Cephe hattına giden gazeteciyle röportaj: Ukraynalı esir subaylar ne konuştu?
Aydınlık olarak YouTube kanalımızda Gazeteci Cem Kıran ile yaptığımız röportajda, Kursk’a giderek Ukraynalı esir subaylarla gerçekleştirdiği çarpıcı görüşmeleri ekrana taşıdık. Esir subayların “yaşadığımız halde kayıp belgesi gönderdiler” sözleri dikkat çekti. İşte röportajın tamamı.
Aydınlık YouTube kanalında Mert Sagit’in konuğu olan belgesel yapımcısı ve gazeteci Cem Kıran, Rusya-Ukrayna savaşının en kritik sıcak noktalarından biri olan Kursk bölgesindeki son durumu ve sahadaki çarpıcı gözlemlerini aktardı. Daha önce Donbass cephe hattında da görev yapan Kıran, bu kez Kursk harekatı sırasında Rus ordusuna esir düşen Ukraynalı subaylarla yaptığı özel röportajların detaylarını paylaştı.
'SİVİL YERLEŞİM YERLERİ HARABEYE DÖNÜŞMÜŞ'
Kursk bölgesindeki yıkımı yerinde inceleyen Cem Kıran, şehir merkezinde hayatın normale döndüğünü ancak çatışma bölgelerinde "taş üstünde taş kalmadığını" belirtti. Ukrayna ordusunun çekildiği bölgelerde sivil yerleşim yerlerinin ağır hasar aldığını vurgulayan Kıran, bölgedeki durumu şu sözlerle özetledi:
"Evler bombalanmış, sivil araç enkazları yollarda... Bölgede sivil yaşam bitmiş, sadece askeri bir hareketlilik var."
ESİR UKRAYNALI SUBAYLARDAN İTİRAF: 'YAŞADIĞIMIZ HALDE KAYIP BELGESİ GÖNDERDİLER'
Röportajın en dikkat çekici kısmını, esir düşen Ukraynalı rütbeli askerlerin anlatımları oluşturdu. 50 yaşındaki bir üst teğmen ile görüşen Kıran, askerlerin Ukrayna yönetimine karşı derin bir kırgınlık içinde olduğunu ifade etti.
Red Politikası: Esir düşen subaylar, Ukrayna devletinin kendilerini bilerek yalnız bıraktığını ve ailelerine "kayıp" belgeleri göndererek onları gözden çıkardığını iddia etti.
Kursk Sorusu: Ukraynalı subayların kendi aralarında "Kursk'a gireceğiz de ne olacak? Burası Rusya toprağı, sonrası ne?" diye sorguladıkları ortaya çıktı.

İşte röportajın tamamı:
Mert Sagit: Aydınlık YouTube kanalından herkese selamlar. Ben Mert Sagit. Rusya'nın Ukrayna'ya başlattığı özel askeri operasyon devam ediyor. Geçtiğimiz yıllarda Kursk bölgesi çok hareketliydi. Ukrayna Rusya'nın Kursk bölgesine bir sızma harekatı başlatmış ve oradaki sivil ve askeri noktaları hedef almıştı Ancak son aylarda Rusya Kurs bölgesinin tamamını tekrar hakimiyeti sağladı. Bizim de bugün konuğumuz Belgesel Yapımcısı ve Gazeteci Cem Kıran. Cem Kıran Kursk bölgesi Bölgesini ziyaret etti. Daha önce de Donbass bölgesine cephe hattına birçok kez gitmişti. Oradaki esir Ukraynalı subaylarla röportaj yaptı. Öncelikle Kurs bölgesinde genel durum nasıl? İlk izlenimler nasıldı?
'SİVİL YERLEŞİM YERLERİNİ BOMBALAMIŞLAR'
Cem Kıran: Merhaba Mert. Bütün Aydınlık okuyucularına, izleyenlerine selamlar, saygılar Moskova'dan. Tabii şehre baktığımız zaman Kursk'un o tarihi şehrinde hiçbir şey yok. Hayat normal, kendince devam ediyor. Aradan da bayağı bir zaman geçti. Hani savaşa dair bir ize rastlamıyorsunuz Kursk'un tam merkezinde. Ancak Tren Garı'nı vurmuşlar. Ben Moskova'dan Tren ile gittim oraya. Tren Garı'na girdiğiniz zaman Tren Garı'nın tekrar yenilendiğini görüyorsunuz. Orada hatırladığımız kadarıyla Tren Garı'nı vurmuşlardı dronlarla.
