Bölge stratejik bir eşik noktasında
Son gelişmeler bir kez daha, bölge ülkelerinin görmezden gelemediği bir gerçeği ortaya koydu: Günümüz uluslararası sisteminde güvenlik otomatik olarak garanti edilmez; siyasi dengeler ve güç ilişkileri üzerinden şekillenir.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik adımları, hangi perspektiften değerlendirilirse değerlendirilsin, yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendiren bir mesele değildir. Bu gelişmeler, Güney Kafkasya’dan Orta Doğu’ya kadar tüm bölgeye verilen açık bir mesaj niteliği taşımaktadır.
Bu mesaj oldukça nettir: Kendi savunma kapasitesine sahip olmayan devletler, dış baskıların ve siyasi bağımlılık ilişkilerinin doğal bir parçası hâline gelir.
DIŞ GÜVENLİK GARANTİLERİNİN SINIRLILIĞI
Uzun yıllardır bazı ülkeler güvenlik mimarilerini dış güçlerle kurdukları ittifaklar ve askeri işbirlikleri üzerine inşa etmiştir. Ancak pratik deneyim, bu tür “garantilerin” büyük ölçüde koşullu olduğunu göstermektedir.
Stratejik ortaklıklar, kriz anlarında mutlak koruma anlamına gelmez. Aksine, her aktör öncelikle kendi ulusal çıkarlarını esas alır.
Bu çerçevede güvenlik, giderek siyasi sadakat ve stratejik bağımlılık karşılığında elde edilen bir değişim aracına dönüşmektedir.
İÇ KAPASİTEYE DAYALI GÜVENLİK MODELİ
İran’ın yaklaşımı bu noktada farklı bir modeli temsil etmektedir: dışa bağımlılığı azaltan, iç kapasiteye dayalı bir savunma ve caydırıcılık sistemi.
Burada belirleyici olan yalnızca askeri kapasite değildir; aynı zamanda siyasi bağımsızlık ve karar alma iradesidir.
Bu model, farklı değerlendirmelere açık olmakla birlikte, uzun vadeli istikrarın ancak iç kaynaklara dayanarak sağlanabileceğini göstermektedir.
STRATEJİK BİR SEÇİM AŞAMASI
Bugün bölge ülkeleri açık bir stratejik tercih ile karşı karşıyadır:
Ya mevcut bağımlılık ilişkilerini sürdürerek dış güvenlik mimarisine eklemlenecekler ya da kendi savunma kapasitelerini geliştirerek dış etkileri azaltma yolunu seçecekler. Bu artık teorik bir tartışma değil, bölgesel ve küresel gelişmelerin zorunlu kıldığı pratik bir gerçekliktir.
SONUÇ
Bölgesel güç dengeleri, gelecekte ancak bağımsızlık ile işbirliğini dengeli biçimde birleştirebilen devletler tarafından şekillendirilecektir.
Tarihsel deneyim göstermektedir ki, uluslararası aktörler değişir; ancak güvenliğin nihai sorumluluğu devletlerin kendi omuzlarındadır.
Bu nedenle temel soru “seçim var mı?” değil, “bu seçim ne zaman yapılacaktır?” sorusudur.
