Buğday başaklarından göğe yükselen şehir (2) Moskova’nın özü Kızıl Meydan’da
Meydanın dört bir yanı tarihi yapı. İmparatorluğun izleri, devrimin kalbi, ülkenin yönetimi, hepsi orada. Lenin sonsuz uykusunda yatarken haftanın beş günü onu binlerce insan gelip onu görüyor. Hemen yanında Rusya Devlet Başkanı ülkeyi yönetiyor. Bir yanda da meydan ziyaretçilerini ağırlıyor
Moskova denince akla gelen ilk nokta Kızıl Meydan’dayız. Belli etmiyoruz ama hepimizin gezide en çok olmayı istediği yer burası. Kızıl Meydan, Moskova Nehri’nin kıyısında. Meydan ikonik sembollerle dolu. Kalabalık. Devir sosyal medya devri, çeşit çeşit pozlarla Ruslar ve yabancı turistler paylaşacak özel kare arayışında. Bizim gibi mini gruplar tur rehberleriyle geziyor.
BİR YANDA YAS SİYAHI BİR YANDA RENKLİ SOĞANLAR
Alana girdiğinizde sağınızda meşhur Aziz Vasil Katedrali kalıyor. Şu, her Moskova kartpostalında yer bulan rengarenk ve soğan şeklinde kuleleri olan katedral. Solunuzda nehirle meydan arasında kalan Kremlin. Genellikle Kremlin Sarayı diye duyduğumuzdan buranın adının sadece saraya ait olduğunu düşünebilirsiniz. Ama Kremlin uzun bordo kiremit duvarlarla ve aynı renk gözlem kuleleriyle çevrelenmiş bir alanın adı. İçinde Rusya Devlet Başkanlarının görev yaptığı çalışma ofisi var. Meşhur sarı bina. Binaya bakınca aklıma Putin’in Macron’u bir ucuna oturtup poz verdiği devasa uzunluktaki masa geliyor. Ruslar mesaj verme konusunda çok açık.


Solunuzda uzayan Kremlin duvarlarının orta kısmında ve hemen dibinde mütevazı tek katlı bir bina var. Siyah, yasın rengi. Lenin’in mozolesini barındıran bina. Belki hiç bilmeseniz ve buradan geçseniz fark etmezsiniz bile. Ancak açık olduğu günlerde Kremlin duvarlarının dibinde belirli gün ve saatlerde binlerce kişi Lenin’i görmek için uzun kuyruklara giriyor. Rusya’nın, Soyvetler Birliği kurucusu ve devriminin önderi Vladimir Ilyic Lenin’in sanki hala yaşıyor gibi balmumuyla korunduğu naaşının hemen yanında yönetiliyor olması dikkat çekici. Sovyetlerin ikinci lideri Josef Stalin ve uzaya ilk çıkan insan Yuri Gagarin de Lenin’in mozolesinin bulunduğu alanda ebedi istirahatinde. Ama şimdilik meydana dönelim.
LÜKS MAĞAZALARDA YAPTIRIM SESSİZLİĞİ
Kremlin’in hemen karşısında eski yüzyıllarda ticaret merkezi olan tarihi bir bina var. Bugün ise bir alışveriş merkezi. Adı GUM, açılımı Devlet Satış Mağazaları. Binanın içinde dünyaca ünlü markaların da mağazaları bulunuyor. Savaştan sonra yaptırımlardan korkan bu mağazalar kapılarını kilitlemiş. Ancak tabelaları ve içerideki ürünleri olduğu gibi duruyor. Her sabah merkez açıldığında bu mağazaların da ışıkları yanıyor, ürünler parlıyor. Böyle merkezi bir noktada dükkanlarını kaybetmeyi göze alamamışlar, ‘Biz gitmedik.’ diyorlar. Belli ki kiralarını ödeyip yerlerini tutuyorlar ancak satış yok. Kapılarına ‘Savaşın bitmesini bekliyoruz’ yazamamışlar tabii. ‘Geçici süreyle hizmet veremiyoruz’ notu düşmüşler… Yaptırımlardan sonra meşhur kahve zinciri de el değiştirmemiş de değiştirmiş gibi yapmış. Onun yerini ismi benzeyen kahveciler almış. Ürün aynı ürün, logo benzer. Bu arada AVM’nin en üst katında Rusya’da sıkça görülen kafeteryalardan var. Bu kafeteryalar fiyat olarak diğer restoranlardan çok daha uygun yiyecek ve içecek satıyor. Yani Kızıl Meydan’da vakit geçirmek herkes için ulaşılabilir.
