Arkadaşları Cüneyt Akalın’ı anlattı: Öncü parti içinde ‘ak alın’ oldu
Ankara Siyasal’da Aydınlıkçı oldu, 1969’da TİİKP kurulur kurulmaz da partili. O günden dün son nefesini verdiği ana kadar partili, devrimci mücadelesine devam etti. Vatan Partisi MKK Üyesi Cüneyt Akalın akademide de fark yarattı, öğrencilerinin kalbine taht kurdu
Hayatını Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesine adayan, Vatan Partisi MKK üyesi, Prof. Dr. Cüneyt Akalın'ı kaybettik. Bir süredir kanser tedavisi gören Cüneyt Akalın dün sabah 80 yaşında hayata gözlerini yumdu. Son anına kadar devrimci mücadelesini sürdürdü. Ölümü soğukkanlılıkla karşıladı, dostlarıyla vedalaştı. Kütüphanesini de Parti’ye emanet etti.
Cüneyt Akalın, örnek bir akademisyendi. 1969’dan bu yana bugünkü ismiyle Vatan Partisi’nde örgütlüydü. Marmara Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Akalın yüzlerce öğrencisine gazetecilik mesleğini öğretti. Ama hepsinden öte vicdanlı gazeteciler olmayı… Akademide çok sevildi. Öğrencilerin derslerini kaçırmadığı hatta dersliği doldurduğu bir isimdi.

1945 doğumlu Cüneyt Akalın, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1969'da mezun oldu. İstanbul'da gazeteciliğe başladı. Marmara’dan önce Galatasaray Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yaptı. Marmara Üniversitesi İletişim ve Güzel Sanatlar Fakültelerinde dersler verdikten sonra 2012 yılında emekli oldu. 10 yıl da Arel Üniversitesinde dersler verdi. Aydınlık Gazetesi’nde köşe yazdı, Ulusal Kanal ekranlarının ilgiyle takip edilen yüzlerinden biriydi. “ABD ve Türkiye-1 Soğuk Savaş”, “ABD-Türkiye-2 Yumuşama Yılları”, “Atatürk-Mac Arthur Görüşmesinin İçyüzü”, “27 Mayıs Bir Devrimdir”, “Düşler ve Gerçekler” kitapları Kaynak Yayınları’nda yayımlandı.

‘AKILLI; BİRİKİMLİ, YARATICI’
Vatan Partisi MKK Üyesi Ferit İlsever, gençlik yıllarından beri tanıdığı Akalın’ı anlattı. “Neredeyse yarım yüzyıl süren dostluğumuz, arkadaşlığımız, kardeşliğimiz vardır. Aramızdan ayrılışının derin üzüntüsü içindeyim. Başta değerli eşi Lale Akalın’a, ailesine, yakınlarına, tüm partimize başsağlığı dilerim.
“Kendisini akıllı, birikimli, yaratıcı, düşündüğünü söylemekten çekinmeyen özellikleriyle tanıyorum. Onunla ilgili şu gerçeğin altını çizmek isterim; Onun gibi aydın ve birikimli insanları ‘ak alın’ yapan tek gerçek yukarıda saydığım kişisel özelliklerini, örgütlü, disiplinli, öncü parti gerçeğiyle birleştirmesidir. Sosyalist olmak, bilimsel sosyalizme inanmak çok önemli ama yetmiyor. Bu özellikler öncü ve örgütlü parti zemininde, mücadele içinde güçleniyor. Türkiye’ye ve halkımıza hizmet ediyor, böylece ‘ak alın’ oluyorsunuz. Kolektif çalışma yapıyoruz. Binlerce üyemizin ve tabii hayatımızı birleştiğimiz, önderlik ettiğimiz yüzbinlerce emekçinin ve aydının tecrübe ve birikimlerini de böylece bilincimizle buluşturuyoruz. Toprağa vereceğimiz Cüneyt arkadaşımızın bize bıraktığı en değerli miras budur.”

