Gezmek… İnsanın en temel duygularından biri… Hatta sadece insanlara değil, diğer canlılara da özgü… Bunun sayesinde çevreyi, doğayı tanır ve kendinizi daha da güvende hissedersiniz.
Gezme duygusunun en üst düzeyde yaşama geçtiği ise insandır.
İnsanlık bu sayede kültür alışverişlerini yapmış, yeni gelenek ve göreneklerle tanışmış, onlardan yenilikler öğrenmiş ve onlara da kendilerinden vermişlerdir. Yeni ülkeler, yeni ve o güne kadar bilinmeyen dağlar, ovalar ve nehirler keşfedilmiş, tanınmış, aynı zamanda da gelecek nesillere aktarılmıştır.
Günümüzde artık bu işlev seyyahlar aracılığıyla olmakta; kendimiz gezemesek bile onların gözünden, deneyiminden ve akıl süzgecinden geçirdikleri izlenimleri okuyarak, dinleyerek adeta kendimiz gitmiş veya gezmiş gibi hislere kavuşabiliyoruz.
Gezginlere genelde aşinayız. Ama bir kadın gezgin… Pek de duymaya alışık olmadığımız bir kavram… Hele hele bu gezgin hem Türk hem de dünyada var olan tam tamına 195 ülkenin de topraklarına ayak basmışsa…
Bizim kahramanımız Tansel Büyükbay… On parmağında on marifet, bilgi ve araştırma aşığı… Üç dalda lisansüstü eğitimi olan… En ilginci de tüm dünyada sadece 64, ama ülkemizde de her ülkeyi gezmiş tek kadın olmasıyla ön plana çıkıyor.
Sizi çok daha fazla meraka sokmadan, gelin onun ağzından izlenimlerini dinleyelim, okuyalım ve düşünelim…
195 ülke... 26 yıl... İstanbul’un küçük bir mahallesinden 195'inci ülkeme; Seyşeller’e uzanan uzun ve unutulmaz bir yolculuk… Macera dolu, efsanevi hikayeler, iz bırakan anlar, büyüleyici ve sıra dışı yerler ama her şeyden önemlisi; cesaret, azim, direnç, sabır, metanet dolu 26 yıllık bir yolculuk, benim hikayem…
Tüm dünyadaki bütün ülkelere ayak basan İLK TÜRK KADINI olmak tarif edilemez bir gurur. İstanbul’un orta halli bir mahallesinde büyüyen o küçük kız çocuğu, bir gün tüm ülkelere ayak basan ilk Türk kadını olacağını hayal bile edemezdi…
195 ülke... 26 yıl... Binlerce uçuş… Binlerce kilometre… Milyonlarca hava mili… Arabalarla, otobüslerle, kamyonetlerle, minibüslerle, tuk tuk’larla, motorlarla, gemilerle, feribotlarla yapılan binlerce kara ve deniz yolculuğu… Yüzlerce şelale, dağ, göl, nehir, orman… Binlerce şehir, köy…
On binlerce saat süren seyahat ve rota planlamaları… Yüzlerce yerel rehber, yol arkadaşları, tek başına yapılan solo seyahatler… Her bir ülkenin tek tek tarihini, coğrafyasını, siyasi gündemini okuduğum binlerce saat…
Geçtiğimiz 26 yıl boyunca full-time ve yoğun tempolu kurumsal işlerde çalışırken, her ay maaşımdan biriktirip yılda ortalama 7-8 yeni ülke ziyaretine ayırdığım, önceliklendirdiğim seyahat bütçesi ve yıllık izin günleri... Milyonlarca dakika süren hayaller, umutlar, meraklar…
Binlerce saat süren hayal kırıklıkları, sevinçler, heyecanlar, başarma duygusu, merak, cesaret, şüphe, direnç, korku, adanmışlık, kararlılık… Hem hepsi bir arada hem ardı ardına yaşanan bütün bu duygular...
Hayattaki en büyük hobim, en büyük adanmışlığım, en büyük fedakârlığım, en büyük hedefim… Yeni bir ülkeye girerken, pasaportuma yeni bir damga vurulurken, listemdeki bir ülkenin yanına tik atarken, seyahat haritamda "tamamlandı" diye işaretlerken, işte bu anlarda, her seferinde midemde uçuşan kelebekler… 26 yıl… 10.000 gün… Ve sonunda 195 ülke…
SEVGİLİ DÜNYA, beni ben yaptığın için sana teşekkür ederim. Bana böylesine muhteşem ve olağanüstü bir hayat sunduğun için sana minnettarım.
