Bir egemenlik meselesi 2: Heybeliada Ruhban Okulu ve Castel Gandolfo
Bugün Heybeliada’yı Castel Gandolfo’ya çevirmek isteyenler, yarın Roma içerisinde bulunan Vatikan gibi İstanbul içinde bir Ekümenepolis, Konstantinopolis ya da Yeni Roma kurabilir. Bunu gören diğer tarikatlar ellerini zevkle ovuşturur ve hukuki resmiyetlerini almak için sıraya girer…
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, 11 Şubat günü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Ankara’da ağırlandı. Ziyarette bulunan heyet, görüşmeler ardından akşam yemeğinde ağırlandı. Protokol gereği hediyelerin verildiği bu yemekten basına enteresan diyaloglar ve kareler düştü. Bu şüphesiz ki normal şartlar altında o protokolde bulunmaması gereken bir figürün, yeniden, orada bulunuyor olmasıydı: Başpapaz Bartholomeos.
Yemek sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Başbakan Miçotakis’e hediye edilen tespih, Başpapaz Bartholomeos’un öyle çok hoşuna gitmiş ki Mart ayında davet edileceği iftar yemeğinde kendisi de aynı tespihten istemiş. En azından şimdilik sadece tespih diyorlar da toprak talebinden direkt olarak bahsedilmiyor. Kapalı kapılar ardında, ABD görüşmelerinden sonra, Ruhban Okulu meselesinin iyice dillendirilmeye başlamasıyla beraber bu ajandanın yakın zamanda önümüze çıkacak olması kuvvetle muhtemeldir. Lakin şimdilik açıktan dillendirmeyi gerekli görmemekteler.
Ekümeniklik iddiasındaki ısrar yüzünden, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğünün ne denli tehdit altında olduğunu defaatle yazdık, çizdik, söyledik. Fener Rum Kilisesi’nin 1821 Mora Katliamı ile unutamadığı hayali olan Megali İdea’nın nasıl ve neden devam ettiği, günümüz şartlarında bu ideallerinin artık Büyük Yunanistan ile mümkün olmaması gerçeğinin isteklerini değiştirmeyeceğini anlatmaya çalıştık. Belki onların hayalini kurduğu Büyük Yunanistan artık diledikleri şartlar altında gelişmeyecek ama hala belli başlı bölücü faaliyetlerin, Batı desteğiyle uygulanması devam ettirilmekte. Siyasal dincilerin ve etnik bölücülerin el ele yürüdüğü bu ihanet süreci ve geçmişteki türevlerinde amaçları her daim ne koparsak kardır olmuştur ve aynı zihniyette de devam etmektedirler.
Neden ekümeniklik konusundaki ısrar ve Ruhban Okulu’nun istedikleri özel statüde açılması bu kadar tehlikeli? Ekümenikliğin iki anlamı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Hristiyanlığın mezheplere bölünmesi öncesinde evrenselliğini temsil eder. Dini kararlar almak için toplanan konsillerin ilk yedisi bu yüzden Ekümenik yani evrensel konsiller olarak geçmektedir. İkinci anlamı ise, mezhep ayrılığından sonra kendini Roma’nın devamı olarak gören İstanbul Patrikliği’nin, Doğu Roma İmparatorluğun içerisindeki bütün kiliselerin başı olarak aldığı karar ile “İmparatorluk içinde” manasıdır. Görüldüğü üzere, ekümeniklik dinin bütünlüğünü temsil ederken Doğu Roma tarafından siyasi bir aparata ve kontrol mekanizmasına döndürülmüştür. Konsiller hususunda incelediğimiz de dahi, Konstantin’in İznik’te topladığı ilk konsil siyasi istikrarın korunmasına yönelik adımlar barındırmıştır. Çünkü imparatorluk içerisinde yayılmaya başlamış olan Hristiyanlık mevcut yönetim için öngörülebilir otorite sorunları yaratacaktı. Hristiyanlık üzerine kararlar alınması gereken bu konsiller de zaman içerisinde İmparatorluk’un Doğu ve Batı başları arasında büyük kırılmalara sebebiyet verecek ve yine siyasi bir sorun ile tarih sahnesinde yerini alacaktı. Bizans diye adlandırılan Doğu Roma, kendini bir yandan İmparatorluk’un gerçek sahibi bir yandan da Hristiyanlığın asıl temsilcisi olarak görmeye devam edecekti. 21. yüz yıla dahi gelindiğinde, kendini Ekümenik Patrik sıfatıyla kabul ettirmeye çalışan Başpapaz Bartholomeos katıldığı her uluslararası platformda Yeni Roma ve Konstantinopol’ün Ekümenik Patriği sıfatıyla ağırlatacaktı. İşin özeti, belki artık Megali İdea çerçevesinde Büyük Yunanistan’ı diledikleri gibi kuramayacaklardı ama şekil değiştiren oyun ile gelişen yeni dünya sisteminde Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanları ile kendilerine yeni bir lebensraum yani bir yaşam alanı edinebileceklerdi.
