Ankara’da dört bisli gece: Tataristan Orkestrası Ankara’yı fethetti
40. Uluslararası Ankara Müzik Festivali kapsamında, Tataristan Cumhuriyeti Devlet Akademik Senfoni Orkestrası’nın konseri gerçekleşti. Konser, dinleyicilerden büyük ilgi gördü.
Orkestrayı Şef Alexander Sladkovsky yönetti. Sladkovsky, Aydınlık’a yaptığı açıklamada, “Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası sahnesinde ilk kez sahne alıyoruz ve bu bizim için çok önemli ve onur verici. Elbette Türkiye’de farklı şehirlerde de konserler vermek isteriz. Özellikle Aspendos gibi ünlü antik mekânlarda sahne almak büyük bir hayalim.” dedi.
Ayrıca Moskova’daki yoğun kar yağışı nedeniyle birçok uçuşun iptal edildiğini, ancak orkestranın tüm zorluklara rağmen Ankara’ya ulaşmayı başardığını kaydeden Sladkovsky, programda Türk besteci Ferit Tüzün’ün “Hoca Nasreddin” adlı eseri, Béla Bartók’un 3. Piyano Konçertosu (18 yaşındaki genç Türk piyanist Can Saraç’ın yorumuyla) ve Pyotr İlyiç Çaykovski’nin 2. Senfonisinin yer aldığını belirtti.
Konserin ardından dinleyicilerin yoğun ilgisi üzerine orkestra dört kez bis yaptı. Bu bölümde Çaykovski’nin “Kuğu Gölü” balesinden “İspanyol Dansı”, Ostrovski’nin “Kar Kızı” için yazılan müzikten “Skomorohların Dansı”, Radik Salimov’un “Atlı Hikâye”si ve Aleksandr Çaykovski’nin “Tamerlan’ın Kampı” eserleri seslendirildi.
Sanatçılar konser sonrası, “Türk dinleyicilerin gösterdiği ilgi beklentilerimizin ötesindeydi. Bu bizim için son derece memnuniyet vericiydi.” ifadelerini kullandı.
Konserin solisti, genç Türk piyanist Can Saraç oldu. Bartók’un 3. Piyano Konçertosu’nu seslendiren sanatçı, bis olarak Skrjabin’in 12. Etüdü’nü çaldı. Genç yaşına rağmen sahnedeki özgüveniyle dikkat çeken Saraç, “Sahnede kendimi rahat hissediyorum. Elbette heyecan var ama korku yok.” ifadelerini kullandı. Saraç, özellikle Rus bestecilere duyduğu ilgiyi vurguladı.

Orkestranın başkemancısı Alina Yakonina ise salonun akustiğine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Her şey çok net duyuluyor, bu gerçekten çok keyifli; her salon böyle bir deneyim sunmaz. Ayrıca mekânın mimarisinden ve programdaki eserlerin karakterinden etkilendim.”
Alina Yakonina, programdaki eserlerden özellikle “Hoca Nasreddin” üzerine konuşarak, “Bu eser adeta bir müzikal masal gibi. Birinci keman partisi teknik olarak aşırı zor değil, asıl önemli olan karakteri ve renkleri verebilmek.” dedi. Doğu müziğine yakınlık hissettiğini de belirten sanatçı, “Kökenlerimde farklı kültürlerin izleri var, bu yüzden bu tür eserlerle çalışmak bana çok doğal geliyor.” diye konuştu.
Ankara’da geçirdikleri kısa süreye rağmen şehre dair izlenimlerini de paylaşan orkestranın başkemancısı Alina Yakonina, “Ankara’yı çok az gezebildik ama şehirden çok etkilendik. Tesadüfen yerel bir kafeye girdik, porsiyonlar çok büyüktü ve her şey inanılmaz lezzetliydi. Büyük bir camiyi de ziyaret ettik, gerçekten çok güzeldi. Buraya tekrar gelmek, bu harika dinleyici için yeniden sahneye çıkmak ve şehri daha iyi keşfetmek isterim.” dedi.
Can Saraç ayrıca Rus Müziği Müzesi’ni ziyaret etti; burada piyano çaldı, ziyaretçi defterine not bıraktı ve daha önce müzeye el izini bırakan piyanist Nikolay Lugansky ile kendi el izini karşılaştırdı.