SEVGİLİ DÜNYA, sen benim en yakın arkadaşım, en büyük hayalim oldun… Uzaklara açıldığım, zaman zaman evimden ve bildiğim hayattan çok yabancı yerlere gittiğim ama aynı zamanda içimde de bir insanın yaşayabileceği en derin dönüşümü yaşadığım bu yolculuğu bana sen sundun.
Gençliğim… Yetişkinliğim… Hayatım… Sana her şeyimi verdim. Sen de bana her şeyini verdin. Ben sana hayatımı verdim, sen de bana kendi hayatını…
Peki Yolculuğum Nasıl Başladı? İşte Hikayem…
Dünyayı keşfetme isteğim ilk önceleri merakla başladı. İlk defa uçağa bindiğimde havayolu dergisinin uçuş hatlarını gösteren dünya haritası sayfasını okup incelediğimi, sonra da koparıp yanıma aldığımı hatırlıyorum. Nerelere uçulabilir, nerelere gidilebilir, dünyanın uzak yerlerinde nereler var hep merak etmiştim. Daha sonra kendime dünya atlası ve küre aldığımı hatırlıyorum.
Küçükyalı İlkokulu’nda, Kadıköy Anadolu Lisesi’nde, ODTÜ’de okuduğum yıllarda böyle bir şeyin mümkün olabileceğini düşünemezdim bile. Belki bilinçaltımda vardı ama bilinçli bir şekilde düşünüp planlamaya çok sonraları başladım.
Yüksek lisans için bursla okumaya Amerika’ya gittiğimde ilk defa değişik ülkelerden, kültürlerden öğrencilerle tanışıp, yemeklerini yiyip, dillerini duyunca merakım daha da arttı. 1999’da ilk defa para kazanmaya başlayıp kendi imkânlarımla yaptığım ilk gezim, Avrupa’da birkaç ülkeye tren yolculuğuydu.
2001’de bir okul arkadaşımın daveti üzerine, 17’nci ülkem olarak Venezüela’ya gittim. O noktaya kadar çoğunlukla Avrupa ve Kuzey Amerika’da birkaç yer görmüştüm. Venezüela benim ilk Güney Amerika gezimdi. Amazonların içinde hamakta uyuduğumuz, sabah içine yılan girmiş mi diye hamağın altına bıraktığımız ayakkabılarımızın içini kontrol ettiğimiz, ancak dergilerde gördüğümüz ıssız ve üstünde yaşam olmayan Los Roques isimli adacıklara gittiğimiz bu gezi beni çok etkilemişti.
Venezüela, genelde insanların gittiği ilk 10-20 ülke arasında yer almaz. Somut bir planım yokken bile heyecanla bu fırsatı değerlendirme cesaretini bulmuşum. Çünkü merakım vardı, ilgim vardı…
2000’lerin başında Excel'de Birleşmiş Milletler ülkeler listesi yapmış ve bastırmışım, gittiğim yerleri işaretlemeye başlamışım. Bu tarihî listeyi hâlâ saklarım. Ondan sonra yavaş yavaş dünyayla ilgili merakım arttı. Orada ne varmış, burada ne varmış diye gezmeye başladım.
Gittiğim 100’üncü ülke Kuzey Kore’ydi, 2017 yılında. Standardın dışındaki ilk ülkem diyebiliriz. Kendimi çok gezmiş zannederken, bu gezide tanıştığım birkaç dünya gezgini o zamanlar 150’den fazla ülke görmüştü. Çok şaşırmıştım, nasıl mümkün olabilir böyle bir şey diye… Kendi arkadaş çevremde ‘iyi gezmiş biri’ sayılan ben, dünyadaki diğer gezginlerin yanında biraz çömez hissetmiştim.
Zaten Avrupa, Asya, Kuzey, Orta ve Güney Amerika, Karayipler, Ortadoğu gibi daha kolay gidilecek, turistik bölgeleri ve iş gezilerinde gidilebilecek gelişmiş ülkeleri toplayınca yaklaşık 100 ediyor. Asıl zorlu yerler ikinci yarı. Ne zaman bir baktım, kendim 120-130 ülkeye gitmişim, tamam dedim, ben bu işi yaparım. Dünyadaki 195 ülkeye gitmeyi kendime hedef yaptım.
2018 yılında bir arkadaşımın daveti üzerine gittiğim bir gezginler toplantısı ve girdiğim grupların sayesinde benim gibi dünyayı görmek isteyen başka insanların varlığından haberim oldu. Çok zor ülkelere seyahat planları ile ilgili bilgi paylaşımı ve seyahat arkadaşı edinme sistemi sayesinde son 7 yıldır gezilerimi hızlandırdım. Bu arada kariyerimde de ilerlemiş ve bir senede daha çok ülke gezmeyi karşılayabilecek hâle gelmiştim.