Meydana girince surların sonunda hemen karşınızda kalan görkemli kızıl bina ise Devlet Tarih Müzesi. Müzenin yanından geçip ilerlediğinizde de biraz sonra Rusya Federasyonu Devlet Duması binasına geliyorsunuz. Kızıl Meydan’ın hakkını vermek lazım. Rusya’nın geçmişi de ticareti de yönetimi de sembolleriyle bu meydana toplanmış.
KÖR MİMARLARIN KATEDRALİ
Şimdi rehberimizin verdiği bazı notları da aktaralım. Aziz Vasil Katedrali 1500’lerde Moğolistan’a karşı Rusların kazandığı zaferin anısına yaptırılıyor. Bir rivayete göre o dönemin imparatoru İvan mimarlardan görülmemiş bir eser yapmalarını istiyor. Ve sonrasında onları kör ettiği efsanesi dolanıyor. Başta böyle renkli değil, sonradan boyanıyor. Ve içi görüldüğü kadar büyük değil. Küçük bir ibadet alanı var.
Kremlin’de kimse yaşamıyor. Rusya Başkanları burada sadece çalışıyor. Kremlin’in kırmızı kiremit surlarını, 15. yüzyılda ülkeye davet edilen meşhur İtalyan ustalar yapıyor. İtalyan tarzı… 20 kulesi var. Hepsi farklı tarzda ve farklı isimlere sahip. Birinde büyük bir saat var. Yılbaşı kutlamalarında gördüğümüz saat.
STALİN’İN YEDİ KIZ KARDEŞLERİ
Rehberimiz Kızıl Meydan’dan sonra bizi Tverskoy Bulvarı’na götürüyor ve burada Stalin’in Yedi Kız Kardeşleri ile tanışıyoruz. Bulvar’ın hayran bırakan anlarından önce Yedi Kızkardeş’ten biraz bahsetmek lazım. Rusya’da Stalin mimari tarzı diye bir kalıp var ve bu tarzı en iyi anlayabileceğiniz yerler Yedi Kız Kardeş. Yedi Kız Kardeş, Moskova’nın çeşitli bölgelerine 1947-1953 yılları arasında inşa edilmiş görkemli ve eşsiz 7 binaya verilen ad. İnşa edildikleri 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde Avrupa’nın en uzun yapılarıydı. İçlerinden en uzunu 240 metreyle Moskova Devlet Üniversitesi binası. Şanslı gençler bugün burada eğitimlerine devam ediyor.
Bina zaten ziyaret ettiğimiz bulvarda. Binaya sırtınızı verip bulvardaki terastan şehri seyrettiğinizde hemen diğer kız kardeşleri görüyorsunuz. Binalardan biri Rusya Dışişleri Bakanlığına ev sahipliği yapıyor. Bu binalar Stalin emriyle inşa ediliyor. Kruşçev’in Stalin’i silme çabası boşa olmuş diye düşünüyoruz. Yedi Kız Kardeş sayesinde şehirde kafanızı kaldırdığınız her yerde onu görüyorsunuz. Her bina eşsiz heykellerle süslenmiş, tabi bir de buğday motifleriyle… Arabayla ya da yürüyerek yanından geçtiğiniz anda insanı adeta zaman tüneline sokuyor.
