14 Ekim 2026 Çarşamba
İstanbul 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Bilimin dili mi puanın dili mi? Türkçeyi üniversiteden kim çekiyor?

Türkiye’de Türkçeyi bilim dili olmaktan çıkaran bir karar alınmadı. Üniversitelerin kapısına ‘Türkçe bilim yapılamaz!’ diye bir yazı da asılmadı. Buna rağmen akademinin bazı alanlarında Türkçe giderek geri çekiliyor. Bu çelişkinin nedeni nerede aranmalı? Belki de sorun yasaklarda değil, ödüllendirme

Bilimin dili mi puanın dili mi? Türkçeyi üniversiteden kim çekiyor?
PROF. DR. FEHMİ KATIRCIOĞLU

Bir akademisyene hangi dilde yazacağını doğrudan söylemenize gerek yoktur. Hangi derginin daha fazla puan getirdiğini, hangi indeksin akademik yükselmede daha değerli olduğunu, hangi kitabın daha yüksek puan aldığını belirlemeniz yeterlidir. Sistem zaman içinde akademisyene hangi davranışın “rasyonel” olduğunu öğretir. Böylece dil politikası, dil politikası olduğu açıkça söylenmeden kurulabilir.

BİLİMSEL DEĞER Mİ AKADEMİK PUAN MI

Bugünkü üniversite düzeninin temel sorunlarından biri burada ortaya çıkıyor. Bir çalışmanın bilimsel değeri ile kurumsal değerlendirme sistemindeki puanı birbirinden farklıdır. Fakat bu iki kategori zamanla ayımsızlaştırılabilir. Çok puan alan yayın iyi yayın, az puan alan yayın zayıf yayınmış gibi düşünülmeye başlanır. Uluslararası indekslerde yer alan dergide yayımlanmak ile bilimsel nitelik arasında doğal ve zorunlu bir özdeşlik kurulabilir.

Oysa indeks bir sınıflandırma ve dolaşım aracıdır. Bilimsel hakikatin ölçü birimi değildir. İndekslenmiş bir makale kötü olabilir, ulusal bir dergide yayımlanmış Türkçe bir makale son derece özgün olabilir. İndeksler bilimsel kaliteyi belirlemeye yardımcı olabilir ama düşüncenin değerini tek başına belirleyemez. Sorun tam da bu ayrım unutulduğunda başlar.

AYIMSIZLIK NASIL ÇALIŞIYOR?

Burada “ayımsızlık” kavramı bize önemli bir düşünme aracı sunuyor. Birbirinden ayrılması gereken kategoriler birbirinin yerine geçiriliyor: İngilizce yayın, uluslararası yayın, nitelikli yayın, iyi bilim.

Bunun karşısında ise başka bir örtük zincir oluşuyor: Türkçe yayın, ulusal yayın, yerel yayın, düşük etkili bilim.

Bu zincirlerin her halkası tartışılabilir. En önemlisi de “uluslararası” ile “İngilizce” aynı şey değildir. Bilimsel düşüncenin uluslararası dolaşıma girmesi başka bir şeydir, bütün toplumların kendi bilim dillerinden vazgeçerek tek bir bilim diline yönelmesi başka bir şey. Bu ayrımı kaybettiğimiz anda ayımsızlık başlar.

AKADEMİK DAVRANIŞI YÖNLENDİREN YAPI

Akademik sistemlerin gücü çoğu zaman yasaklamalarından değil, teşviklerinden kaynaklanır.

Genç bir araştırmacı düşünelim. Önünde iki seçenek olsun. Birincisi, yıllarca çalışarak kendi alanında Türkçe temel bir eser hazırlamak. İkincisi, akademik yükselmesinde daha hızlı karşılık sağlayacağını düşündüğü uluslararası indeksli dergiler için art arda İngilizce makaleler üretmek. Araştırmacının ikinci yolu seçmesi ahlaki bir sorun değildir. Sistem ona bunu öğretiyorsa bireyi suçlamak anlamsızdır.

