11 Mayıs 2026 Pazartesi
İstanbul 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Beyinbilimciden ‘yeni bir yaşam’ teorisi

Yapay zekâ günlük yaşama giderek daha çok dahil oldu, insan beyni de tartışılmaya hatta yapay zekâda ‘zihin oluşturulması’ konuşulmaya başlandı. Beyin cerrahı, beyinbilimci Prof. Dr. Türker Kılıç’ın çalışmaları ve analizi, o tartışmaları anlamamıza, yeni bir pencere açmamıza yardımcı olacak.

Beyinbilimciden ‘yeni bir yaşam’ teorisi
Z. RUHSAR ŞENOĞLU

1914’te yapılan bir çalışmada, Amerikan liselerindeki öğrencilere kendilerini farklı hissedip hissetmedikleri soruluyor. Öğrencilerin sadece yüzde 6’sı ‘Tabii ki ben benzersizim’ diyor. 2014’te aynı soru aynı yaş grubuna soruluyor, bu kez benzersiz olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 96.

Söz konusu araştırma bilgisini, beyin cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç, ‘Nasıl Daha İyi ve Güzel Bir Yaşam Kurarız? Beyinbilimin Yanıtı’ başlıklı kitabında aktarıyor. Kılıç, şöyle sürdürüyor:

“Sağlıksız bir orman, sağlıksız bir yaprak yetiştirir… Biz bugün ormanın yaprak için olduğu zannıyla yaşıyoruz… Bizim büyük yanılgımız bu. Halbuki bağlantısallık biliminin yaratacağı yeni kültürde, zihnimizi yaprağa değil, ormanın kendisine yaymamız gerekecek. Bu bilgiyi bize yeni bilim ve onun matematiği veriyor… Yeni bilim diyor ki her şeyin esası parça değil, parçaların birbiriyle olan bağlantı ağı.”

O bağlantı ağının en küçük parçası nöronlar.

Beyinbilimciden ‘yeni bir yaşam’ teorisi - Resim : 1

YENİ BİR YAŞAM MODELİ VE BUNA AİT MATEMATİK

Prof. Dr. Kılıç, “İnsanın önünde yeni bir yaşam modeli ve buna ait bir matematik var.” ifadesini kullanıyor. O matematik, ‘enformasyon matematiği’dir, ‘varoluş tözünün matematiği’dir.

Kılıç, 2014 yılında, Avrupa’da bilim insanlarının yürüttüğü ‘İnsan Beyin Projesi’ne dahil oluyor. Proje’nin temel sorusu ‘Beyin nasıl zihin oluşturur ve bunun matematiksel bir modellemesi yapılabilir mi?’ İlk defa bu projede 36 bin ‘fare amigdala’ nöronunun karar verme aşamasındaki video kaydı elde ediliyor.

Kılıç, “Bu, 36 bin nöronun nasıl bir bağlantısallık içerisinde karar verdiğine dair ilk kez matematik bir modelleme elde edilmişti…” diyor. Bu keşif, ‘nöronların bir bilgisayar sistemi tarzında çalıştığını’ doğruluyor. Ancak 2015’ten sonra anlaşılıyor ki insan beyni bilgisayar sistemi şeklinde çalışmıyor: Her nöron, her karar algoritması içerisinde, her seferinde 0 ile 1 arasındaki sonsuz alternatiften birini seçiyor, birine karar veriyor. Sonuç: Nöral ağ ister biyolojik ister yapay olsun, matematiksel nöronlardan oluşan bir ağdır.

Kılıç, “Nörobilimin bu yeni matematiğe ulaşması ve hatta onu üretmesi, yapay zekâyı da hızla geliştirdi.” diyor.

36 bin nöronun bağlantısallığı keşfedildi ancak geride 86 milyar nöron var… Ancak ‘İnsan Beyin Projesi’ feshedildi. Gerekçesi, “Var olan bilgisayar teknolojisinin insan beyninin modelini geliştirmekten uzak olduğu” saptamasıydı. Çalışmalar ayrı ayrı yürütülmeye başlandı.