Bütün ülkelere gitmiş gezgin sayısı tüm dünyada toplam 400 kişi kadar ve sadece yüzde 14’ü kadın. Yani tüm ülkelere giden kadın sayısı dünya tarihinde 60 kadar ve Türkiye’den bu listeye giren bir tek ben varım.
İlginç bir istatistik daha: Son yıllarda tüm gezenlerin ise yüzde 64’ü kadın. Yani kadınlar aslında son yıllarda daha çok geziyor ama daha turizmin yaygın olduğu, güvenli yerlerde geziyor. 195 ülkenin yaklaşık yarısı gitmesi zor ve güvenli olmayan yerler. İşte fark burada ortaya çıkıyor. Bu ülkelere gidenlerin çoğu erkek, bu amacı edinen gezgin kadın çok daha az.
Halbuki kadın gezgin olmak birçok konuda avantaj… İçgüdülerimiz kuvvetli, çoğu zaman gereksiz risk almıyoruz, duygusal zekâmızı aklımızla bir arada çok iyi kullanabiliyoruz, insanları ve durumları iyi okuyabiliyoruz; meraklıyız, öğrenmeyi ve kendimizi geliştirmeyi seviyoruz, yeniliklere daha açığız, daha sosyaliz, insanlara yardım edip yardım isteyebiliyoruz; çalışkanız, yılmamayı, çoklu ve paralel iş yapabilmeyi, birçok sorumluluğu aynı anda götürmeyi başarabiliyoruz; hem stratejik düşünmede hem detaylı planlamada iyiyiz…
Bu bahsettiğim birçok yeti kadınlarda daha güçlü. Bu yetiler gezginlik için çok önemli. Bunları gezginliğe taşıdığımız zaman mutlaka yararını görüyoruz. Şunu da ekleyeyim ki bu hayat tarzı ve yolculuk bende büyük kişisel dönüşüme ve gelişmeye sebep oldu.
Turist olarak gezince çok farklı bir dünya görüyor insan. The Truman Show filmindeki gibi sadece resortlarda kalanlardan, turizmin geliştiği yerleri, gelişmiş ülkeleri gezenlerden, konforlu seyahatlerinde doğal güzellikler ve gelişmiş altyapılar, düzgün oteller görenlerden çok farklı bir deneyim yaşadım. Maldivler ve Fiji buna çok iyi bir örnek. Sadece seyahat dergilerindeki yerleri görüp resortlarda kalıp gelebilirsiniz veya gerçek hayatı görebilirsiniz, yerel halkın yaşadığı yerlere gidip. Gerçek hayatın içine girdiğinizde, karşınıza dergilerdeki beyaz kum mavi deniz, kumsalda kokteylden bambaşka görüntüler çıkıyor.
Tabii çok fazla güzellik de gördüm. Daha önce adını bile duymadığım cennetler keşfettim: Micronesia, Sao Tome Principe, Tuvalu gibi… Ama aynı zamanda dünyadaki fakirliği, açlığı, sefaleti, çevre kirliliğini, okyanuslarda ve plajlarda ormanlarda biriken çöpleri de gördüm. Nijerya, Güney Sudan, Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Liberya gibi yerlerde insanların ne korkunç şartlarda yaşadığını gördüm. Papua Yeni Gine’de bir grup çocuğun “Açız” diye bağırdığına ve çaresizlikle ellerinde sopalarla gelen turistlere saldırdığına şahit oldum ve maruz kaldım. Hem kızıp hem üzüldüğüm sahneler gördüm. Bu sahnelerden etkilenmemek, olanlara kayıtsız kalmak mümkün değil.
İnsan ve kadın eşitsizliğine şahit oldum. Afganistan’da, Yemen’de, Suudi Arabistan’da Mekke’de mecburen giydiğim çarşafın altında, İran’da mecburen taktığım başörtüsünün altında hem bedeni hem manevi sıkıntı içinde, bir an evvel bitsin diye bir yandan gün sayıp bir yandan orada doğup büyümüş kadınların nasıl bir hayat yaşadığını tahayyül etmeye çalışıp bir yandan da merakla ülkeyi keşfetmeyi, doğal güzelliklerden de haz almayı deneyimledim; bu duyguları aynı anda yaşamanın çelişkisini hissettim ve dünya için, açlık ve fakirliğe karşı, çevre için, kadın hakları için bir şeyler yapma isteğim arttı.
