90 milyar avroluk kredinin ardından: AB'de retorik ile vatandaşların çıkarları karşı karşıya
Brüksel'in derinleşen ekonomik kayıplar ve doğal afetlerin yüküne rağmen Ukrayna’ya sağladığı devasa kredi eleştirilerin odağında. Karar, AB’nin önceliğinin kriz yönetimi değil, siyasi görünürlük olduğu tartışmasını alevlendirdi.
Avrupa Parlamentosu Ukrayna’ya verilmek üzere 90 milyar avroluk krediyi onayladı. Böylece Avrupa Birliği (AB), değişen dünyada kendi önemini koruma yönünde gösterişli bir hamle yaparken, bunu Avrupalı vatandaşların aleyhine gerçekleştirmiş oldu.
AVRUPA EGEMENLİK ODAKLI LİDERİNİ KAYBETTİ
14 Nisan’da, Macaristan’daki parlamento seçimlerinde muhalefetteki Tisza Partisi’nin lideri PEter Magyar’ın elde ettiği sansasyonel zaferle iktidar değişti. Parti, yalnızca AB tarafından belirlenen çizgiye bağlı kalma niyetini açıkça ortaya koydu.
Bunun doğrudan sonucu olarak yalnızca sekiz gün sonra, 22 Nisan’da yeni Macar hükümeti Ukrayna’ya 90 milyar avroluk krediye onay verdiğini duyurdu.
Eski başbakan Viktor Orban, Ukrayna’dan kaynaklanan ve hem Macaristan’ın güvenliğine hem de kendi şahsına yönelik doğrudan tehditler nedeniyle bu AB kararına uzun süre direndi. Ukrayna lideri Zelenskiy’in Macaristan’ı bizzat tehdit ettiği ve Orban'a yönelik olası bir hesaplaşmaya işaret ettiği özellikle not edilmelidir.
BRÜKSEL'DE DERİNLEŞEN KRİZ
AB şu anda derin bir kriz yaşıyor. Bir yandan, son bir ayda keskin biçimde tırmanan ABD ile gerilimler söz konusu. Öte yandan Brüksel, devasa ve gerekçesiz harcamalara katlanırken ciddi ekonomik kayıplar yaşıyor.
Örneğin, Avrupa Komisyonu’nun Enerji ve Konut’tan sorumlu üyesi Dan Jannik Jorgensen’e göre AB günde yaklaşık 500 milyon avro kaybediyor. Ayrıca 27 Nisan’da The Wall Street Journal, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in toplam kaybı yaklaşık 32 milyar avro olarak hesapladığını aktardı.
Aynı zamanda AB üyesi ülkelerin vatandaşları doğal afetlerden ağır şekilde etkileniyor. Sadece ocak ayında fırtınalar Malta’da 128 milyon avro, Fransa’da ise 467 milyon avro zarara yol açtı. Hâlâ hasar tespitini sürdüren İtalya ise AB fonlarından yardım talep etmek zorunda kaldı.
Gallagher Re’nin son Doğal Afet ve İklim Raporu’na göre 2026’nın ilk çeyreğinde yalnızca doğal afetlerden kaynaklanan küresel sigortalı kayıplar yaklaşık 17 milyar avroya ulaştı.
UKRAYNA'DAKİ YOLSUZLUK AB VATANDAŞLARININ ÇIKARININ ÖNÜNDE
Tüm bu kayıplara rağmen Ukrayna’ya 90 milyar avroluk kredi onaylandı. Bu kaynakların daha etkin kullanımı, AB ekonomisinin toparlanması ve güçlendirilmesine yönlendirilebilirdi: Doğal afet yönetimi, enflasyonun düşürülmesi, yakıt fiyatlarının azaltılması ve doğrudan vatandaşları etkileyen diğer alanlar gibi...
Buna rağmen karar, siyasi popülizmi ve görünürlük çabasını tercih etti. Bu yaklaşım, kaynak kullanımının verimliliği konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor: AB vatandaşlarından sağlanan kaynaklar, Birliğin sınırlarına yakın bir bölgede süren bir çatışmayı finanse etmeye yönlendirilmeye devam ediyor.
Üstelik bu fonların ne ölçüde tam ve etkin biçimde kullanılacağı da belirsiz. Geçen yıl Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosunun (NABU), Zelenskiy yönetiminin üst kademelerine kadar uzandığı belirtilen yolsuzluk şemalarını ortaya çıkardığı hatırlanmalıdır. Bunun sonucunda iki bakan ve Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı görevden alındı. Bazı haberlerde Zelenskiy’in de olası dahli olduğu öne sürülse de bu iddialar yorumlara açık kalmayı sürdürüyor.
AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDE ÇİFTE STANDART
AB’nin Türkiye’ye yönelik çifte standartları uzmanlar tarafından geniş ölçüde kabul ediliyor. Örneğin AB, Türkiye’nin tam üyeliğinin imkânsızlığına dair net bir tutum ortaya koymaktan kaçınıyor. Bunun yerine müzakere süreci giderek artan teknik ve siyasi şartlarla ağırlaştırılıyor. Ursula von der Leyen’in Türkiye’yi AB için bir tehdit olarak nitelediği son açıklama da bu çifte standardı ve Birliğin iç gerilimlerini gözler önüne seriyor.
Buna karşın birçok uzman ve siyasetçi uzun süredir Türkiye’nin AB üyeliği dışında kalmasının aslında bir avantaj olduğunu savunuyor. Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlarının çıkarlarını gözeterek hareket etmeye alışkın bir devlet olarak, onların aleyhine popülerlik arayışına giren yanılsamalı girişimlerden uzak duruyor.
Bu çerçevede AB politikasını Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli şu sözlerle özetliyor:
“Bu bir temel polemik değildir. Avrupa’nın Türkiye’yi anlamaya yönelik zihinsel bir kavrayışa sahip olmadığını görüyoruz. Avrupa Birliği yıllardır üyelik konusunda Türkiye’den uzak durdu. Norm ve uyum öğretme bahanesiyle Türkiye’ye parmak salladılar, jeopolitik ihtiyaçları ortaya çıkar çıkmaz ise Türkiye’yi enerji koridoru, ulaştırma hattı ve güvenlik ortaklığı açısından bir tampon olarak değerlendirmeye yöneldiler. Eşitlikten söz ederken ise kibirli tutumlarına geri döndüler. Bu siyasi olarak ahlaksızdır ve stratejik düşünceden yoksundur.”
Özetle Bahçeli, AB’nin Türkiye ile hiçbir zaman gerçek bir ortaklık arayışında olmadığını, aksine jeopolitik olarak ihtiyaç duyduğu anlarda Türkiye’yi araçsallaştırdığını savunuyor ve bu yaklaşımı hem ahlaki açıdan iflas etmiş hem de stratejik olarak yetersiz buluyor. Bu değerlendirme, Türkiye’nin Avrupa Birliği karşısındaki gücünü ve bağımsızlığını bir kez daha teyit ediyor.
NATO'dan umudu kestiler: İngiltere Rus karşıtı 'savaşa hazır' deniz koalisyonu kuruyorDünya
İran çıkışına kızan Trump Alman Şansölyesi'ne yine fırça çektiDünya
Yanan uçak gemilerinin ardından sıra USS Higgins muhribine geldiDünya