‘Al para hadi evlen yaklaşımı çözüm değil’
Dr. Ali Emre Şevik, ‘Madem bahanen bu, o zaman al para, hadi evlen!’ tarzında bir yaklaşımın yanlış olduğunu anlattı. Şevik: ‘Tüketim toplumu olarak biz şu an aslında sosyal anlamda ilişkileri tüketiyoruz, insanları tüketiyoruz. Gençlikte bu daha çok; en önemli yer kendilerini tüketiyorlar.’ dedi.
Çanakkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Öğretim Üyesi Dr. Ali Emre Şevik, evlenmeler azalırken boşanmaların artmasını değerlendirdi, 80 sonrası ülkemizde de etkili olan neoliberal akımın toplum ve birey üzerindeki etkisini analiz etti. Dünkü bölümde ‘üç kuşak neoliberalizm’in etkisini anlatan Şevik, bugün gençlerin içinde bulunduğu duruma ve çözümlere işaret etti.
- Gençlere ekonomik teşvikler verildi, Aile Yılı ilan edildi, aynı yıl evlenme oranları çakıldı...
Böyle çözülmüyor hatta çözüm kirletiliyor.
İnsan, en az 6 milyon yıllık bir evrim serüveninin sonucunda günümüzde dünya üzerinde yaşayan, homosapiens olarak adlandırılsa da birden fazla gen havuzunun karması büyük bir insanlık yapısı. Bu süreç içerisinde kadın ve erkek olarak iki cins ortaya çıkmış. Bunların, türün devamı için bir araya gelmeleri ve çocuk sahibi olmaları, esasen evlilik kurumunu gerektirmeyen, evlilik kurumunun sonradan sosyal olarak tanımlandığı, uzun yıllara dayalı biyolojik, sosyal bir sürecin, evrimin neticesi.
‘PARA VERELİM’LE ÇÖZÜLMÜYOR ÇÖZÜM KİRLETİLİYOR
Aile Yılı ilan etmek, ‘Ekonomik sorun var o zaman para verelim, evlensinler!’ gibi bir yanılsamanın, hem evlilik sayısını azaltan hem boşanmayı artıran hem ekonomik durumun kötüleşmesine sebep olan sorunlarla hiç ilgilenmeden, ‘Madem bahanen bu, o zaman al para, hadi evlen!’ tarzında bir yaklaşımın, ilk bakışta herkesçe görülecek olan sonuca yol açmış olması beni şaşırtmıyor. Bu, sanki topluma kastı olan bir yönetim erkinin kötü niyetle yaptığı bir dayatma gibi görünüyor. Çünkü sorun o değil.
Ortalama yaşam konfor düzeyi, bundan 100 yıl öncesine göre tüm dünyada olduğu gibi bizim toplumumuzda da çok daha iyi. Ama birey kendisini, daha fazlasını hak ettiğini düşünmekle birlikte sınırının ne olduğunu tam olarak kurgulayamadığı bir hayalin içerisinde bulmuş durumda. Bu beklentinin ne kadarının gerçekçi olduğunu anlamaya, deneyimlemeye çalışırken de tek başına, sistemin tam da arzuladığı bir ‘tüketici nesne‘ olarak kendi mutsuz-tatminsiz hayatını yaşıyor ve o şekilde göçüp gidiyor. İnsanlar biyolojik organizmalar, yaşam da bir döngüselliğe sahip. Bunun bile sosyal yapı içerisinde kuşaklar arası aktarımının kalmadığı, vefat edenlerin 1-2 akraba tanıdıkla defnedildiği bir dönemdeyiz, olup bitenin sonucunda. Bazı şeyleri kavramak için her seyi yaşantılamak gerekmez, buna da esasen bireylerin yaşam süreleri yetmez. Ama tüketici birey, sosyal alana da maddi alana baktığı gibi bakarak her şeyi deneyimleme ve tüketme telaşı içinde kendini tüketiyor.
ANLIK HEVESLER YANILSAMALAR
- Bireyi, ‘Bir karar verirsem, bir yol seçersem kaçırdığım fırsatlar ne olacak?’ hesabına yönlendiren bir iklim oluşturuldu...