Bir sürü gönüllü projeye katıldım. Bangladeş’te çocuklar için ekonomik ve besleyici ürün yapıp dağıtmak, Nepal’de sığınakta yaşayan genç kızlara eğitim vermek gibi projelere katıldım gezilerim sırasında. Yani yolculuk sadece kilometre olarak mesafe kaydetmek değil, insan olarak da değişmekmiş. 26 yıl önce başladığımdan çok farklı bir yerdeyim, dünyayı algılamak açısından. Dünyanın her yerinde çok farklı şeyler, çok farklı hayatlar yaşanıyor. Kısa süre için bile olsa bu başka gerçeklerin bir parçası ve gözlemleyicisi olabilirsek dünyayla ilgili algımız ve katkımız çok başka olabilir.
küçük bir adım, sonra bir adım daha. Önce bir harfi tanıyıp sonra bir hece, sonra bir kelime, sonra bir sayfa, sonra bir kitap, sonra bir kütüphane dolusu kitap okumak gibi… Her yeri görüp bitirmek de gerekmiyor ama ne görseniz yanınıza kâr. Her gördüğünüz yeni ülke ufkunuzu genişletecektir.
Ben her yeni gittiğim ülkeye midemde kelebekler hissederek giriş yaptım, yeni bir hediye paketini açar gibi meraklı gözlerle, içinden ne çıkacak diye. Ve kısa bir süre için de olsa bambaşka bir gerçeğin parçası olmak o kadar heyecanlı, o kadar insanı minnettar eden, o kadar besleyici bir deneyim ki dünyada eşi yok.
Obje almaktansa gidin görün, her gördüğünüz dağ, deniz, şehir, değişik insan, değişik dil, değişik yemek sizi bambaşka biri yapacak. Eşi benzeri olmayan bir eğitim! Kimisi rutinde bir hayatı zor yaşıyor, ben bin ayrı hayat yaşadım diyebilirim!
Gezgin olmak isteyen kadınlara mesajlarım:
İlk mesajım: Varlıklı bir geçmişten gelmek gerekmiyor. Bu konuda alınan ilk tepki genelde “Paran varsa gezersin tabii” oluyor. Veya bir kadının illa ki «baba» veya «koca» parası ile, veya son yıllarda genç «influencer»ların yaptığı gibi sponsor bularak gezebileceği algısı var. Bu algının tersine; kendim kazandım, kendim biriktirdim, kendim gezdim! Kimse bana “Al Tansel şu kadar para, çık dünyayı gez” demedi. Her türlü imkânı kendim yaratmayı ve var olan şartlarla idare etmeyi öğrendim çok eskiden beri.
Orta halli bir ortamda yetiştim. Kadıköy Anadolu Lisesi, ODTÜ gibi devlet okullarında, ama zamanın en iyi devlet okullarında okudum. Sonra Amerika’ya yine çok iyi okullarda bursla ve çalışarak, iki ayrı yüksek lisans yaptım. Bu eğitimlerin açtığı kapılar sayesinde çok iyi işlere girdim. Aileden varlıklı olmak gerekmiyor, sponsor bulmak da gerekmiyor. Kendi çalışarak belli imkânı yaratabilen herkesin yapabileceği bir şey, gezi masraflarını karşılayabilmek.
Asıl mesele maddiyat değil; yoksa her zengin dünyayı gezmiş olurdu. Asıl mesele ilgi, azim, cesaret, metanet... ‘Ben yaparım’ bakış açısını hayatın her alanına taşıdığımız zaman, hayallerimizi gerçekleştirmek mümkün oluyor. Yavaş yavaş ama emin adımlarla ilerleyerek… Eğer hayaliniz dünyayı görmekse hiç durmayın, mutlaka bir yolu bulunuyor.
İkinci mesajım: Hayat tarzınızı değiştirmeye hazır olun. Gezginlik aslında bir hayat tarzı değişikliği. Çok yere gidince daha makul ve basit yerlerde veya bazı yerlerde çadırlarda, hostellerde, konuk evlerinde kalabilmeyi, ne bulursan yemeyi öğreniyorsun. Bu kadar çok gezince her gidilen ülkede iyi yerde kalabilecek maddi imkânınız olmayabiliyor veya her ülkede isteseniz de düzgün kalınacak yer de bulunuyor.
Mali’de elektriği suyu olmayan, yıllardır kullanılmadığından her yeri örümcekli böcekli odada kaldım. Restoranı bile olmadığından, otelde bir çalışan kendi evine gidip annesine pilav yaptırıp getirmişti tabakta. Bir doğa yürüyüşünde çadırları unuttuğumuzdan taşların üstünde uyumak zorunda kaldım. Yağmurun altında hem de üstüme bir panço örtüp…
Güney Sudan’da, Nijer’de elektrik, su olmayan ortamlarda, kabilelerin yanında çadırlarda kaldım. Düzgün temiz yemek bulamadığım yerlerde günlerce sadece muz, kraker ve çerez yiyerek idare ettim. Bunları da yapabilmek gerekiyor dünya gezgini olunca.
