14 Ekim 2026 Çarşamba
İstanbul 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Alman gazeteci, AfD’nin seçim zaferini Aydınlık’a değerlendirdi: Almanya’da Atlantik diktası çöküyor

Almanya’da Saksonya-Anhalt eyalet seçimleriyle sarsılan Berlin derin bir panik yaşıyor. Alman gazeteci Emil Carstensen, Berlin’in NATO güdümlü savaş çizgisini, BSW ile AfD arasındaki muhalefet zeminini ve Almanya’daki Türk toplumunun neden bu yeni siyasetle ortak çıkara sahip olduğunu anlattı

Alman gazeteci, AfD’nin seçim zaferini Aydınlık’a değerlendirdi: Almanya’da Atlantik diktası çöküyor
KIVANÇ ÖZDAL

Federal Almanya, sanayisizleşme, derinleşen ekonomik daralma ve Ukrayna krizinde üstlendiği maliyetler sebebiyle İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki en ağır yönetim krizlerinden birini tecrübe ediyor. Eyalet seçimlerinde sandıktan çıkan sonuçlar, Berlin’deki Atlantikçi koalisyon mimarisini ve geleneksel sistem partilerini açıkça sarsmış durumda. Halkın giderek derinleşen memnuniyetsizliği, alternatif siyasi arayışları hızlandırırken sistem medyası yükselen itirazları yaftalama taktiğine sarılıyor. St. Petersburg’da yaşayan ve Alman iç siyaseti ile Avrasya jeopolitiğini yakından takip eden gazeteci Emil Carstensen ile Berlin’deki güç dengelerini, AfD olgusunun ardındaki dinamikleri, Merz liderliğindeki Hristiyan Demokrat çizginin dış politika açmazlarını ve Almanya’daki Türklerin bu dönüşümdeki kritik rolünü konuştuk.

ALMAN SİYASETİNDE ESKİ PARTİLERİN İFLASI

- AfD’nin Saksonya-Anhalt eyaletindeki seçim zaferini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu gelişme, modern Alman siyasi tarihinde ülkenin tüm güç haritasını kökten değiştirebilecek çapta tarihi bir dönüm noktasıdır. Berlin’deki iktidar partilerinin ve müesses nizamın böylesine büyük bir panik ve korku içinde olmasının yegane sebebi de tam olarak budur. Merkez siyasetin inşa ettiği duvarlar artık tabandaki hoşnutsuzluğu perdeleyemiyor.

- Almanya halkı neden AfD’ye yöneldi?

Burada en belirleyici etken, halkın özellikle son 10-15 yıldır ülkeyi yöneten iktidarların başarısız, verimsiz ve halkın gerçeklerinden kopuk icraatlarına karşı biriktirdiği devasa hayal kırıklığıdır. Enerji krizinden sanayinin gerilemesine, altyapı yetersizliklerinden yaşam standartlarındaki erozyona kadar pek çok yapısal sorun birikti, çözümsüz bırakıldı ve nihayetinde toplumda kitlesel bir hesap sorma iradesine dönüştü.

- AfD’nin iç ve dış politikalarındaki esaslar nelerdir?

İç siyasetteki temel öncelik, Almanya’nın demografik, kültürel ve iktisadi varlığını korumak; ülkenin yerli nüfusunu ve düzenini kontrolsüz, plansız kitlesel göç dalgasının yarattığı tahribattan kurtarmaktır. Dış politika boyutunda ise paradigma değişimi çok daha nettir: NATO’nun, Brüksel bürokrasisinin veya Londra’nın dayattığı çıkarları değil; doğrudan ve tavizsiz bir biçimde Almanya’nın kendi ulusal çıkarlarını merkeze alan egemen bir dış politika savunulmaktadır. Bu yaklaşım, Batı bloğunun başta Rusya’nın yakın çevresi olmak üzere dünyanın farklı coğrafyalarında giriştiği saldırgan askeri maceralara alet olmamayı ve bu krizlerden derhal geri çekilmeyi şart koşmaktadır.

‘SOL-LİBERAL HEGEMONYAYA İSYAN’

- Atlantik medyası AfD’den marjinal ve aşırılıkçı sağ olarak söz ediyor. Bu doğru mu? Siz AfD’yi nasıl tanımlarsınız?

Öncelikle şu gerçeğin altını çizmeliyiz: “Aşırı sağcılık” yaftası, Atlantik merkezli siyaset mühendisliğinin hedef tahtasına koyduğu hasımları itibarsızlaştırmak için dolaşıma soktuğu siyasi bir karalama etiketinden ibarettir. Meselenin hukuki ve anayasal özüne baktığınızda, karşımızda tamamen meşru, demokratik kurallar içinde işleyen ve hukuk nizamına bağlı bir hareket bulunmaktadır.

AfD’nin hedef seçilmesinin asıl sebebi, Batı siyasetine dayatılan egemen sol-liberal ajandayla uyuşmamasıdır. Ulusal kimlikleri, köklü kültürel mirası ve Avrasya jeopolitiğinde sıklıkla ‘geleneksel değerler’ olarak tarif edilen halktan ve inançtan neşet eden dinamikleri tasfiye etmeyi amaçlayan yıkıcı bir ‘iptal kültürü’ hegemonyasıyla karşı karşıyayız. AfD bu tasfiyeye boyun eğmeyi reddediyor; halkı, demografik yapıyı ve tarihsel değerleri muhafaza etmek istiyor. Müesses nizamı asıl öfkelendiren de bu tavizsiz duruştur.