Türkiye’deki akademik yükseltme düzenlemelerinde indeksler, ulusal ve uluslararası yayınevleri ve farklı yayın kategorileri arasında puan farklılıkları bulunuyor. Örneğin Ankara Üniversitesinin yayımlanmış ölçütlerinde Web of Science/Scopus kapsamındaki özgün araştırma veya derleme 22 puan, TR Dizin kapsamındaki karşılığı 15 puan olarak gösteriliyor. Aynı belgede uluslararası yayınevlerinden çıkan yabancı dilde monografiler için de ayrı ve yüksek bir puan kategorisi bulunuyor. Bu yalnızca bir üniversite örneğidir ve bütün sistemi tek başına temsil etmez. Fakat teşvik yapısının akademik davranışı nasıl yönlendirebileceğini göstermesi bakımından anlamlıdır.

Demek ki tartışılması gereken yalnızca akademisyenin dil tercihi değildir. Tercihi üreten sistemdir.

ÜNİVERSİTE KİMİN İÇİN BİLGİ ÜRETİYOR?

Burada daha rahatsız edici bir soru sormak gerekiyor. Türkiye’deki bir üniversite yalnızca uluslararası akademik topluluk için mi bilgi üretir? Elbette hayır. Üniversitenin aynı zamanda içinde bulunduğu toplumun düşünsel kapasitesini geliştirme görevi vardır.

Bir tarihçinin Anadolu tarihi üzerine araştırmasını yalnızca birkaç yüz uluslararası uzmanın okuyabileceği biçimde yayımlaması bilimsel açıdan değerli olabilir. Ancak aynı araştırmacının yıllar boyunca ürettiği bilginin Türkçe bilimsel literatüre hiç dönmemesi başka bir sorun yaratır. Bir süre sonra garip bir durum ortaya çıkar: Bir toplum kendi tarihi, coğrafyası, hastalıkları, ekonomisi ve toplumsal yapısı üzerine üretilmiş bilginin önemli bir bölümüne kendi dilinde erişemez hale gelebilir.

Bilgi Türkiye’de üretilir. Ama Türkçede birikmez.

İNGİLİZCE BİLMEK ZORUNDAYIZ

Bu eleştirinin kolaycı bir İngilizce karşıtlığına dönüşmemesi gerekir. Bugün bilim insanının İngilizce bilmemesi ciddi bir eksikliktir. Uluslararası literatürü okumak, tartışmalara katılmak ve kendi bulgularını dünyaya duyurmak için ortak bilimsel iletişim araçlarına ihtiyaç vardır. ÜAK’ın doçentlik koşullarında da yabancı dil yeterliliği açık bir koşuldur.

Dahası, İngilizcenin akademik yayıncılıktaki hâkimiyeti yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. Akademik yayınların ve uluslararası araştırma iletişiminin büyük bölümünde İngilizcenin merkezi konumu uzun süredir tartışılmaktadır. Fakat İngilizce bilmek başka şeydir. Türkçe düşünmeyi değersizleştirmek başka. Bu ikisini ayırmak zorundayız.

BUNUN BİR BEDELİ DE VAR

İngilizce merkezli akademik yayın düzeni herkes için eşit koşullar yaratmıyor. 2026’da yayımlanan ve farklı disiplinlerden 20 Türk akademisyenin deneyimlerini inceleyen nitel bir araştırma; dil güçlükleri, çeviri ve dil düzeltme giderleri ile kurumsal destek eksikliklerini İngilizce akademik yayın sürecindeki sorunlar arasında gösteriyor.

