Ankara Zirvesi öncesi Öncü Kadın’dan NATO açıklaması: Zincirleri kırma zamanı
Vatan Partisi Öncü Kadın Genel Başkanı Nuriye Kadan, Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde Aydınlık’a konuştu. Kadan; NATO’nun kanlı sicilini ortaya koyarak, ‘Türkiye tam bağımsızlık için hiç vakit kaybetmeden NATO’dan çıkmalıdır.’ dedi.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD hegemonyasının askeri ve ideolojik aygıtı olarak küresel sisteme dayatılan NATO, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da yapılması planlanan kritik zirveyle yeniden gündemde. Ukrayna savaşından Orta Doğu’daki gerilimlere kadar pek çok konunun masaya yatırılacağı zirve öncesinde, Türkiye’nin bu ittifaktaki yerini ve ulus devletlerin geleceğini Vatan Partisi Öncü Kadın Genel Başkanı Nuriye Kadan ile konuştuk. Kadan, Türkiye’nin milli güvenliğinin tek çözümünün Rusya, Çin ve İran ile kurulacak Avrasya ittifakı (TRÇİ) olduğunu belirtti.
GLADYO EYLEMLERİ
- Türkiye için NATO güvenlik şemsiyesi mi yoksa bir tehdit mi? Ulus devletler ve NATO ilişkisi nedir?
NATO’nun yalnızca bir savunma örgütü olduğunu düşünmek büyük bir yanılsamadır. Ekonomimizden, siyasi yaşamımıza, eğitimimizden tüm kamu kurumlarımıza, kültür ve sanatımızdan tüm sistemlerimize, silahlı kuvvetlerimizin, istihbaratımızın yapılanmasına kadar her şeyimizi düzenleyen bu örgütün kısaca tanımı ve anlamı, ABD’nin ideolojik ve siyasi hegemonya aracı olduğudur.
NATO FETÖ’dür, NATO PKK’ya verilen silahlardır. NATO’nun temsil ettiği güvenlik anlayışı, ulusların özgürlüğünü değil kutsal sermaye şirketlerinin çıkarlarını koruyan bir düzeni kurmak ve devam ettirmektir. Orta Doğu’da yıllardır süren savaşların, işgallerin ve çatışmaların yarattığı yıkımın arkasında sömürgeci politikalar, küresel güç mücadelesi vardır. Bölge halkları, savaşların, ambargoların, müdahalelerin ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalmışlardır.
Türkiye’de NATO bağlantılı “Gladyo / Kontrgerilla” denilen yapının siciline baktığımızda güvenlik şemsiyesi değil tehdit olduğu çok açıktır. NATO üyeliği ile birlikte Türkiye’de Gladyo yapılanması ortaya çıktı. Türkiye için dönüm noktası sayılabilecek birçok olayda kritik kurumlara sızan Gladyo’nun parmak izini görmek mümkün. Gazi Mahallesi olayları, Kahramanmaraş, Sivas, Başbağlar katliamları, Uğur Mumcu olmak üzere pek çok aydınımıza yönelik suikast ve cinayetler, 12 Eylül 1980 darbesi, Hrant Dink cinayeti, Ergenekon-Balyoz dava kumpasları, 15 Temmuz darbe girişimi gibi pek çok faili meçhul cinayetler başta olmak üzere, NATO’nun kanlı sicili oldukça kabarıktır.
EN BÜYÜK TEHDİT
Operasyonlar, suikast, toplumsal kışkırtma, kimi zaman terör eylemleri olarak kendini gösterdi. Olaylarda kullanılan örgütler farklı olsa da hepsinin kumanda merkezi, NATO gladyosuydu. Dolayısıyla, Türkiye’nin güvenliğine yönelik en büyük tehdit NATO’dur. NATO’nun ve ABD’nin bölgedeki askeri tatbikatlarda, Türkiye’yi doğrudan hedef alması ve Türkiye’ye namluların çevrili olması bunun en açık örneğidir. Türkiye’deki askeri müdahalelerin, darbelerin, suikastların, cinayetlerin arkasında bulunan NATO; Türkiye’yi içten dizaynı Gladyo denilen yapılanma ile gerçekleştirdiğinden NATO’dan hiç vakit kaybetmeden çıkılması gerekir.
TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİ AVRASYA İTTİFAKINDA
NATO, savunma örgütü olmaktan ziyade Türkiye’yi kontrol altında tutan ve iç tehditler, terör ve darbe girişimleri organize eden bir yapıdır. Türkiye’nin güvenliği Batı-Atlantik ittifakında olmayıp Rusya, Çin ve İran ile kurulacak Avrasya ittifakındadır. Türkiye’nin üreten ve bağımsız bir ülke olabilmesinin önünde en büyük engel, NATO üyeliğidir.
NATO’dan kurtulan Türkiye, iç cephesini de birleştirir, sağlamlaştırır, NATO’dan ayrılmak, yükselen Asya’da yer almamızı sağlar. NATO’dan çıkmak aynı zamanda milli güvenlik meselesidir. Atlantik sistemin sonuna geldiği, NATO’nun dağıldığı koşullarda Türkiye’nin ABD-İsrail tuzağına düşmeyerek yükselen Asya uygarlığında öncü konumlarda yer alarak TRÇİ (Türkiye, Rusya, Çin, İran) İttifakı biricik çözümdür. İran, ABD hegemonyasına karşı, NATO gibi zincirleri olmadığı için zafer kazandı. Daha büyük bedeller ödemememiz için zincirlerimiz olmamalıdır. Beyin ölümü gerçekleşen, kağıttan kaplan olan bu örgütün 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak zirve ölümünün gerçekleşeceği bir zirve olacaktır.
TRUMP’IN AÇIKLAMALARI
- Trump neden Türk Silahlı Kuvvetleri’ni övdü?
Türkiye, 1952 yılında NATO’ya üye oldu. Kurulduğundan bu yana 36 zirve yapıldı. Bu zirvelerden, Türkiye’de 2004 yılında İstanbul’da yapılan ve yakında 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak olan zirvelerin önemi büyüktür. Türkiye, jeostratejik konumu (Karadeniz, Orta Doğu, Kafkasya ve Avrupa’nın kesişiminde bulunması) nedeniyle NATO’nun güvenlik gündeminde önemli bir yere sahiptir. Bu zirvede, Ukrayna savaşı, Rusya’ya karşı caydırıcılık, Avrupa güvenliği, savunma harcamaları, Ukrayna’ya desteğin devamı ve NATO’nun gelecekteki yönü gibi kritik konuların ele alınması beklenmektedir.
Trump’ın NATO Zirvesi öncesinde, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında olumlu ifadeler kullanmasının arkasında tek bir neden değil birden fazla stratejik etken bulunmakta. Trump’ın Türkiye’ye yönelik olumlu mesajları, zirvenin gerginlik yerine iş birliği atmosferinde geçmesinin ve birlik görüntüsü verme isteğinin bir yansımasıdır. Bu zirve, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki gerilim ve savunma harcamalarının artırılması gibi kritik başlıkların gölgesinde yapılıyor. Yanı sıra Türkiye’nin Karadeniz, Ukrayna, Suriye, İran ve enerji güvenliği gibi alanlarda NATO ve ABD açısından önemli bir aktör olması, Trump’ın Türkiye ile yakın diyalog kurmayı bu nedenle de önemsemesine neden olmaktadır. Ancak, birkaç güzel övgü dolu sözlere, sırtımızı sıvazlamalarına kanmamalıyız. Niyetler çok açık ve nettir.
NATO, ULUS DEVLETLERİ YENİDEN YAPILANDIRIYOR
- Ulus devletler ve NATO ilişkisi nedir?