YAŞAM ENFORMASYON SİSTEMİ Mİ?

Peki buradan nereye vardık? Kılıç, kitabında şu satırlara yer veriyor: “Enformasyon matematiğinin ortaya çıkışı, beynimizin bilgi işleyen bir sistem olmasının ötesinde, yaşamın kendisinin bir varoluş kodlamaları bütünü, en yetkin ya da en büyük insan beyninin, içinde geliştiği bir enformasyon ağı, varoluş kodlamalarının ortak bütünlüğü olduğu sezgisini de uyandırdı.” Böylece nörobilim sadece biyolojik kökenli ya da matematikten destek alan bir konu olmaktan çıkıyor. “Çünkü artık odak noktası insan beyni değil” diyor Kılıç, “Acaba yaşam da enformasyon işleyen sistem olarak modellenebilir mi?”

2014 yılında astrofizikçiler ‘Laniakea’ adını verdikleri, bütün evrenin bir bağlantısallık ağı içerisinde olduklarına dair yeni bir evren hipotezi ortaya attılar. Prof. Dr. Kılıç, kitabında “Şimdilik insan konnektomunun modellemesinden uzağız” diyor ve meyve sineği ve farenin konnektom modellemesinin tamamlandığını belirtiyor. Konnektomu da şöyle tanımlıyor: “Mesela Amazon nehrinin deltası, iklimin ve ormanların durumuna göre her ay değişir. İşte insan beyninde de bilgi, elektro kimyasal ırmaklar şeklinde akıyor. Bu elektro kimyasallar her an yeniden oluş içerisinde.” Kılıç, şöyle sürdürüyor:

EN YETKİNİ BEYİN DEĞİL

“Önceden en yetkin bilgi işleme sisteminin insan beyni olduğu düşünülüyordu. En yetkin bilgi işleme sistemi insan beyni değil, yaşamın kendisi aslında. Yaşamın kendisinin bir bilgi işleme bütünlüğü var. Bu, nöronla konnektom arasındaki ilişkiye benzer bir ilişki.” Her türlü bağlantısallık içeren sistemde, sistemin parçacıklarının içinde bulundukları ağa göre karar verdiklerini destekleyen bilimsel gelişmelere dikkat çeken Kılıç “İnsanın önünde yeni bir yaşam modeli ve buna ait bir matematik var” vurgusunu tekrarlıyor.

Bunun yeni bir bilim metodolojisinin başlangıcı olduğunu belirten Kılıç, bizim kendi benlik bütünlüğümüzü bir yaprak olarak düşünmemize zemin hazırlayan Newton- Descartes- Bacon biliminin sonu olduğunu savunuyor. Eski bilime göre ormanın esası yapraktır. “Oysa” diyor Kılıç, “Yeni bilim diyor ki her şeyin esası parça değil, parçaların birbirleriyle olan bağlantı ağı.” Ormanın bir bölümü yandığında orayı onaran, bu bilgi ağı!

Beyinbilimciden ‘yeni bir yaşam’ teorisi - Resim : 2

YAPRAKLAR TANRICIKLARA DÖNÜŞTÜ!

Peki buradan ‘yeni bir yaşam’ teorisine nasıl varıyoruz? Kitaptan özetleyerek aktaralım: Yaprak, Rönesans’ta anladı ki ne olduğunu bilmediği bir varlığın görüntüsü değil. Yeşilliği kutsallıktan değil klorofilden geliyordu. Ancak her yaprak, kutsanma ihtiyacı içindeki küçük tanrıcıklara dönüştü. “Bu yüzdendir ki insanlar, başkalarının yaşam boyu kazanamayacakları paraları Gucci’de bir alışverişe harcıyorlar” diyor Kılıç ve ekliyor: “Sen orman var olduğu sürece hayatını sürdürebilirsin, var olmak istiyorsan, ormanı da var etmek zorundasın.”