Bu durumda yalnızca bilimsel rekabetten söz edemeyiz. Bilim insanları aynı zamanda dilsel olarak eşitsiz bir başlangıç çizgisinden yarışıyorlar. Ana dili İngilizce olan araştırmacı düşüncesini bilimsel içeriğe yoğunlaştırırken, başka bir dilin konuşuru aynı zamanda düşüncesini kabul gören akademik İngilizcenin retorik kalıplarına dönüştürmek için ek emek harcamak zorunda kalabiliyor. Bu nedenle “herkes İngilizce yazsın, sorun çözülsün” yaklaşımı göründüğü kadar tarafsız değildir.

TÜRKÇE BİLİM ÜRETEMEZSE NE OLUR?

Asıl tehlike bugünden çok gelecektedir. Bir dil belirli alanlarda kullanılmadığında o alanların terminolojisini üretme gücünü zamanla kaybeder. Önce bazı kavramların Türkçesini bulmakta zorlanırız. Sonra İngilizce sözcüğü doğrudan kullanmaya başlarız. Daha sonra bütün cümleyi İngilizce kurmanın daha kolay olduğunu düşünürüz. En sonunda şu hükme varırız:

“Türkçe bu konuyu anlatmaya yetmiyor.”

Oysa başlangıçta Türkçe yetersiz olduğu için terk edilmemiş olabilir. Terk edildiği için yetersizleşmiştir. Bu fark yaşamsaldır.

CUMHURİYET’İN BİLİM DİLİ SORUSU

Türkiye’nin modernleşme tarihinde dil meselesi yalnızca iletişim meselesi değildir. Bilginin toplumun geniş kesimlerine ulaştırılması, bilimsel kavramların Türkçede karşılık bulması ve yükseköğretimin toplumla ilişkisinin kurulması modernleşme projesinin temel sorunlarından biri olmuştur.

Bugün meseleye yeniden bakmak gerekiyor. Dünyaya açılmakla kendi bilim dilini geliştirmek arasında neden seçim yapmak zorundayız? Bir Türk bilim insanı neden aynı anda hem İngilizce uluslararası makale yayımlayıp hem Türkçe bilimsel literatüre katkıda bulunmasın?

Sorun iki dilden birini seçmek değildir. İki farklı işlevi birbirinden ayırabilmektir. İngilizce uluslararası bilimsel iletişimin güçlü araçlarından biridir. Türkçe ise Türkiye’nin bilimsel düşünce ve toplumsal bilgi üretiminin temel araçlarından biri olmak zorundadır

TÜRKÇEYİ KURTARMAK DEĞİL TÜRKÇEDE ÜRETMEK

Türkçenin bilim dili olarak geleceğini korumak için sloganlardan çok üretime ihtiyacımız var. Türkçe nitelikli monografiler, kapsamlı derlemeler, ders kitapları, bilimsel sözlükler ve özgün kavramlaştırmalar üretmek gerekiyor.

Akademik değerlendirme sisteminin de yalnızca yayının nerede indekslendiğine değil, ne ürettiğine daha fazla bakması gerekir. Çünkü üniversitenin görevi puan üretmek değildir. Bilgi üretmektir. Ve bir ülkenin üniversiteleri dünyaya binlerce makale gönderirken kendi toplumunun bilim dilini kurutuyorsa ortada düşünülmesi gereken ciddi bir çelişki vardır.

Türkçenin reddi bir gün alınacak resmî bir kararla gerçekleşmeyebilir. Çok daha sessiz gerçekleşebilir:

1. Türkçe makale yazmanın gereksiz görülmesiyle.

2. Türkçe kitap yazmanın akademik kariyerde zaman kaybı sayılmasıyla.

3. Yeni kavram üretmek yerine yabancı kavramların olduğu gibi aktarılmasıyla.

4. Sonunda genç bir bilim insanının, hiç kimse ona söylemediği halde, “Bunu Türkçe yazmaya değmez!” diye düşünmeye başlamasıyla. İşte Türkçenin gerçek kaybı o anda başlar. Çünkü bir dil önce konuşanlarını değil, o dilde düşünmeye değer olduğuna inananları kaybeder.

Türkçe