- Sizin de söylediğiniz gibi, Atlantik cephesinin tanımlamalarını anlamakta zorlanıyoruz. AfD için marjinal sağ parti deniyor ama AfD savaştan yana değil barıştan yana tavır sergiliyor. Ayrıca Almanya’daki BSW Partisi de sol bir parti olmasına rağmen AfD ile müzakerelere açık olduğunu söylüyor. Bütün bunları nasıl değerlendirmeliyiz?

BSW ile AfD arasındaki en bariz ve güçlü ortak payda tartışmasız dış politikadaki egemenlik ve barış arayışıdır. BSW, sol gelenekten gelmesine rağmen AfD’ye karşı rasyonel ve yapıcı bir diyalog zeminini dışlamayan yegane sol siyasi harekettir. Çünkü BSW, sistem partilerinin aksine ulus bilincine ve ulusal çıkara düşman bir hatta yer almamaktadır. Onları iktidardaki yıpranmış ‘eski partilerden’ ayıran temel çizgi budur. İki hareket de mevcut Atlantikçi vesayet düzenine kökten muhalefet etmektedir ve bu muhalif karakter, onları doğal olarak sistem karşısında aynı mevziye yerleştirmektedir.

‘NATO GÜDÜMLÜ DIŞ POLİTİKA’

- AfD, seçmenlerine nasıl bir Rusya ile ilişkiler vadediyor?

AfD, Doğu ile ilişkilerde çatışma ve yaptırım yerine eşitlikçi ortaklık ve kalıcı barış tesis etmeyi vadetmektedir. Bu yaklaşım, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, tüm Avrupa kıtasında istikrarlı bir iyi komşuluk nizamının yeniden kurulabilmesi için hayati öneme sahiptir. Karşılıklı ekonomik çıkara dayalı ticaretin yeniden canlandırılması, kesintiye uğrayan bilimsel ve kültürel işbirliklerinin ihyası hedeflenmektedir; kısacası mevcut siyasi Batı’nın ideolojik hırslarla yerle bir ettiği tüm rasyonel köprülerin yeniden kurulması amaçlanmaktadır.

- Siz St. Petersburg’da yaşayan bir Alman gazetecisiniz. Alman Hükümeti’nin Rusya politikasını beğeniyor musunuz? Berlin’in dış politikasını nasıl buluyorsunuz?

Merz, bütünüyle kolektif Batı bloğunun çizdiği sınırların ve aldığı kararların güdümünde hareket eden bir figürdür. Açıkça ifade etmek gerekirse bağımsız bir siyasi iradesi yoktur; küreselci Batı bloğunun bürokratik bir icra memuru hüviyetindedir. Dolayısıyla onun izlediği çizgi, NATO’nun doğuya doğru sürekli genişlemesini ve Rusya’yı askeri hatlarla kuşatmasını öngören geleneksel Atlantikçi ajandadır. Bu, son derece yayılmacı, tırmandırıcı ve saldırgan bir siyasettir. Kuşatmacı politikalar yalnızca kıtamızın barışını dinamitlemekle kalmıyor; Almanya’nın, Avrupa’nın ve genel olarak küresel sistemin refahı ve güvenliği açısından telafisi imkansız riskler yaratıyor.

‘TÜRKLER İÇİN ORTAK GELECEK ZEMİNİ’

- Konuyla ilgili eklemek istediğiniz başka bir nokta var mı?

Evet, bilhassa Türkiye kökenli toplumu doğrudan ilgilendiren ve mutlaka vurgulanması gereken çok mühim bir husus var: Almanya’da bugün 3 milyonu aşkın Türk yaşamaktadır. Bu insanların büyük çoğunluğu ülkeye çok erken dönemlerde gelmiş, alın teri dökmüş, Alman toplumuna mükemmel şekilde entegre olmuş ve iyi işleyen, hukukun ve üretimin hakim olduğu istikrarlı bir Almanya sayesinde kendi refahını inşa etmiştir.

Türk toplumu, kuralların çalıştığı, kamu düzeninin ve ekonomik istikrarın korunduğu bir Almanya’dan memnundur; dolayısıyla Almanya’nın bu nizamını korumak doğrudan Türklerin de hayati çıkarınadır. Buradan Almanya’daki Türk toplumuna açık bir çağrıda bulunmak gerekir: Şayet Almanya’daki çalışma ve yaşam düzeninizden memnunsanız ve burayı çocuklarınız için güvenli bir yaşam alanı olarak muhafaza etmek istiyorsanız, AfD’ye karşı önyargılı olmak yerine yapıcı bir yaklaşımla partiyi desteklemek ve oy vermek çok daha rasyonel bir tercih olacaktır. Benim sahadan edindiğim kesin kanaat şudur: Almanya ile barışık olan, üreten ve toplumsal düzene katkı sağlayan Türkler için AfD kesinlikle bir tehdit değildir; aksine ortak bir refah alanını savunma zeminidir.

AfD