Şimdi de yenileniyor. Onun haricinde eski tarihi yerlerde ya da binalarda herhangi bir iz yok. Kursk’un çatışma bölgelerine gittiğinizde ise yıkımı açıkça görüyorsunuz. Evler bombalanmış, sivil araçların yollarda nasıl vurulduğunu ve enkazlarını görmek mümkün. Ben de bunlara bizzat şahit oldum. Sizlere de daha sonra videomda bunları göstereceğim. Tabiri caizse bölgede yaşam yok; şu anda sadece askeri bir yaşam var.
Mert Sagit: Kursk bölgesinden geri çekilen Ukrayna ordusunun ciddi sayıda zayiat verdiğini söylemiştiniz. Bu kayıplara dair net sayılar hakkında bilgi verebilir misiniz? Ukrayna ordusunun kayıp durumu şu an ne seviyede?
UKRAYNA ORDUSU SADECE KURSK BÖLGESİNDE 69 BİN ASKERİNİ KAYBETTİ
Cem Kıran: İnsanlar haliyle, günümüzde artık konvansiyonel medyaya güvenilmediği gibi devletlerin açıkladığı rakamlara da çok güvenmiyor, biliyorsunuz. Ancak ben bölgeye gittiğimde, orada savaşmış hangi askerle konuştuysam hepsi benzer şeyler anlattı.
Hepsi yaklaşık 69–70 bin civarında kayıp olduğunu, yani ölü sayısının bu seviyelerde olduğunu ifade ediyor. Buna kayıp olanlar da dahil. Çünkü ben o bölgeye gittiğimde şunu da gördüm: Evlerin bodrum katları var; iki katlı, üç katlı yapılar bunlar. Ruslarda da tipik bir bodrum katı olur, bizdeki kiler gibi kullanılır.
Çatışmalar sırasında bu kilerlere saklanan insanların, Rus askerleri tarafından öldürüldüğü ve hâlâ orada bulunmayı bekledikleri söyleniyor. Bu sayıların neden net bilinmediği de buradan geliyor. Çünkü insanlar orada çatışıyor, öldürülüyor ve Rus askeri ilerlemeye devam ediyor. Kimi öldürdüğü ya da tam olarak ne olduğu çoğu zaman kayıt altına bile alınmıyor.
Dolayısıyla kesin bir sayı vermek zor. Ancak çok ciddi bir kaybın olduğu ve hâlâ sayılmamış çok sayıda insan bulunduğu biliniyor.

RUS ORDUSUNA ESİR DÜŞEN UKRAYNA ASKERLERİ
Cem Kıran: Bir de tabii ki esir olan askerler var, esir düşmüş askerler var. Bunu hiçbir şekilde şu anda Rusya Federasyonu Savunma Bakanlığı paylaşmıyor. Fakat bu esirlerle görüştüm tabii ki.
Mert Sagit: Evet, zaten senin de bu gezindeki en çarpıcı kısım oradaki Ukraynalı esirlerle röportaj yapmandı. Oradaki Ukraynalı esirler anladığım kadarıyla rütbeli askerler bunlar sanırım, subaylar. Size neler anlattılar? Neler konuştunuz?
Cem Kıran: Şöyle ifade edeyim: Konuştuğum kişi aslında bir üst teğmen, üstelik 50 yaşında. Bu, izleyicilere ilk bakışta garip gelebilir; çünkü “50 yaşında üst teğmen mi olur?” diye düşünülebilir. Ancak bildiğiniz gibi sefer görev emri diye bir durum var. Yani askerliğini yapmış, hatta ast teğmenlik dahil temel rütbelerini almış kişiler, ileride —Allah korusun bir savaş durumunda— yaşları 50’ye gelmiş olsa bile tekrar çağrılıp görev alabiliyor.
Bu kişi de tam olarak böyle bir örnek. Askeri eğitimini tamamlamış, temel rütbesiyle görev yapmış, ardından terhis olup sivil hayatına devam etmiş. Fakat seferberlik kapsamında yeniden çağrılıyor ve aslında gönüllü olarak gidiyor. Kendisi de bunu açıkça ifade ediyor.