Lenin’le karşılaşma
Mozole haftanın belirli günlerinde 10.00-13.00 arası ziyarete açık oluyor. Turla gittiğimizde akşamüzeriydi. O gün fırsatı kaçırdık. Ancak gezide tanıştığım ve kafalarımızın çok uyduğu Romanyalı arkadaşımla başka bir gün ilk fırsatta o uzun kuyruğa girme ve Lenin’i görme şansı yakaladık. Bir saati aşkın süre bekledik. Biz ilerledikçe arkamızdaki kuyruk daha da uzuyordu. Her yaştan Rus ve turist kuyrukta. Artık sıra size geldiğinde önce bir görevli yaklaşık 10 kişiyi çağırıyor. Büyük çantalarla girmek yasak. Benim çantama başta itiraz ediyor ama katlayınca geçiriyor. Ardından bir arama noktasından geçiyoruz.
İlerleyip, binanın Kızıl Meydan’a bakan kapısından giriyoruz. Girişteki asker elimizdeki telefonu göstererek fotoğrafın yasak olduğunu söylüyor. Telefonu cebimize atıp devam ediyoruz. Kare şeklindeki binanın ortasında bir oda var. Odanın dışında solda mozole bölümüne inen, sağda da geri dışarı çıkartan merdivenler yer alıyor. Her merdivenin başında askerler var. İçerisi son derece karanlık. Merdivenlerden inince artık mozole odasına giriyoruz. Fotoğraf çekmenin yanında konuşmak, beklemek de yasak. Girdiğiniz andan itibaren Lenin’in üç cephesinden dolanarak geçiyorsunuz. Lenin’in naaşı özel bir bakım, ışık ve hava dengesiyle korunuyor. Gün ışığı girmeyen odada sadece Lenin hafifçe aydınlatılmış. Uyuyor gibi gözüküyor. Sağ eli yumruk, sol eli açık şekilde. Yarım dakika bile sürmüyor, kendimizi karanlık çıkış merdivenlerinde buluyoruz, sonra da güneş ışığının altında. Çıkış diğer yönden. Çıkarken Stalin’in yanısıra Sovyetlerden bazı isimlerin mezarlarının önünden geçiyorsunuz. Yandaki duvarın içinde de önemli başka isimlerin külleri var. Küllerinin olduğu noktaya birer tabelayla isimleri iliştirilmiş. Aralarından geçip dışarı çıkıyor ve kendimizi yine Kızıl Meydan’da buluyoruz.

Öte yandan Lenin’in artık defnedilmesi tartışması da süregeliyor. Naaşının korunması kararı, devrimin liderini görmenin herkesin hakkı olduğu düşüncesiyle aslında kısa bir süre için alınmış. Ancak halkın talebi üzerine süre uzamış. Bize de nasip oluyor.
Güller, havuzlar, tarihte yolculuk
Ertesi gün ilk ziyaret noktamız VDNKh. Turun ikinci günü adeta tek günde üç mevsim yaşatıyor. Şemsiye, bot ve paltoyla sabah tur otobüse giriş yapıyoruz. Öğlen ceket ve şemsiyeye veda ediyoruz, öğleden sonra hırkaya… Gezi bitince ise otele askılı bluz ve bottan pişmiş ayaklarla dönüyoruz.

VDNKh bir fuar alanı. Gözünüzün önüne stantlar ve marka flamaları gelmesin. Burası tarihi bir fuar. Sovyetler Birliği’ne bağlı her ülkeyi temsilen bir bina var. Geçmişte burada ülkelere özgü ürünler sergilenir ticaret yapılırmış. Bugün ise turistik ve tarihi bir alan. Her bina farklı tasarımlara sahip. Fuarın girişinde devasa bir tak var. Tabii ki buğday başaklarıyla ve heykellerle süslü. Binalar artık müze görevi görüyor ama tek tek hepsine girip inceleyecek vakit maalesef yok. Turistik bir gezi planında mutlaka bir gün VDNKh’ya ayrılmalı.
