11 Eylül 2026 Cuma
İstanbul 20°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Bir topun peşinden koşarken kaybettiklerimiz

Dünyanın bir yanında çocuklar açlıktan ölürken, diğer yanında tek bir transferin maliyetinin küçük ülkelerin bütçelerine yaklaşması, üzerinde düşünülmesi gereken bir gerçektir. Topun peşinden koşmak elbette güzeldir. Ama vicdanımızı geride bırakmamak şartıyla…

Bir topun peşinden koşarken kaybettiklerimiz
SÜLEYMAN ALPAYDIN

Güzelim Türkiye’m nereye doğru gidiyor?

Trabzonspor’un gerçekleştirdiği büyük transfer günlerdir konuşuluyor. Spor kamuoyu heyecanlı, taraftar mutlu, medya manşetleri süslüyor. Elbette dünya çapında bir futbolcunun Türkiye’ye gelmesi futbolumuz adına önemli bir gelişmedir. Buna kimsenin itirazı olamaz.

Fakat madalyonun bir de diğer yüzü var.

Biz gerçekten neyi alkışlıyoruz?

Bir futbolcuya ödenecek milyonlar konuşulurken kimsenin sesi çıkmıyor. Aksine, “Helal olsun!”, “Büyük transfer!”, “Tarihi başarı!” deniliyor.

Ama sıra öğretmene, doktora, imama, polise, hemşireye ya da otuz-kırk yıl çalışıp emekli olmuş bir vatandaşa geldiğinde aynı toplum bir anda maliye müfettişine dönüşüyor.

“Bu maaşı hak ediyorlar mı?”

Oysa öğretmen insan yetiştiriyor.

Doktor hayat kurtarıyor.

İmam toplumun manevi dünyasına rehberlik ediyor.

Hemşire gecesini gündüzüne katıyor.

Emekli ise ömrünü bu ülkeye hizmet ederek tamamlamış.

Onların maaşı tartışılıyor…

Fakat bir futbolcunun kazanacağı astronomik rakamlar karşısında adeta büyüleniyoruz.

Toplumun değer yargıları sorgulanmalıdır.

Bir tarafta çocuğuna okul kıyafeti alamayan aileler…

Pazarın sonunda ucuz sebze bekleyen emekliler…

Ev kiralarını ödemekte zorlanan gençler…

Diğer tarafta ise tek bir imzanın karşılığında konuşulan servetler…

İşte insanın vicdanını yaralayan tablo budur.

Bir başka çelişki ise kamuda yaşanıyor.

Tasarruf çağrıları yapılırken, kamu kaynaklarının gerçekten öncelikli alanlara mı harcandığı sorusu sorulmalıdır.

Bugün belediyelerin binlerce forma dağıtmasını alkışlayanlar, yarın eğitimden veya sağlıktan yapılan tasarrufları eleştiriyorsa burada ciddi bir tutarsızlık vardır.

Sözde hepimiz israfa karşıyız.

Sözde hepimiz adaletten yanayız.

Sözde hepimiz dinî ve ahlaki değerleri savunuyoruz.

Peki uygulamada neden aynı hassasiyeti gösteremiyoruz?

İslam, malın sadece bir zenginlik göstergesi olmadığını; aynı zamanda bir emanet olduğunu söyler.

Paylaşmayı emreder.

İnfakı emreder.

Yetimin, yoksulun ve ihtiyaç sahibinin gözetilmesini emreder.

O hâlde asıl soru şudur:

Kazandığımızın ne kadarını insanlık için harcıyoruz?

Dünyanın bir yanında çocuklar açlıktan ölürken, diğer yanında tek bir transferin maliyetinin küçük ülkelerin bütçelerine yaklaşması, üzerinde düşünülmesi gereken bir gerçektir.

Burada eleştirilen ne Trabzonspor’dur ne de bir futbolcudur.

Eleştirilen; alkışlarımızın yönüdür.

Üreteni değil tüketeni…

Bilimi değil şöhreti…

Emeği değil gösterişi…

Alın terini değil popülerliği ödüllendiren anlayıştır.

Unutmayalım…

Bir ülke okullarıyla, laboratuvarlarıyla, fabrikalarıyla, adalet duygusuyla ve vicdanıyla büyür.

Topun peşinden koşmak elbette güzeldir.

Ama topun peşinden koşarken vicdanımızı geride bırakmamak şartıyla…

Trabzonspor