Üçüncü mesajım: Donanımlı olun. Okulda İngilizce öğrendikten sonra kendi kendime başka diller de öğrendim. Gittiğim yerlerin tarihini, politik durumunu, coğrafyasını, iklimini öğrenecek yazılar okudum. Gezi hazırlıkları ve tedbir açısından ve gittiğim yerleri daha iyi anlamak, tecrübemi zengin kılmak için.
Ayrıca gittiğim yerlerde dağa tırmanırım, dalgıçlık yaparım, denizin altını da görürüm, gölünde nehrinde kürek çekerim, yapılacak neyi varsa güzel yapabileyim diye düzenli spora da başladım yıllar önce. Ne kadar donanımlı olursanız, o kadar amacınıza sağlam ilerlersiniz ve yolculuktan aldığınız keyif artar.
Ve son mesajım: Yaşam tarzınızı eleştiren birileri her zaman çıkar. Dinlemeyin. Etrafınızı sizi amaçlarınızda destekleyecek kişilerle çevirin. Ve hayallerinizi gerçekleştirin, yarına ertelemeden. O yarın, bugün…
Tansel Hanım'a bunları anlattırdıktan sonra, hepimizin cevaplanmasını merakla beklediği sorulara geçtik… Bakalım sevgili Tansel Büyükbay neler söyledi…
Gezginlik heyecanınızı neye borçlusunuz? İlk yurtdışı gezinizi nereye yaptınız?
Gezginlik heyecanımı merak, öğrenme isteğime borçluyum. İlk defa uçağa bindiğimde havayolu dergisinin uçuş hatlarını gösteren dünya haritası sayfasını okuyup incelediğimi, sonra da koparıp yanıma aldığımı hatırlıyorum. Nerelere uçulabilir, nerelere gidilebilir, dünyanın uzak yerlerinde nereler var hep merak etmiştim. Daha sonra kendime dünya atlası ve küre aldım daha detaylı kurgu yapabilmek için. Belki bilinçaltımda hep vardı gezginlik arzusu.
İlk yurtdışına çıkışım, eğitim için oldu. Liseyi bitirdiğim yıl dil okulu için kısaca İngiltere'ye, üniversiteyi bitirdiğim zaman da yüksek lisans için burs ile okumaya Amerika’ya gitmiştim. Bunlar ilk yurtdışına çıkışımdır. Ama seyahat amaçlı ilk yurtdışı gezim: okul bitip, çalışıp kendi paramı kazanmaya başlayınca Avrupa tren gezisi ile birkaç ülkeye gitmek oldu. Daha sonra arkadaşların davet ettiği yerlere, iş gezileri ve çevredeki yeni ülkelere derken artmaya başladı.
Gezmeye başladıkça her yeni ülke, her yeni kültürün bir hediye paketi gibi olduğunu keşfettim. İçinden ne çıkacak heyecanı, her seferinde gezi sonrasında da kendimi daha gelişmiş, öğrenmiş hissetmem, bir sonraki gezi için heyecanımı tetikledi.
2017-2018 yıllarında da uluslararası gezi topluluklarının toplantılarına katılmaya başladım ve dünyanın tamamını gezmiş veya gezmeye kararlı kişilerle tanıştım; bu da benim kendi kendime «ben de yaparım» dememe sebep oldu. Bana hem bilgi, paylaşım hem seyahat arkadaşı yapma konusunda bu toplulukların ekstra yardımı oldu, o noktadan sonra seyahatlerim ivmelendi.
Gezdiğiniz ülkeler içinde en çok beğendiğiniz 5 ülkenin adını sayar mısınız?
Arjantin, Şili, Japonya, İtalya, Yeni Zelanda
En çok beğendiğiniz kentlerin ilk 5 tanesini sıralar mısınız?
Roma (İtalya), Pokhara (Nepal), Yazd (İran), Rapa Nui (Paskalya Adası, Şili), Cape Town (Güney Afrika). Birkaç tane daha söyleme hakkım varsa: Kyoto (Japonya), Sydney (Avustralya), Amsterdam (Hollanda)
Gezileriniz sırasında karşılaştığınız sizde olumsuz etki bırakan anılarınız var mi? Nerede, nasıl?
Bir gezgin için en zor yerler Orta ve Batı Afrika bence. Bu bölgeleri gezerken hem güvenlik kaygısı hem koşulların zorluğu, yolların bozukluğu, beklenmedik tehlikeli veya zor durumlar, rüşvet talepleri ile Afrika'nın bu bölgelerindeki ülkeler ancak tecrübeli gezginlere tavsiye edebileceğim yerler.