Ruslar çoluk çocuk yaşlı genç alanı doldurmuş, öğleden sonra kendisini gösteren güneşin tadını çıkarıyor. Müthiş bir peyzaj, çeşit çeşit çiçekler, tombul arılar keyifle bir çiçekten bir çiçeğe konuyor. Bahçe görevlileri renk renk güllerin arasında budama yapıyor. Çalışan kadına yaklaşıyorum, hatıra niyetine bir gül isteyeceğim. Bende Rusça yok onda Türkçe ya da İngilizce. Anlaşıyoruz ama. Sonunda beyaz-pembe bir gül dalını kesip bana uzatıyor. Mis kokuyor. Mutluluğumu ve teşekkürümü görüyor, mutlulukla Rusça yanıt veriyor. Gül dalı hala benimle, İstanbul’da. Su dolu bir bardakta kökleniyor.
Fuar alanın ortasında bir havuz ve içinde çeşme var. Büyülüyor. Yerimde çakılıp, 16 farklı milletten genç kızlara ait bronz heykellerin çevresini sardığı, incecik suların simetrik süzülüşünü izliyorum. Kızlar cesur ve gururlu. Güneşte parlıyorlar. Milletlerinin dostluğunu simgeliyorlar. Ellerinde bölgelerinin ürünlerini tutuyorlar. Havuzda en az 30 sanat eseri var. Bu emeğe hayran kalmamak mümkün değil. Kızların arkasındaki abide buğday başaklarından örülmüş.

Ardından özel bir şov izliyoruz. Moskova’nın 3 boyutlu yazıcıyla oluşturulmuş maketi koca bir odayı doldurmuş. Maket nehirle bölünen şehre tepeden bakabilmenizi sağlıyor. Işık ve seslerle bir gösteri yapılıyor.
RUSYA’NIN GALAKSİ REHBERİ
Buradan Astronomi ve Havacılık Merkezi’ne geçiyoruz. Sovyetlerin insanlığı uzaya çıkarma macerasının her aşamasını görme şansı yakalıyoruz. Müzeye girdiğinizde ilk sırada havada asılı duran metal bir top sizi karşılıyor. Ama bu basit bir top değil. O top insanlığın uzaya 1957’de ilk gönderdiği cisim; Sputnik 1 isimli uydu. Rehberimiz anlatmaya ondan başlıyor. Müze sizi sonra Layka’ya götürüyor. Küçük bir uzay aracıyla uzaya gönderilen ilk canlı. Kahverengi beyaz bir köpek, Sputnik 2 ile yolculuk yaptı. Layka bu yolculuktan dönemedi ancak ardından gönderilen Belka ve Strelka dünyanın yörüngesine yerleştikten sonra gezegenimize yeniden ayak bastı. İki köpek uzay yolculuğundan sağ dönen ilk canlılar.
Ve sonrasında uzaydaki bu tecrübeler geliştiriliyor ve Yuri Gagarin Vostok 1 ile uzaya çıkan ilk insan oluyor. Dünya çevresinde bir tur atarak geri dönüyor. Vostok 1’in bir maketini görüyoruz. Sadece bir yolcu taşıyabilen bu uzay aracı hayalimizdeki kadar büyük değil. Ama tarihteki yeri Gagarin ve Rusya’yı ilk sıraya yazacak kadar güçlü. İlk uzay yürüyüşü de yine Rus Aleksey Arhipoviç Leonov tarafından yapılıyor. 12 dakikalık yürüyüşte uzay aracından 15 metre uzaklaşıyor. Kendisi ayrıca resim yeteneği olan bir insan. Uzayda geçirdiği anları ve dünyanın görünüşünü resmediyor. Bu resimler de müzede sergileniyor. Rusların uzay yolculuğu bugün dünya misyonu haline gelen uzay istasyonunda sürüyor. İlkokul çağındaki çocukların uzay gemilerinin maketlerinin altında atalarının başarılarını dinlediği gezilere de şahit oluyoruz müzede.

‘Nazım, Türkiye!’