Ulus devletlerin, ABD ve NATO gibi yapılar aracılığıyla çok uluslu şirketler lehine yeniden şekillendirildiği iddiası, temelde üç ana eksende şekilleniyor:
Küreselleşmeyle birlikte, ulus devletlerin mutlak egemenlik yetkileri aşınmakta, karar alma süreçleri, uluslararası kuruluşlar ve çok uluslu şirketlerle paylaşılır hale gelmektedir. Hatta çok uluslu şirketlerin gücü, ulus devletlerle kıyaslanır duruma gelmiş, egemenlik alanlarını önemli ölçüde sınırlamaktadır.
NATO’nun savunma sanayi ile olan iç içe geçmiş ilişkisi sonucunda, NATO ülkelerinin artan savunma harcamaları, çok uluslu devasa savunma şirketlerine doğrudan kaynak aktarımı anlamına gelmekte ve bu harcamalar, bu şirketlerin hisselerini yükselterek, kârlarını artırarak onlara doğrudan ekonomik çıkar sağlamaktadır. Bu ilişki, NATO’yu sadece askeri bir ittifak olmaktan çıkarıp, küresel sermayenin çıkarlarını koruyan ve genişleten bir araç haline getirmektedir.
NATO, IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kurumlar, ulus devletler üzerinde vesayet kuran ve onları yeniden yapılandıran mekanizmalardır. Bu kurumlar aracılığıyla dayatılan politikalar, çok uluslu şirketlerin önünü açmakta, ulus devletleri ekonomik olarak zayıflatmaktadır.
‘En büyük bedeli kadınlar ödedi’
Nuriye Kadan: “Ulus devletlerin yönetimini kendi çıkarları doğrultusunda belirlemek, yön vermek isteyen bir yapının, müdahalelerle toplumsal kışkırtmalar, suikastlar, iç karışıklıklar, savaşlar çıkararak kadınların yerinden edilmesine, sistematik şiddet ve cinsel saldırı gibi savaşın en ağır sonuçlarıyla yüzleşmesine neden olmaktadır. Bu da acıyı, yoksulluğu, kadının haklarına kavuşamamasını beraberinde getirmektedir. Örneğin Yugoslavya'da sağlık, eğitim gibi altyapıların hedef alınması, kadınlar ve çocuklar için yıkıcı olmuş; radyoaktif ve kimyasal maddelerin kullanımı kadınların üreme sağlığını tehdit etmiştir.
Savunma harcamalarına ayrılan devasa kaynaklar, kadınların yaşam koşullarını iyileştirecek sosyal harcamalardan çalınmaktadır. Örneğin Türkiye'de kadınlara ayrılan günlük kaynak 51 kuruşken, NATO zirvesine 10 milyar liraya yakın kaynak aktarılması eleştiri konusu olmuştur.
10 Temmuz 2024 tarihinde NATO müttefikleri, yeni NATO Kadın, Barış ve Güvenlik politikasını onaylamıştır. 2022 stratejik politikasına uygun olacak yeni politika; NATO’nun tüm temel görevlerinde ‘Kadın, Barış ve Güvenlik’ gündemini daha da desteklemesi için siyasi bir çerçeve ile toplumsal cinsiyet eşitliğini ana akımlaştırması kabul edilmiştir. Ayrıca toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve ‘Kadın, Barış, Güvenlik’ gündeminin sürdürülebilir barışın ayrılmaz bir parçası olduğunun, NATO’nun temel değerlerini ve önceliklerini yansıttığı belirtilmiştir. Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının NATO stratejik belgelerinde yer alması da kadın hakları açısından çok manidardır. Bu kavramın çok masum kadın-erkek eşitliği olmadığı bilinciyle, toplumları yönetmek için kılcal damarlarımıza kadar girip allayıp pullamaları ve bunu bir strateji olarak koymalarını görmezden gelmek kadın haklarına en büyük darbedir.”
Gençlik NATO’ya karşı en önde
Vatan Partisi Öncü Gençlik İzmir İl Başkan Yardımcısı Nazen Karasoy, NATO Zirvesi ile ilgili sorularımızı yanıtladı.
- NATO gençler için ne anlam ifade ediyor?