Olumsuz etki bırakan anı; Güney Sudan’da emniyet sorunu yüzünden geziyi kısa kesmemiz, Burkina Faso’da darbe günü ülkeden çıkış, Liberya, Gine Cumhuriyeti, Orta Afrika Cumhuriyeti, Angola, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Papua Yeni Gine gibi bazı ülkelerde hep tedirgin gezmem bende olumsuz etki bıraktı. Bu tip geziler dinlendirici, rahatlatıcı turistik gezilerinden çok farklı. Çoğu zaman diken üstünde ve sürekli dikkatli olmaya çalışmak ve tetikte olmak çok yorucu oluyor.
Ayrıca Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki Nyiragongo yanardağı, 19 yıl aradan sonra ilk defa, tırmandığımız gün olan 22 Mayıs 2021’de patladı. Bu da zaten tedirgin geçen geziyi, daha da stresli yaptı. Ama yaşadığım ve hâlâ anlattığım en ilginç gezi anılarımdan da birisi oldu... Bunun yanı sıra, Yemen, Somali, Afganistan gibi kadın haklarının olmadığı ülkelerde kadın gezgin olmak zor.
Gezginliğin size sağladığı katkıları kısaca anlatır mısınız?
Gezginliğin bana kattığı önemli özellikler: Direnç, çalışkanlık, sağduyu, olayları ve durumları iyi okuyup ona göre hareket edebilmek, duygusal zekâyı kullanabilmek, planlama yeteneği, disiplin, yeniliklere açık olmak, kaprisli veya zor beğenen veya materyalist biri olmamak, doğayı sevmek, korumak...
Gezginliğin bana öğrettiği en önemli şey ise; dünyayı gerçek yüzü ile tanımak. Turist olarak gezince çok farklı bir dünya görüyor insan. The Truman Show filmindeki gibi sadece resortlarda kalanlardan, turizmin geliştiği yerleri, gelişmiş ülkeleri gezenlerden, konforlu seyahatlerinde doğal güzellikler ve gelişmiş altyapılar, düzgün oteller görenlerden çok farklı bir deneyim yaşadım. Maldivler ve Fiji buna çok iyi bir örnek.
Gerçek hayatın içine girdiğinizde, karşınıza dergilerdeki beyaz kum mavi deniz, kumsalda kokteylden bambaşka görüntüler çıkıyor. Tabii çok fazla güzellik de gördüm. Daha önce adını bile duymadığım cennetler keşfettim: Micronesia, Sao Tome Principe, Tuvalu gibi… Ama aynı zamanda dünyadaki fakirliği, açlığı, sefaleti, çevre kirliliğini, okyanuslarda ve plajlarda ormanlarda biriken çöpleri de gördüm. Hem kızıp hem üzüldüğüm sahneler gördüm. İnsan ve kadın eşitsizliğine şahit oldum.
Bu sahnelerden etkilenmemek, olanlara kayıtsız kalmak mümkün değil. Dünya için, açlık ve fakirliğe karşı, çevre için, kadın hakları için bir şeyler yapma isteğim arttı. Gezilerim sırasında gönüllü projelere katıldım. Bangladeş’te çocuklara besleyici ürün yapmak, Nepal’de sığınaktaki genç kızlara eğitim vermek gibi.
Daha sonra da kariyerimde, kurumsal hayattan ayrılıp kâr amacı olmayan kuruluşlarda, Sivil Toplum Kuruluşlarında çalışmaya karar verdim. «Sürdürülebilir Kalkınma için Sosyal İnovasyon» konulu bir yüksek lisans programına başladım tekrar, üçüncü yüksek lisansım olarak.
Şunu anladım: Yolculuk sadece kilometre olarak mesafe kaydetmek değil, insan olarak da değişmekmiş. Gezginlik de turist olmak değil, kısa süre için bile olsa gözlemci olmakmış… 26 yıl önce başladığımdan çok farklı bir yerdeyim, dünyayı algılamak açısından ve bundan sonra yapmak istediklerim açısından.
Dil ve anlaşma sorunu yaşadığınız ülkeler hangileri oldu?
Çin'e ilk defa gittiğimde, 2008 yılında zordu. Daha sonra 4 defa daha gittim ama internet, tercüme aplikasyonları geliştiği için sorun olmadı. Fransızca konuşan Afrika ülkeleri de eğer Fransızcanız yoksa zor. Çünkü ya lokal dillerini ya da Fransızca konuşuyorlar.
Gezdiğiniz ülkeler arasında halklarını en çok beğendiğiniz 5 ülkeyi yazar mısınız?
İran (çok saygılı ve kibarlar), Japonya (çok yardımseverler), İtalya ve Arjantin (çok sevecen ve neşeliler), Tuvalu (çok rahatlar, yardımcılar, turist olmadığından turizm ile şımarmamışlar, samimi ve gerçekler)
Gezginlik konusunda gençlere önerileriniz nelerdir?