‘GAZETE BALYALARINI OMZUNDA TAŞIDI’
Görev Vakfı Başkanı Erkan Önsel, Akalın’ı şu sözlerle anlattı: “Devrimci hareketin ilk zamanlarından bugüne kadar örgütlü, partili hayat içindeydi. 68’in içinden geldi. Bilim insanı, akademisyen özelliği ön plandaydı. Marmara Üniversitesi öğrencilerinin sevdiği bir hocaydı.
“Ankara’dan İstanbul’a gelen İşçi Köylü gazetesinin İstanbul ofisinde gazete balyalarını Doğu Perinçek’le omzunda taşıdı.
‘ZOR GÜNLERİN İNSANIYDI’
“Fikir hayatımıza önemli katkılar yaptı. 27 Mayıs Devriminin kitaplarını yazdı. Nehru’yu yazdı. Ulusal Kanal’da önemli programlar yaptı. Teori Dergimizin seçkin yazarlarındandı. 68’liler Vakfının önder yöneticilerindendi. Sevgi dolu, alçakgönüllü, verici gülümsemesiyle ünlü, umut veren değerli kardeşimiz yoldaşımızdı. Zor günlerin insanıydı. Eşi Lale hanıma ailesine çalışma arkadaşlarına ve Partimize başsağlığı diliyorum. Seni unutmayacağız. Can kardeşim.”
BÖLÜNMELERDE SAFINI GÖSTERDİ
Vatan Partisi yöneticisi Daşar Karadağ, Cüneyt Akalın’ı 1968 yılından beri tanıdığını belirterek şöyle devam etti: “Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde asistandı AYDINLIK Sosyalist dergisinin çıkışından itibaren Milli Demokratik Devrim-Sosyalist Devrim tartışmaları sürecinde MDD saflarında yerini almıştı. İşçi Köylü gazetesinin çıkışında ve gazetenin satış ve yayılması çalışmalarında yer almıştı. 1969 yılında Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi kurulunca partiye üye olmuş ve hayatını sonuna kadar Vatan Partisi üyesi olarak mücadele etmiştir. Sol içindeki bölünmelerde tutumu daima bilimsel sosyalizm saflarında yer almış, Parti bölücülerine karşı tavır almıştır. Partinin liderliğine tabi olmuştur. Partide çeşitli kademelerde görevler almış, bir süre de Partinin dış ilişkiler başkanlığını üstlenmiştir. İki çizgi mücadelesinde bazı görüş farklılıkları olmasına karşın Doğu Perinçek’in başını çektiği devrimci hatta karar kılmıştır. Partide profesyonel görevler yürütmüş, çeşitli üniversitelerde öğretim üyeliği yapmıştır. Partinin İstanbul İl Örgütü ve dış ilişkiler bölümünde beraber çalışmıştık.

‘PARTİ ADABINA HEP SADIKTI’
“Yumuşak başlı, insancıl, iyiliksever, fedakar yanlarını tanıma fırsatım olmuştu. Ergenekon tutuklamaları sırasında korkup uzaklaşan insanlar içinde yer almadı. Hatta bazılarının kabul etmediği Kaynak Yayınları sahipliğini üslendi, yayın hayatına katkıda bulundu. Vatan Partisi’nin teorisini, siyasetlerini ve liderliğini esas olarak savunmuştur. Değişik fikirlerini ifade ederken Parti adabına sadık kalmayı da gözetebilmiştir.
“Cüneyt Akalın’ı yedi ateşten geçmişlerin içine koymak doğru olacaktır. Üniversite görevleri sırasında öğrencileriyle iyi ilişki kurmaya önem vermiş, öğrencilerinin Partiyi tanımalarına katkıda bulunmuş, bir kısmının da Vatan Partisi üyesi olmasını sağlamıştır.
“Aklının bir kenarında Partisi olan, devrim mücadelesinde yer alan, ‘koca bir çınardı diyeceğimiz’ bir yoldaştı.”
‘ÖNEMLİ BİR DEĞERİMİZ VE BİRİKİMİMİZDİ’
Teori Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Kuntay Gücüm de Türkiye’de sosyalizmin kitleselleştiği 1960’lar sonunda sosyalizmle tanışmış, devrimci harekete katılmış. Hayatının son gününe kadar Aydınlıkçıydı. Son 55 yılın tüm süreçlerini yaşamış; tüm mücadelelerine ve teorik tartışmalarına bir devrimci ve bilim adamı olarak katılmıştı. Türkiye'nin, Teori dergisinin ve Vatan Partisi’nin önemli bir değeri ve birikimiydi . Tanımış ve aynı saflarda bulunmuş olmaktan gurur duyuyorum.