Evet, ben de tam olarak bundan söz ediyorum.. Anlık bakış açısı bu. ‘Ben niçin şu anımı zorlaştırayım?’ anlık bakış açısı, bir de son dört nesildir, belki beş nesildir, 80 darbesi sonrasında ülkemize sistemli olarak dayatılan, Batı toplumlarının da kendini koruma becerisi elinden alındıktan sonra mağduru olduğu benzer bir sürecin sonucu. ‘Ben niçin daha kötüye katlanayım’ , ‘En iyiyi nerede bulurum, nasıl elde ederim?‘ filan gibi anlık hevesler ve anlık tatminsizlikler, doyumun başka bir alanda olacağıyla ilgili yanılsamalar…
GERÇEĞİ GEÇ REALİZE EDEN BİREYLER GÖRÜYORUM
Unutulan şey şu: kadınlarda, yaklaşık 50 yaş civarında menapoz denen bir olgu var, sonrasında çocuk sahibi olma şansı ortadan kalkıyor. Doğal, beklenen bir durum ve sosyal rol, yapı üzerinde etkin bir dönüşümün eşlik ettiği fizyolojik değişiklikler barındırıyor her kadın için. Erkekler menopoza girmiyor ama bir çocuğun gürültüsünü çekme veya ona primer bakım veren bir anneye destek olabilme gücü açısından o gençliklerindeki dinamiklerini kaybediyorlar. Hayatı, heyecanları kanıksıyorlar. Bunu, şu anki genç kitle görmüyor, bunu doğal bir durum olarak hayal edemiyor, kavrayamıyor.
Ben klinikte, “Çocuk sahibi olmak istedim ama şu an olamıyorum. O zaman kendi seçimimdi şu an bir zorunlulukla karşı karşıyayım.” diyen ve bundan ızdırap duyan, üzülen insanları görüyorum; gerçeği geç realize eden bireyler üzerinden görüyorum. Artık geri dönüşün olmadığı yerde bu sefer pişmanlık başlıyor ve bu döngüsel bir şekilde modern bireyin yaşam süresi içinde farklı alanlarda tekrarlayıp duruyor.
TATMİNSİZLİKLERİNİN SINIRI YOK
Şu an bu kendince mutlu olduğunu söyleyen bireylerin hem mutlu olmadıklarını, tatminsizliklerinin sınırı olmamasından ötürü maddi alanda, hem de şu an yaptıkları ve öteledikleri eylem ve davranışları nedeniyle ileride de bunlardan geri dönüşleri olamayacağı için zaten mutsuz olacaklarını söyleyebilirim. Bu geçmişlerinden değil, olaylara halen geçmişlerindeki gibi bakmaya devam etmelerinden kaynaklanan bir kısır döngü aslında.
Ekonomik teşvik konusu bir parça şu: bir şeyin toplumun genelinde, özellikle düşünen, hayatla ilgili kafa yoran ve ister istemez mevcut, şu an oluşmuş olan durumdan muzdarip olan bireylerde istenilen etkiyi yapması, daha kompleks düşünme ve planlamayı gerektirir. Bunu yapacak olan mekanizma da ülkemizde kalmamıştır. Sosyal sorunları önceleyen bir devlet aygıtı şu an görünmemektedir. O aygıt olsaydı ekonomik teşvikle bu işin ters etki yapacağını bilirdi zaten. Çünkü teşviki veren kişinin, sorunun salt ekonomi temelli olmadığını zaten biliyor olması gerekir.
GELECEKTE ONLARI PİŞMANLIK BEKLİYOR
- Bilinçlerdeki bozulma, neoliberalizmin mi etkisi?
Tüketim toplumu olarak biz şu an aslında sosyal anlamda ilişkileri tüketiyoruz, insanları tüketiyoruz. Gençlikte bu daha çok; zamanı tüketiyorlar ama gözlerinden kaçan en önemli yer kendilerini tüketiyorlar ve bu kendileriyle ilgili tükenmişlik de yaşayacakları hayal kırıklığı. Benim klinikte artık çok daha yoğun bir şekilde görmeye başladığım bir durum.
Gelecekte ne yazık ki onları pişmanlık bekliyor. Hem klinisyen olarak eminim hem de bir parça sosyal alana ilgi duyan bir birey olarak görüyorum. İnsan doğasıyla uyumsuz bir tavır ve davranış örüntüsünü o an için rasyonalize ediyor olsak da bunun o bireyi gelecekte mutsuz ve tatminsiz, açıkta bırakacağını söylemek çok büyük bir kehanet değildir. Tatminsizlikten kurtulunursa, geçmişten bağımsız mutlu olunabilir. Burada sinir bozucu bir kısır döngü var.
YARIN: ‘NASİHAT’ SOSYAL MEDYAYA KALDI


Neoliberalizm yuva yıkıyorGündem