Prof. Dr. Kılıç, böylece ortaya çıkan yeni bilim metodolojisinin, bilim insanları arasında ayrışmaya yol açtığını anlatıyor kitabında. Böylece parası da biten ‘İnsan Beyni Projesi’ne son veriliyor.

Yapay zekâ günlük yaşama giderek daha çok dahil oldu, insan beyni de daha çok tartışılmaya hatta yapay zekâda ‘zihin oluşturulması’ konuşulmaya başlandı. Düşüncenin maddeden güçlü olduğu, bilginin, düşüncenin de enerjisi olduğu vargılarını benimsemek zor olsa da Prof. Dr. Türker Kılıç’ın çalışmaları ve analizi, o tartışmaları anlamamıza, yeni pencereler açmamıza yardımcı olacak nitelikte.

‘Yaşam, en büyük ortak zihin kümemiz!’

“Bilgi insanın yaşamı algılayışını değiştirir. Yaşam organize bir enformasyon, bir çeşit dildir.” diyor Kılıç ve kitabında şu satırlara yer veriyor:

“Bilimsel metodoloji bize rehberlik ettiği sürece yaşamla olan bağımızı artırabiliriz. Yaşam büyük ihtimalle en büyük ortak zihin kümemiz. Çünkü hepimiz hem bir enformasyon ağı içerisindeyiz hem bu enformasyon ağını oluşturuyoruz. Hepimizin zihninin ortak varlığı, içinde bulunduğumuz bilgi ağını, enformasyon sistemini oluşturuyor ve muhtemelen bunun adı, yaşamın kendisi… Yaşam aynı anda iç içe geçmiş birçok yaşamdan oluşur ve kendisini oluşturan alt birimlerin toplamından fazladır… İnorganik varlık evreni, organik varlık evrenini oluşturur ve buradan canlılık meydana gelir. Hücreleri bir araya getirdiğinizde bunlar organları oluşturuyor ama organlar artık ayrı bir zihin platformudur”

‘Düşünce inançtan ve maddeden güçlüdür!’

Prof. Dr. Türker Kılıç, bilimsel yöntemin, bilinmeze karşı bir tavır alma biçimi olduğunu, bilimsel yöntemin de evrim geçirdiğini belirtiyor. Bu konuda Kılıç’ın kitabından şu ifadeleri aktaralım:

“Günlük hayatta her seferinde, önünüze konulan kahvenin kahve mi başka bir şey mi olduğunu düşünmezsiniz (tümdengelim). Ama herhangi bir bilinmeze baktığımızda onunla ilgili bir önerme üretme ve bu önermeyi test etme ihtiyacı duyarız. Newton-Bacon-Descartes biliminin bize önerdiği budur. Tümevarım nasıl Reform’u, Rönesans’ı ve Aydınlanma dediğimiz, insan zihninin farklılaşması sürecini başlatacak kadar önemli bir dönüşüm yarattıysa, bugün, parçadan bağlantısallığa metodolojisi de yaşama yeni bir modellemeyle bakmamızı sağlayacaktır… Sonuçta düşünce inançtan ve maddeden güçlüdür. Bilginin enerjisi vardır, düşüncenin de enerjisi vardır.”

İNSAN ZEKASI DA ‘DOĞAL’ OLMAYABİLİR!

Kılıç, yukarıda özetlediğimiz vargıyı ‘Varoluşun Enformasyon Temeli’ diye adlandırıyor. Enformasyon sözcüğünün karşılığı da artık veri, bilgi, data sözcüklerinin ötesinde ‘Yaşamveri’dir. Zihin nasıl temelini beyinden alıyorsa bilinç de kökenini yaşamdan alıyor. Kılıç’a göre Yapay Zekaya da ‘Yaşamveri Zekası’ veya ‘Doğal Zekâ’ denilebilir. “Çünkü insan zekâsı da merkezinde zekâ olan anlayışta ‘doğal’ olmayabilir.”

Beyin