Dersi ayakta dinlenen hoca
Ulusal Kanal Dış Haberler Şefi Kıvanç Özdal, Cüneyt Hocanın öğrencisiydi. Özdal, akademideki Cüneyt Akalın’ı şöyle anlatıyor:
“Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin Nişantaşı’ndaki binası 2001’de depreme karşı güçlendirilmek için boşaltıldı. Birkaç yıl bahçedeki prefabrik binada dersler yapıldı. O dönemde devam mecburiyeti de olmadığından öğrenciler derslere pek ilgi göstermezdi. Genelde öğrenciler medya ve dizi sektöründe çalışır, sınav dönemi işlerinden izin alıp vize ve finallere girerlerdi. İşte böyle bir ortamda üniversitedeki ilk yılımızda siyaset bilimi dersine girdik. Dersi Cüneyt Akalın veriyordu. Hoca sınıfa girmeden az önce tüm sıralar dolmuş, sıraların arasındaki koridorlarda yer kalmamış, belki yüz kişilik sınıfa iki katı kadar öğrenci sığmıştı. Cüneyt Hoca gür sesiyle ders anlatırken sınıfta çıt çıkmıyordu. O yıl ve ertesi yıllarda Cüneyt Hoca’nın dersleri hep böyle geçti. Başka türlüsüne şahit olmadık.
SAVAŞ KARŞITLARINA GEÇİT VERMEDİ
“Yıl 2003. ABD Irak’a saldıracak. Dünyada savaş karşıtı bir rüzgar esiyor. Marmara İletişim de payına düşeni almış. Kantinde, bahçede duvarları afişler kaplamış. Gençler, ‘Savaşa Hayır’ diyor. Cüneyt Hoca sınıfa girdi. Duvarlardaki afişleri sordu. ‘Savaş mı var?’, ‘Hangi savaş?’, ‘Kim kime saldırmış?’ gibi gündemden uzak sorular sordu. Sonra Cüneyt Hoca, haklı savaş ile haksız savaş arasındaki farkı anlatmaya başladı. Kurtuluş Savaşımızı örnek verdi. ‘Mustafa Kemal haksız mıydı?’ diye sordu. O zaman Saddam Hüseyin’in savaşmasına neden karşıydık?
“Cüneyt Hoca o ders sorduğu sorularla zihnimizi açıyordu. Soruları o soruyordu, cevapları bize bırakıyordu. O gün ikna olmuştuk. Kötü olan savaşlar değildi, emperyalistlerdi. Savaşmak bir hak idi. ABD emperyalizmine karşı savaşan Iraklıların yanındaydık. Artık zihinlerimiz duvarlardaki afişler gibi ortada bir yer değildi. Mevzideydik.
DOLMABAHÇE’YE AKAN SELDE VE SİLİVRİ’DE
“Üniversiteden mezun olduk. Sektörde çalışmaya başladık. Cüneyt Akalın ile irtibatımız kalmamıştı. Aydınlık Gazetesi günlük olarak çıkmaya başlamıştı. Meşhur 19 Mayıs 2012 yürüyüşü yapıldı. Hoca'yla İstiklal Caddesi’nin ortasında karşılaştım. Skolyoz hastası olduğundan baston kullanıyordu. Yürürken biraz aksıyordu. Hâl hatır sordu. Parti'ye davet etti. Yüz bini aşkın insan o gün Taksim’den Dolmabahçe’ye aktı. Cüneyt Akalın da aksayan ayağına rağmen yarıda bırakmamış Dolmabahçe’ye kadar yürümüştü.
“Derken Hoca'yla bir sonraki karşılaşmamız İşçi Partisi üye katılım töreninde oldu. ‘Burada ne işin var?’ dedi. ‘Siz çağırdınız ya’ dedim. Gülüp sarıldı bana: ‘Evine hoş geldin.’ dedi.
“O günden sonra Hocamızla Ergenekon tertibinde Silivri’de gaz da yedik, birlikte farklı konularda canlı yayınlar da yaptık.
“Prof. Dr. Cüneyt Akalın ile birlikte Ulusal Kanal’da, Aydınlık Gazetesi’nde, Ulusal Strateji Merkezi’nde, Vatan Partisi’nde birlikte çalışma fırsatı bulduk.
“Kendisinden çok şey öğrendik, öğrenmeye de devam edeceğiz.”
Cüneyt Akalın’ı yarın İstanbul’da sonsuzluğa uğurlayacağız. (4 Ağustos Pazartesi) İstanbul’daki Karacaahmet Şakirin Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından, uğruna ömrünü adadığı vatanının toprağına emanet edeceğiz.