Dünyayı gezmek de bir dağa tırmanmak veya okuma yazmayı öğrenmek gibidir: Önce bir adım, küçük bir adım, sonra bir adım daha. Önce bir harfi tanıyıp sonra bir hece, sonra bir kelime, sonra bir sayfa, sonra bir kitap, sonra bir kütüphane dolusu kitap okumak gibi… Yani, başlayın, önce küçük bir adımla. En çok nereyi merak ediyorsunuz veya en kolay nereye gidebilirsiniz? Nerede eş dost tanıdık var, ziyaret edebileceğiniz? Her yeri görüp bitirmek de gerekmiyor ama ne görseniz yanınıza kâr. Her gördüğünüz yeni ülke ufkunuzu genişletecektir. Kısa bir süre için de olsa bambaşka bir gerçeğin parçası olmak o kadar heyecanlı, o kadar insanı minnettar eden, o kadar besleyici bir deneyim ki...
Gezerken de hayat tarzınızı değiştirmeye hazır olun. Makul fiyatlı ve basit yerlerde, hatta çadırlarda, hostellerde, konuk evlerinde kalabilmeyi, ne bulursan yemeyi öğrenin.
Donanımlı olun: yabancı dil konuşun, gideceğiniz ülkenin tarihini, kültürünü, coğrafyasını, politik durumunu öğrenecek şeyler okuyun gitmeden önce. Bedensel ve zihinsel olarak dirayetli olun. Ne kadar donanımlı ve fit olursanız, o kadar yolunuzda sağlam ilerlersiniz ve yolculuktan aldığınız keyif artar.
Bugün tekrar seyahate başlamaya karar verirseniz ilk 3 ülke olarak hangilerinden başlamayı tercih edersiniz? Güneydoğu Asya ve Güney Amerika gezmeye başlamak için en uygun bölgeler. Hem dil ve kültür olarak zorlamayacak, hem turizmin çok geliştiği, lojistik olarak kolay ve ucuza gezebileceğiniz, hem de zevkli mekânların gezi isteğinizi artıracağı şu ülkelerden başlayın derim: Arjantin veya Peru, Filipinler, Güney Afrika.
Gezilerinizde ülkemizi tanıtma konusunda ne gibi adımlar attınız? Bu konuda başarılı olundu mu size göre?
Bazı çok uzak ülkelerde, mesela Pasifik ada ülkelerinde veya Orta Afrika’da, Türkiye’yi bilmeyenler çok var doğruyu söylemek gerekirse. Türkiye’nin hem Avrupa hem Ortadoğu'ya yakın olduğunu, özellikle Avrupa ve Asya'yı birbirine bağlayan ülke olduğunu söyleyince ilgileri artıyordu. İkliminden, yemeklerinden ve İstanbul'dan bahsettim en çok tanıtmak amaçlı. Karşılaştığım en standart sorular ise hangi dili konuştuğumuz ve iklimin nasıl olduğu.
Bütün dünya ülkelerini gezen ilk Türk kadını olmak sizde nasıl bir duygu yaratıyor?
Öncelikle, müthiş gurur verici bir şey. Gezmiş olmak değil, 26 yıl boyunca yılmadan aynı istekle, aynı azimle hayallerimin peşinden gitmek ve bunu Türkiye'de daha önce yapan biri olmadığını öğrenmek, yolu açan ilk kişi olabilmek, inanılmaz bir duygu.
İlk başta şaşkınlık ve inanamazlık duygularını yaşadım. Sonra çok duygusal anlarım oldu ilk bitirdiğim günlerde. 26 yıl çok uzun bir süre, hayal etmek ve yılmadan hayallerinin peşinden gitmek için. Tamamlama noktasına erişince, insanın hayatı gözlerinin önünden geçiyor, yaptığım her planlama, çaba, yılmama, başvurduğum her vize, iptal olan her uçak, yollarda çekilen zorluklar.. Bunların hepsi film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Daha sonra çevreye duyurma, gençlere ve kadınlara hikayemi anlatıp örnek olmak veya yol gösterme, «mümkün, bak yaptım, siz de yapabilirsiniz» deme isteği oluşmaya başladı.
Sevgili dünyamıza mümkün olan her serbest zamanımı, çoğu tasarrufumu harcadım. Gezginlik, gençlik ve yetişkinlik yıllarımın hayat tarzı oldu, beni ben yapan, kişiliğime ve gelişimime en çok katkısı olan, en büyük hobim veya tutkum oldu. Dünya da karşılığında bana tüm güzelliklerini ve tüm gerçeklerini sundu. Dünya ile aramızda kopmaz ve ebedi bir bağ kurulduğunu düşünüyorum.
Dünyada sizin gibi kaç tane kadın var bütün ülkeleri gezmiş olan?