Günümüzde bazı gençlerin NATO’nun ülkemizi koruduğunu düşünmesinin temelleri, özellikle ABD’nin yarattığı psikolojik savaşlar, “özgürlükler ülkesi” olma hedefi ve sonsuz bir güce sahip oldukları yönündeki masallarla özdeşleştirilebilir. Ancak İran Savaşı sonrasında ABD’nin yaşadığı yenilgi, yıllardır sistemli olarak süregelen “Amerika gücü” propagandasını çürütmüştür. NATO’ya üye ülkeler arasında çıkan çıkar savaşları sonucunda Trump, NATO’yu “kâğıttan kaplan” olarak ilan etmiş, bunun üzerine Avrupa ülkeleri de ABD hegemonyasına karşı yükselen Avrasya cephesiyle ilişkiler kurulmasının gerekliliğini dile getirmiştir. Bu hadiseler, gençliğin NATO’ya karşı bakış açısını sorgulatmıştır.
Üye ülkeleri koruma hedefinde olduğunu söyleyen NATO, aynı zamanda Türkiye'yi KKTC'de ve Suriye'de işgalci ilan edip, GKRY bölgesinde Fransız donanmasının, üslerinin ve Amerikan askerinin varlığının şart olduğunu açıklamıştır. Kurucu önderimiz, büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk'ün ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafları üzerinde atış talimi yaptıran, Nemesis Tatbikatı ile Türkiye'ye karşı Doğu Akdeniz üzerinden namlular doğrultan NATO, bizim için bir koruma şemsiyesi değil, aksine düşmanımızdır.
Uğur Mumcuları, Bahriye Üçokları ve nice aydınımızı katleden, ülke içerisinde Gladyo-Kontrgerilla yapılanmasına zemin hazırlayan NATO, Türkiye'nin bağımsızlığına ve yükselen Avrasya'da yerini almasına engel olmaktadır.
TÜRKİYE’NİN ÖNÜNÜ KESİYOR
ABD'nin ülkemizde, özellikle gençleri etkileyen neoliberal politikaları; çıkarcılığı, kısa yoldan para kazanmayı ve bireyselciliği dayatıyor. Emperyalist ABD'nin kontrolündeki politikalara sahip olan bu terör örgütü, Kemalist Devrim'in tamamlanmasını ve çok kutuplu dünya sürecinde önemli roller alacak Türkiye'nin önünü kesmektedir.
AİLEYE SALDIRIYA BOYUN EĞİLMEMELİ
- Genç kadınlar, ABD’nin NATO’su ile ülkelerinin söndürülmesine ve hegemonyasına karşı ne yapmalı?
İngiliz ve Fransız emperyalizmine karşı Kurtuluş Savaşı’nı başlatarak Asya Çağı devrimlerinin öncüsü olan Türkiye’de gençler ve kadınlar, başta Batı’dan ithal edilen cinsiyetsizliğe, çıkarcılığa ve LGBT+’ya karşı direnmelidir; Emperyalizmin tehlikeli gördüğü millet kavramının en küçük birimi olan aile kurumuna yönelttiği saldırılara boyun eğmemelidir.
- Ulus ve millî devletler, çok uluslu şirketlerin lehine yeniden şekillendiriliyor mu?
Küresel sermayenin girdiği çıkmazı artık verilerde görüyoruz. Şanghay ve BRICS iş birlikleri, emperyalist ABD'nin yıllardır hegemonya yaratma aracı olan dolar saltanatının çöküşünü kaçınılmaz kılıyor. Artık ABD, dolar hegemonyasıyla dünya ekonomisindeki gücünü elinde tutamıyor. Emperyalizme evrilmesi sonucu çıkmaza girmeye başlayan kapitalist sistem, ekonomide yarattığı küreselleşme ve tekelleşmelerle yokuşa sürüklenmiştir. Artık petrol rezervleri ve değerli madenler üzerinden yapılan ticaretlerin büyük çoğunluğu bu hegemonya altında değil millî devletlerin kendi para birimleri üzerinden yapılır hâle gelmiştir.
TÜRKİYE, İNSANLIK CEPHESİNDE YERİNİ ALMALI
- Bugün hükümetin aldığı tutumun anlamı nedir? Trump'ın sözleri ne ifade ediyor? NATO neden Türkiye'de toplanıyor?
