarını dinlemeye başladım. Mutfakta çay içip Komünist Parti Manifestosu’nu tartışıyorlar.”

SONUÇ

Kitap üzerine araştırma yaparken bir okurun yaptığı yorum dikkat çekiciydi: “Su gibi akıp gidiyor, çevirisi harika. Ama hepsinden önemlisi yazılmış en güzel ve içeriden SSCB tarihi. Tarihin bir dönemini domine etmiş bu rejimden neden nefret etmemiz gerektiğini bir güzel anlatıyor. Çünkü hiçbir kazanım özgürlüklerden kıymetli değil. Hiçbir sınıfsal kazanımın bedeli temel hak ve özgürlükler olmamalı. Kitap 500 sayfa bunu anlatıyor.” 
Durdum ve( Aleksiyeviç’e rağmen)şöyle dedim; “Su gibi akıp gidiyor, çevirisi harika. Ama hepsinden önemlisi yazılmış en güzel ve en içeriden SSCB tarihi değil. Tarihin bir dönemini oluşturmuş bu rejimi neden sevmemiz gerektiğini bir güzel anlatıyor. Çünkü devrimci her kazanım 'kapitalist özgürlükten' kıymetli. Her sınıfsal kazanımın sonucu temel hak ve özgürlüklerdir. Kitap, 'anlayana' 500 sayfa bunu anlatıyor.” 

KÜNYE: 
İkinci El Zaman – Kızıl İnsanın Sonu
Svetlana Aleksiyeviç
Çev: Sabri Gürses
Kafka Kitap
528 s. 


Aydınlık'ı desteklemek için Facebook ve Twitter'da takip edin!
Köşe Yazıları Tüm Yazarlar
Tüm Haberler
0.60 4.92 4.07 3.86