Dünyada toplam 400 kişi kadar ve sadece yüzde 14’ü kadın. Yani yaklaşık 60 kadın var. Türkiye'den yalnızca ben – şimdilik.
Gezilerinizin maddi boyutunu nasıl ayarlıyordunuz?
Öncelikle tüm gezilerimi kendim karşıladım. Kendim kazandım, kendim gezdim. Çalışmaya başladığım ilk yıldan itibaren tasarruf ettiğim her kuruş için önceliğim seyahat oldu. İlk yıllarda biriktirip biriktirip her tatilimde yeni bir ülkeye gitmeyi, yeni yerler görmeyi hedefledim. Obje almaktansa, hep seyahate ayırdım kazancımı.
Asla pahalı, lüks otellerde kalmadım, her gittiğim yere «minimum harcama ile nasıl maksimum gezerim» mantığı ile gezdim. Mecbur olmadıkça rehber tutmadım, pahalı, kâr marjı yüksek, konfora önem veren seyahat acenteleri ile hiç gezmedim. O ülkede yaşayan lokal halk nasıl hareket ediyorsa ben de öyle yapmaya çalıştım, otobüs, metro, tuktuk, tren ne mümkünse ve ucuzsa o şekilde gezdim. Basit yerlerde veya süpermarketlerden alışverişle karnımı doyurdum. Bazı otellerde, hatta bazı yerlerde çadırlarda, hostellerde, bungalovlarda, konukevlerinde kaldım.
Hep tam zamanlı ve iyi işlerde çalıştım, üretim ve tedarik zinciri yönetiminde, global operasyonlarda strateji geliştirme, inovasyon, transformasyon konularında 25 yılı aşkın yönetici pozisyonlarında, Kraft Heinz, Danone, Merck ve Avon gibi dünya çapında firmalarda üst düzey pozisyonlarda görev yaptım. Kazancım yıllar içinde arttı ama buna rağmen kazancımı harcama şeklim veya gezi şeklim değişmedi.
Hayatımda marka alışverişi yapmadım, lüks arabam veya elektronik eşyam olmadı 😊 Çünkü hep «bu kadar parayı bu kıyafete, şu markaya, şu otele, yemeğe, tura vereceğime şu kadar yeni ülkeye şu kadar gün gidebilirim» diye düşünüp, ona göre hesap yaptım, gezi standartlarımı belirledim. Her zaman tercihim: basit ve ucuz ama temiz ve emniyetli oldu. Hiçbir lüks talep etmedim.
İşiniz gezmeye uygun muydu? Mesleğiniz size fırsat yaratıyor muydu? Ben 26 yıl boyunca hep tam zamanlı (full time) çalıştım, tatillerimi ve bayramları, hafta sonlarını kullanarak gezdim. Çalışmaya hiç ara vermedim. Ama bazen iş dolayısıyla yeni ülkelere gitme şansım oldu. Avrupa'da ve Asya'da iş gezilerim oldu. Aynı ülkelere tekrar gitmem gerektiğinde iş haftasından önceki ve sonraki hafta sonlarını hep yeni yerler görerek değerlendirdim.
Mesela iş için Singapur, Yeni Zelanda ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne birkaç kere gittim ama ilk seferinden sonra, kendi imkânlarımla birkaç gün veya hafta sonu ilave edip, çevrelerindeki yakın ülkeleri gezdim. Bunlar da güzel fırsatlardı tabii.
Gittiğiniz ülkelerde "Keşke oraya da gitseydim, şu bölgeleri, şurayı da görseydim" dediğiniz yerler var mı? Oralar neler ve nereler?
Rusya, Hindistan, Çin, Brezilya gibi çok büyük ülkeleri tek seferde yeterince görmek mümkün değil. Hindistan ve Çin'e birkaç kere gittim ama hâlâ şurayı da göreyim dediğim bölgeleri, şehirleri var. Rusya ve Brezilya’ya da tekrar gitmek istiyorum.
Çin’de Tibet'i gezme imkânım olmamıştı, tüm ülkeleri bitirince gittim ancak. Şili’ye ilk gittiğimde Paskalya Adası'nı gezecek vaktim ve param olmamıştı, birkaç yıl önce tekrar gittim çünkü mutlaka görmek istediğim bir yerdi. Ülkeler bitti ama gezginlik bitmedi. Mutlaka ilk seferde kaçırdığım ve görmek istediğim yerler var. İleriki yıllarda da oraları gezmeyi düşünüyorum, imkânım oldukça.
İşte bayrağımızı, kültürümüzü, gelenek ve göreneklerimizi dünyanın her ülkesine (195 ülke) taşıyan Tansel Büyükbay’ın alçakgönüllü izlenimlerinden bir kesit...