12 Ağustos 2026 Çarşamba
İstanbul 31°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

15 Temmuz'un siyasileri

15 Temmuz'un siyasileri

15 Temmuz'un siyasileri
A+ A-
Hüseyin Adalan

15 Temmuz iç savaş ve işgal girişimi, bağıra bağıra geldi. Bu işgal hamlesini görmek için müneccim olmak gerekmezdi. Çünkü 17-25 Aralık bunun bir provasıydı ve kimse bundan ders çıkarmamıştı. Onlar da bunu biliyor ve görüyordu.

Şöyle ki örgüt yarım asra yaklaşan bir sürede edindiği tecrübe ve gücü kullanarak yapabileceği her şeyi yapmış, geriye bir tek işgal kalmıştı. Devletin tüm girişimlerine rağmen özgüveni ve pervasızlığı da zaten bunu gösteriyordu.

Özgüven patlaması yaşayan örgüt elemanları da bunu hissettiriyor, “Görün bakın neler olacak!” türü cümleler kuruyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yalnızlığının sebebi de buydu, çünkü herkes darbenin başarılı olacağına inanıyordu.

Fetullah Gülen taa Pensilvanya'dan Erzincan'da bile davalar açıyordu. Şahsıma açtığı davalar için ifade vermeye gittim. Tam dört ifademde örgütün darbe yapağını savcılara bildirdim. Bu sayede -belki de Türkiye'de ilk kez- darbenin olacağını adli kayıtlara geçirmiş oldum.

İşgal girişiminin günü bile belliydi. Sadece saati bilinmiyordu. Muhtemelen her darbe gibi sabaha karşı olacaktı...

15 Temmuz günü memleketim olan Erzincan'da değil İstanbul'daydım. Ankara'yı değil de İstanbul'u seçmemin özel bir nedeni yoktu. 15 Temmuz akşamı ilk hareketlilik Ankara'da değil İstanbul'da, Boğaz Köprüsü üzerinde yaşanıyordu.

Köprüdeydik, birbirimizi tanımıyorduk ama birbirimizden emindik.

Tüm particiliğimizi, hizipleşmelerimizi, mezhebimizi bir kenara koymuş gelen tankların, doğrultulmuş ve namlusuna mermi sürülmüş tüfeklerin üzerine doğru yürüyorduk.

Hiç korkmuyorduk.

Gece, sanki Türk Milleti’nden korkuyu söküp almıştı.

Darbenin ilk dakikalarında “Amerikancı-Fethullahçı darbe girişiminin” yaşandığını Cumhuriyet basın tarihinde ilk söyleyen siyasetçi, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ulusal Kanal ekranlarından darbeye karşı bir komutan gibi Türk Milleti’ne birlik çağrısı yapmıştı.

Ulaştırma Bakanı değil ama TRT işgal kuvvetlerinden temizleninceye kadar Ulusal Kanal’da Doğu Perinçek sürekli ve aralıksız hiç yorulmadan saatlerce kamuoyunu bilgilendiriyordu.

Devlet Bahçeli de dimdikti. Kısa bir süre önce kalp ameliyatı geçirmiş sanki o değil!

Peki ya diğerleri…

O gece bazı milletvekili ve belediye başkanlarının nerede olduğu, neler yaptığı tam olarak bilinmiyor. Ortada demokrasinin olmazsa olmazı milletvekillerine bir saldırı varsa onların da doğal olarak karşı durması gerekmez miydi?

İşte bu yüzden tüm milletvekili ve belediye başkanlarının o gece nerede olduğunu ve ne yaptığını ispat etmesi ve TBMM Darbeyi Araştırma Komisyonu’na bilgi vermesi gerekir. Özellikle de büyükşehirlerin belediye başkanları mutlaka.

Yalan değil, darbeciler meclisimizi Yunan Harbi’nde bile olmayan bir şekilde bombaladı. Milletvekillerinin bir kısmının Meclis'te olduğunu biliyoruz. Ama milletin kendisi sokakta FETÖ'cü hainlere karşı direnip, bir kısmı gazi bir kısmı da şehit olurken tüm milletvekillerinin nerede olduğunu milletin bilmeye hakkı yok mu?

İnsanlar Ankara'da, İstanbul'da bedenlerini tankların önüne atarken, elindeki levyeyi F16’lara fırlatarak durdurmaya çalışırken, uçaklar kalkamasın diye tarlasında hasat yakarken, atletiyle tankları durdururken vekillerin ne yaptığını bilmek bizim hakkımız değil mi? Millet malını canını feda ederken, aç ve açıkta kalmaya razıyken gece yarısı maaşlarına çift maaş düzenlemesi yapan vekillerin neyini yaktığını öğrenmeyi kim istemez?

O gece Doğu Perinçek, adeta tankın üstüne çıkmış gibi canlı yayında halkı bilgilendiriyordu.

Ertesi günler meydanlarda konuşmak için birbiriyle yarışanları, neden o gece TV’lerde, tankların önünde, milletin yanında göremedik?

Neden böyle bir kare yok?

Tankın önünde duran, milleti koordine eden bir siyasetçi, milletvekili varsa görüntülerini yayınlamasını bekliyoruz. Yayınlasın ki, sırça köşklerde olmadıklarını millet de görsün.

Recep Tayyip Erdoğan direniyor ve direnişi yönetiyordu. Gördük.

Devlet Bahçeli direniyordu. İşittik.

Doğu Perinçek yayındaydı. İzledik.

Elbette baikaları da vardı, ama ya diğerleri?

Şehit sayımız 250. Gazilerin sayısı bile hâlâ net değil. Beş bin mi? Altı bin mi? Net sayıyı kimse bilmiyor. Bunu bile bilemeyecek kadar kötü bir durumun izahı olabilir mi? Birkaç gazi vekilimizi biliyoruz, ama şehit olan bir milletvekilimiz yok.

Doğu Perinçek, o gece vatan haini kripto FETÖ’cü militanların tüm korkunç ve karanlık işgal planlarını ve oyunlarını saatlerce yayından en kapsamlı, en hızlı ve en iyi aydınlatan bu ülkede ki en nadir ve sayılı siyasetçilerinden biri olarak tarihe geçti.

imza: Hüseyin Adalan

15 Temmuz