NATO tarafından ülkemize yöneltilen tehditlere karşı şu andaki hükümetin, NATO'dan Batı Asya coğrafyasında yeni roller beklemesi büyük bir yanlıştır. Özellikle 15 Temmuz darbesinde, yakıt ikmal merkezi olarak NATO'nun İncirlik Üssü kullanılmıştır. On yıl önce TSK'dan FETÖ terör örgütüne mensup olup tasfiye edilen insanlar için "Bizim çocuklar" açıklaması yapan NATO, günümüzde de aynıdır.
Yine, İran Savaşı'nda, NATO içerisindeki ülkelerin yaşadığı kırılmalara yakından tanık olduk. Ülkemize ve Körfez ülkelerine karşı İran saldırısı süsü verilerek düzenlenen sahte bayrak operasyonları, İran Savaşı'nda kendi müttefikleri tarafından bile destek alamayan Amerika'nın yanına ülkeleri çekmek için düzenlendi. Bu koşullarda Türkiye Hükûmeti, dostuna ve düşmanına karşı gereken tavrı göstermelidir.
Değişen dünya düzeni ve yükselen Avrasya'nın yarattığı koşullarda NATO çaresizdir ve ayakta kalamayacaktır. Türkiye, değişen dünya koşullarına uygun olarak insanlık cephesinde yerini almalıdır.
GENÇLİĞİN GÖREVİ
- Vatan Partisi Öncü Gençlik’in programı nedir?
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi’nde seslendiği Türk Devrimi'nin devamını sağlayacak kadroları yaratan Vatan Partisi'nin Öncü Gençlik üyeleri, değişen dünya koşulları karşısında daima emperyalizme karşı ülkesinin çıkarları doğrultusunda hareket edecektir. Bu coğrafyada millî bir kimlik yaratan Kemalist Devrim'in ufkunu hedeflemiştir. Kemalist Devrim kadrolarının tanımladığı pratik maddecilik anlayışının özündeki diyalektik düşünme kuramlarıyla, günümüz şartlarının gerektirdiği vatan savunmasında en ön cephede olacaktır. Ülkemize korunma sağlama maskesiyle Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Akdeniz'de namlularını diken NATO ve emperyalist devletlere karşı menzildedir. Türkiye’nin ufkunda olan Üreticilerin Milli Hükümetinde alacağı görevlerin bilincindedir, hazırdır. Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakının jeopolitik ve tarihsel olarak kaçınılmaz olduğunu bilir.
Gençlik Atlantik prangalarını kırıyor
TGB İstanbul İl Başkanı İrem Vatandaş, NATO Zirvesi’yle ilgili Aydınlık’a şu açıklamayı yaptı:
Tarihin kırılma noktalarından birine tanıklık ediyoruz. Ankara, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşecek olan 36. NATO Zirvesi öncesinde adeta görünmez bir abluka, bir egemenlik gösterisi altına alınmış durumda. Sokaklarda alınan olağanüstü önlemler, binlerce güvenlik personelinin seferber edilmesi ve şehrin adeta kuşatılmış bir kaleye dönüştürülmesi basit güvenlik tedbirleri değildir. Bu manzara, Ankara’nın yani Millî Mücadele’nin kalbinin, Atlantik emperyalizminin gövde gösterisiyle muhasara altına alınmasının somut bir resmidir. Sormamız gerekir: Kendi topraklarımızda kimden, neyi koruyoruz? Bu zirvenin Türkiye’de toplanması, ülkemizin bağımsız bir iradeye sahip olduğu yanılsamasını yaratmak için tasarlanmış bir halkla ilişkiler çalışmasından ibarettir. Gerçekte yapılan, Türkiye’yi kendi jeopolitik sınırlarında sıkıştırmak, Atlantik’in cephe ülkesi pozisyonunda tutmaya devam etmektir.