Otele dönüyoruz. Günün bitmesine hâlâ vakit var. Bunu değerlendirmek lazım. Nazım Hikmet’in mezarı tabii gezi programımızda yok. Ama bir Türk olarak gitmezsek olmaz. Nazım, Novodeviçi Manastırı yanındaki mezarlıkta. Bize hediye ettikleri ulaşım kartlarını kullanmanın vakti diyorum ve kendimi otelden dışarı atıyorum. Mezarlık 7’de kapanıyor. Bir buçuk saat kadar var. Yolda gördüğüm gençlere en yakın metroyu soruyorum. Uygulama üzerinden hangi hattan hangi hatta aktarma yapmam gerektiğine ve nerede ineceğime bakıyorum.
ORTAK DİLE NE HACET
Metroya ulaşıyorum ancak kartı doldurmam lazım. Makinelerle anlaşamıyoruz ama hiç ortak dilimiz olmayan görevliyle sorunu çözüyoruz. Beni gişelere götürüyor. Parmağımla dört kez basacağım diye işaret ediyorum ben de. Aslında sadece gidiş ve dönüşte kart basmam yeterli. Çünkü metroya bir kere girince bir daha ödeme yapmıyorsunuz. Bir an unutup bizdeki gibi her hatta kart basmam gerek sanıyorum. Kadın dört geçişlik hesaplama yapıyor ve kartıma yüklüyor. Bir basım 67 ruble, ortalama 30 TL. Fiyatı Rusça söyleyince döküyorum elimdeki paraları önüne. Gülerek bedeli alıyor ve vedalaşıyoruz. Tabelalardan yönümü bulup mezarlığa en yakın durakta inip yürüyorum.
ÜNLÜ RUS YAZARLAR BURADA
Mezarlık bir heykel galerisi. Hemen hemen her mezarın üstünde o kişiyi anlatan sanatsal bir çalışma var. Ama tabela yok. Kapanma saati yaklaşıyor diye koşar adım Nazım’ı arıyorum. Daha önce anmalarda çekilmiş fotoğraflardan tahmin yürüterek sonunda buluyorum. Ama mezarlıkta sadece Nazım yok. Ünlü Rus yazarlar Çehov, Gogol ve Bulgakov da burada yatıyor. İki kadına denk geliyorum, az buçuk İngilizcemizle anlaşmaya çalışıyoruz. “Çehov nerede” diye soruyorum. Mezarlığın haritası varmış onlarda. Ararken güvenlik geliyor. Kapanıyor diye uyarıyor. Kadınlar Gogol’u sorunca azarlar gibi eliyle bir üçgen çiziyor ve “Gogol, Bulgakov, Çehov” diyor ‘nasıl bilmezsiniz’ ses tonuyla. Sonra da bizi göndermeye çalışıyor. Çıkar gibi yaparken yan taraftaki kapıdan geçilen diğer mezar alanına dalıyorum son şans.
GÜVENLİK EŞLİĞİNDE MEZARLIK TURU
Hop, karşıma başka bir güvenlik çıkıyor. Çok da sert gözüküyor. Ağlamaklı bir sesle “Çehov” diyorum. Rusça söylenip bana gel diye işaret ediyor. Sert yüzlü meleğim beni üç yazarın mezarlarına tek tek götürüyor. Hakikaten üçgen şeklinde serpilmiş. Hepsinin yanına yerleştirip fotoğrafımı çekiyor. En son tamam mı der gibi bakarken, aklıma Nazım’ın yanında doğru dürüst fotoğrafım olmadığı geliyor. “Nazım, Türkiye” diyorum. “Aaa başta söylesene” dediğine eminim. Gülerek gözlerini deviriyor. Hemen beni çekiyor, ana mezarlık alanına geri dönüyoruz. Ve Nazım’ın yanında da fotoğrafımı çekiyor. Teşekkür hareketlerime de gülerek, kibarca artık çıkmam gerektiğini belli ediyor. Bu sefer ikiletmeden ve minnetle çıkıyorum. Geldiğim yoldan otele geri dönüyorum. Cebimde hala iki basımlık kart var. Düşünüyorum; kim demiş Ruslar soğuk insanlar diye!

Buğday başaklarından göğe yükselen şehir (1) Rusya’nın kalbinden merhaba...Gezi
Buğday başaklarından göğe yükselen şehir (3) Savaşı yaşatan tarih koridoruGezi