1949 yılında, Türkiye Cumhuriyeti’ne yasadışı bir şekilde itelenen Başpapaz Athenagoras’tan beri ne ABD ne de Fener Rum Kilisesi ekümeniklik ve Ruhban Okulu meselelerinden vazgeçmediler. Yeri geldi Fethullahçı terörist ile kol kola yürüyüp birbirlerine duydukları sevgiyi sahnelerden dünyaya haykırıp Dinlerarası Diyalog Projesi’nin ne denli önemli aktörleri olduklarını efendilerine kanıtlamaya çalıştılar, yeri geldi Türkiye Cumhuriyeti’ni ayaklarına gittikleri patronlarına şikayet edip zulüm gördüklerini iddia ettiler. Yerli ve milli masalını dillerinden düşürmeyenler ise ne istedilerse verdiler. Dört koldan yürütülen böylesine bir ihanet içerisinde ise Türk halkı adeta uyutularak kendisine olan biten izlettirildi. Ulusalcı paranoya hakaretleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarına çekilen operasyonlar önemsizleştirildi. Türk halkı uyanana kadar ise atı alan Üsküdar’ı geçti.
Suyun uyuyup, düşmanın her daim tetikte beklediği bir iklim içerisinde paranoya ciddi anlamda hafif bir tabir olarak kalır. Propagandanın ve kitle manipülasyonunun bu kadar ustalıkla kullanıldığı süreçlerde, bu tarz oyunların çoğunluk tarafından göz ardı edilmesi ise ne yazık ki gayet doğaldır. Bugün artık gelinen noktada, birçok konuda, Adam Smith bile bu kadar bırakın yapsınlar demezdi. Sistemin dinamikleri içerisinde fren mekanizmalarının sökülüp atılması siyasi otoritenin sonunu getiren en önemli sebeplerinden bir tanesidir. Son hızda giderken her şey çok güzel görünür ama durulması gereken yer geldiğinde işlerin tadı bir anda kaçar. Birçok kendine güvenen imparatorluk da tarihin sayfalarında yerini böyle almıştır.
Barışın ve kardeşliğin dillerden düşmediği ama artık hiçbir anlamının da kalmadığı bugünler de yeniden sinsi oyunlar sahnelenmektedir. Birkaç yıldır yeniden kurumlar tarafından dillendirilmeye başlanan Ruhban Okulu meselesi, ABD görüşmeleri ardından alınan yeni bir direktif olarak karşımıza çıkmıştır. Persona non grata (istenmeyen kişi) ilan edilmesi gerektiği yerde Orta Doğu’da yönetimlerin, sınırların ve siyasetin nasıl olması gerektiği hakkında ahkam kesen; Ruhban Okulu’nun açılış tarihini ilan eden sözde diplomatlar, gerçekte müstemleke valisi gibi davrananlar, bağımsız devletlerin iç işlerine artık hiç çekinmeden müdahale etme cüretini kendilerinde bulmaktadırlar.
Bugün bir tespih üzerinden yapılan şakaların ve gülümsemelerin, hiç de paranoyak olmayan bir şekilde, nereye kadar gideceğini bilmemiz gerekmektedir. Dini ya da tarihi bir anlamı olmayan ekümenikliğin çıkacağı kapının toprak istemeye gideceği anlaşılmalıdır. Ruhban Okulu ile alınacak imtiyazların, Türk toprakları içinde Castel Gandolfo vari yapılanmalar kuracağı aşikardır. Bugün Heybeliada’yı Castel Gandolfo’ya çevirmek isteyenler, yarın Roma içerisinde bulunan Vatikan gibi İstanbul içinde bir Ekümenepolis, Konstantinopolis ya da Yeni Roma kurabilir. Bunu gören diğer tarikatlar ellerini zevkle ovuşturur ve hukuki resmiyetlerini almak için sıraya girer…
Siyasal dincilerin ve etnik bölücülerin beraber yürüdüğü bu yol tesadüf değildir. Kimisinin göz önünde ettiği kavgayı halk görürken, kapalı kapılar ardında birbirlerine verdikleri destek gözden kaçar. Lakin günün sonunda hıyanet yuvasının başpapazı sahnelerden meclis bombalayacak irticai bir teröriste onu ne kadar sevdiğini söyler.
Bir egemenlik meselesi: Heybeliada Ruhban Okulu ve Castel GandolfoÖzgürlük Meydanı
Trump’a mektupta ‘ekümenik’ imzaGündem
Heybeliada Ruhban Okulu ile Türkiye’ye kurulan tuzakÖzgürlük Meydanı