Antalya Diplomasi Forumu (ADF), ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın bölgeye yönelik "hadsiz" çıkışlarına sahne oldu.
Batı Asya’daki demokratik kazanımları ve Cumhuriyetçi sistemleri "başarısız" ilan ederek, bölge ülkeleri için "meşruti monarşi" öneren Barrack, diplomatik sınırları hiçe sayarak bir "dayatma" stratejisi izledi.
Barrack’ın, "Osmanlı İmparatorluğu 2.0" vurgusuyla Türkiye ve İsrail ilişkilerine dair yaptığı "sabah uyanıyorlar" temalı açıklamaları, bölge ülkelerinin egemenlik haklarına açık bir müdahale olarak görüldü.
Barrack’ın "monarşi" hayranlığının arkasında, bir diplomatın değil, küresel sermayenin "operasyonel bir lobicisinin" özgeçmişi yatıyor.
1900’lerin başında Lübnan’dan ABD’ye göç eden bir ailenin torunu olan 77 yaşındaki Barrack, eğitimini hukuk üzerine tamamladıktan sonra klasik bir bürokrat kariyeri yerine, emperyalizmin küresel aktörlerinden biri olmayı tercih etti.
1980’lerde Reagan döneminde İçişleri Bakanlığı’nda görev alan Barrack, asıl etkisini 1991 yılında kurduğu "Colony Capital" adlı yatırım şirketiyle gösterdi.
Şirketi aracılığıyla enerji projelerinden gayrimenkul sektörüne kadar devasa bir portföy yöneten Barrack, sadece bir iş insanı değil, Donald Trump’ın en yakınındaki isimlerden biri olarak Amerikan siyasetini perde arkasından yönlendiren bir figür haline geldi.
2016 seçim kampanyasındaki "kıdemli danışmanlığı" ve Trump’ın yemin törenini denetleyen komitenin başkanlığı, onun siyaset-ticaret arasındaki "gri alanda" ne kadar etkili olduğunu kanıtladı.
Barrack’ın "sömürge valisi" gibi davranmasının arkasındaki en somut veri, 2021 yılında ABD’de karşı karşıya kaldığı "kayıt dışı yabancı ajanlık" (FARA) davasıdır.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) adına ABD yönetimi üzerinde lobi yapmakla suçlanan Barrack, aslında devletler arası ilişkileri "iş takibi" seviyesine indirgeyen bir zihniyetin temsilcisidir.
Onun için dış politika, insan hakları veya demokrasi değil, "yatırımın korunması" ve "rejim güvenliği" demektir.
Barrack’ın, reşit olmayan çocuklara yönelik istismar ağıyla tanınan Jeffrey Epstein ile kurduğu karanlık ve samimi ilişki, ortaya saçılan e-posta kayıtlarıyla belgelenmişti.
Epstein’ın 'çocuk fotoğrafı gönder, beni gülümset' şeklindeki ahlaksız talebine Barrack’ın 'Umarım iyisindir, görüşelim' diyerek karşılık vermesi, bu çarpık ilişkinin boyutlarını gözler önüne sermişti.
Antalya’daki açıklamaları, sadece kişisel bir görüş değil, ABD’nin bölgeyi "yönetilebilir bir kaos" içinde tutma planının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Barrack’ın monarşileri savunması, feodal yapıların diriltilmesini amaçlayan sömürgecilik projelerinin devamı olarak yorumlanıyor.
Barrack ve temsil ettiği küresel sermaye, parlamentoların ve halk hareketlerinin olduğu egemen ulus-devletleri "hantal" buluyor.
Bunun yerine; tek bir liderle "iş bitirilebilen", halkın iradesinin yok sayıldığı, hesap verilemez ve dışarıdan yönetilen "şirket devletler" istiyorlar.
Türkiye, "operasyonel lobicilerin" monarşi dayatmalarına ve bölgeyi "Osmanlı 2.0" veya "İsrail 2.0" diye kategorize eden sömürgeci aklına karşı, kendi ulusal egemenliğini ve komşularıyla bölgesel bütünlük içerisindeki mücadele alanını korumaya devam ediyor.