Yıllardır bizlere güvenlik şemsiyesi olarak pazarlanan NATO, Türk gençliğinin zihninde ve bu toprakların hafızasında güvenlikle değil yaşattığı derin acılarla yer etmiştir. NATO, 1952’den bu yana Türkiye’ye barış değil darbeler, faili meçhul cinayetler, kardeş kavgası ve ekonomik bağımlılık getirmiştir. Süper NATO’nun, yani kontrgerillanın tertipleriyle bu ülkenin en dinamik, en vatansever gençleri zindanlara atılmış; idam sehpalarına gönderilmiştir. Bugün ABD’nin dümeninde olduğu bu savaş aygıtının içinde kalarak gençliğin geleceğini kurtarmak bir yana o geleceği tamamen karanlığa gömeriz. Gençlerin işsizlikle, umutsuzlukla karşı karşıya kalmasının arkasında, Türkiye’nin üretim ekonomisinden koparılıp Atlantik’in dayattığı borçlanma ekonomisine mahkûm edilmesi yatmaktadır.
Bu hegemonyanın en çirkin yüzü ise uluslararası diplomaside takınılan üslupta gizlidir. Donald Trump’ın ve ABD devlet aklının Türkiye’ye ve Türk milletine karşı kullandığı tepeden bakan, tehditkâr ve aşağılayıcı dil, aslında bir şahsın değil emperyalist sistemin Türkiye’ye bakışının yansımasıdır. ABD’nin ve başkanlarının NATO’ya bu denli müdahil olması, bu yapının kolektif bir savunma örgütü değil Pentagon’un ve çok uluslu şirketlerin çıkarlarını koruyan silahlı bir taşeron olduğunun en net kanıtıdır. Bugün dünyada ulus devletler; sınırları, ekonomileri ve egemenlikleri hiçe sayılarak Atlantik ve NATO eliyle küresel tekellerin lehine yeniden şekillendirilmek isteniyor. Suriye’de, Irak’ta, Doğu Akdeniz’de kurulan tezgahlar, ulus devletimizi tasfiye etme çabasıdır.
Bu kuşatmaya karşı en dik, en kararlı duruşu sergilemesi gerekenler ise şüphesiz genç kadınlarımız ve vatansever gençliğimizdir. Kadın haklarının, özgürlüğün ve aydınlanmanın yegane teminatı, tam bağımsız bir milli devlettir. ABD hegemonyasının, ülkeleri ateşe veren ve toplumsal dokuyu çürüten kültür emperyalizmine karşı genç kadınlar cumhuriyet devriminin mevzilerini savunmalıdır. Evlerimizin söndürülmesine, geleceğimizin çalınmasına karşı tek çare örgütlü mücadeledir.
İşte tam bu noktada, Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi bugünün en büyük rehberi ve eylem kılavuzudur. Atatürk’ün “İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır” sözü, tam da bugünkü NATO zirvesini, içerideki işbirlikçileri ve dışarıdaki Atlantik tehdidini tarif etmektedir. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş olsa bile, Türk gençliğinin vazifesi Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. TGB, tam da bu hitabeden aldığı yetkiyle hareket etmektedir. TGB’nin programı nettir: NATO’dan çıkılması, İncirlik ve Kürecik üslerine el konulması, komşularla iş birliği içinde üreten ve birleşen bir Türkiye’nin kurulmasıdır. TGB, gençliği emperyalizmin kuyruğuna takılmaktan koruyan, millî ve devrimci dalganın öncüsüdür.
Son olarak Türk gençliğine mesajımız şudur: Karamsarlığa yer yok. Atlantik çağı bitiyor, Asya’dan yeni ve insancıl bir dünya yükseliyor. Türkiye; Atatürk rotasına girerek, tam bağımsızlığını kazanarak bu kuşatmayı yaracaktır. Türk gençliği, muhtaç olduğu kudretin damarlarındaki asil kanda mevcut olduğunu bilerek ayağa kalkmalı, bağımsız ve aydınlık Türkiye’yi el birliğiyle inşa etmelidir. Gözümüz aydınlıkta, başımız dik, mücadelemiz zaferle taçlanacaktır!