Konuşmalarımız sırasında şunu da özellikle vurguluyor: “Biz savunuyorduk, ülkemizi savunuyorduk” diyor. Yani olaylara bakışında net bir savunma refleksi var. Bu yüzden zihninde “Rusya bizim kardeşimiz” gibi bir düşünce de bulunmuyor.
Bu kişi aslında sadece “ben ülkemi savunuyorum” düşüncesiyle askere gitmiş. 2022 yılında mobilize ediliyor. 2023-2024 sürecinde görevine devam ederken, ne zaman ki Sumi bölgesinden Kursk’a gönderileceğini öğreniyor, o noktadan sonra zihninde bazı şeylerin değişmeye başladığını anlatıyor.
Kendi ifadesiyle, birkaç yıl içinde bu savaşı ve savaşın anlamsızlığını sorgulamaya başlıyorsunuz. Ama özellikle “Kursk’a gidiyorsunuz” denildiği an, herkesin kafasında bazı şeyler tamamen kırılıyor. Bunu bana açıkça söyledi. Hatta diğer subaylara da şu soruyu sorduğunu anlattı: “Tamam, Kursk’a gireceğiz de sonra ne olacak?”

Çünkü burada bahsedilen şey, Rusya topraklarına girmek. Bunun sonrasının ne olacağı aslında herkesin zihninde büyük bir soru işareti ve aynı zamanda herkesin az çok tahmin ettiği bir gerçek.
Aynı kişi, sohbet sırasında Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın politikalarına da değindi. Onu, “kendi ülkesi için çalışan, hem bu tarafla hem diğer tarafla diplomasi yürüten tecrübeli ve yetenekli bir lider” olarak tanımladı.
Diğer yandan ise Ukrayna büyükelçiliğine yönelik oldukça sert ifadeler kullandı. “Bizi burada bıraktınız, bizi unuttunuz” dedi. Aslında unutulmadıklarını, bilerek oraya gönderildiklerini ve ardından reddedildiklerini söyledi. Bu noktada “red politikası” uygulandığını dile getirdi.
Ben de ona “şu anda izleniyorsunuz” demiştim. Bunun üzerine kameraya bakarak oldukça duygusal bir konuşma yaptı. Orada şunu hissettim: Bir insan düşünün, ülkesi tarafından ölüme gönderiliyor. Ölmemiş, hayatta kalmış ama buna rağmen ülkesinin, eşine onun kayıp olduğuna dair belge gönderdiğini öğreniyor.
Kendisi de bunu anlattı. Yakalandıktan sonra evini aramalarına izin verilmiş ve eşine ulaşıp yaşadığını haber vermiş. Ancak eşi, “senden önce kayıp kâğıdın geldi” demiş. Yani devlet, yaşadığını bildiği halde onu “kayıp” olarak göstermiş. Bu durum, eşinin de zamanla onu gözden çıkarmasına yol açmış.
Anlattıklarından çıkan tabloya göre, özellikle Kursk’a gönderilen ve orada esir düşen askerler için Ukrayna’nın farklı bir politika izlediğini söylüyor. Donbas’ta yakalananlarla aynı kategoride değerlendirilmediklerini, özellikle Kursk’a girenlerin “terörizm” suçlamasıyla yargılanabileceğini ifade ediyor. Bu nedenle, sadece Kursk’a gönderilen askerler üzerinden ayrı bir “reddetme politikası” uygulandığını düşünüyor.
RUSYA, UKRAYNALI ESİRLERE NASIL DAVRANIYOR?
Mert Sagit: Bu esirler öyle anlatıldığı gibi kötü durumda görünmüyor. Fiziksel olarak belirgin bir değişim yok; mesela kilo kaybı yaşamamışlar. Genel görünümleri sağlıklı. Yani iyi bakıldıkları izlenimi veriyorlar. Normalde Rusya’ya karşı, esirlere çok kötü davranıldığı ve savaş suçları işlendiğine dair oldukça güçlü bir algı var. Ancak burada gördüğümüz esirlerin durumu bu algıyla tam olarak örtüşmüyor. Gerçekten de son derece sağlıklı görünüyorlar. Senin de dikkatini çekti mi bu durum?
Cem Kıran: Ben daha önce, bundan bir iki sene evvel, bir esir kampına —daha doğrusu esirlerin tutulduğu bir yere— gitmiştim. Orada esirlerle röportaj yapmıştım. Gördüğüm tablo orada da aynıydı. Hatta mutfağı bile çekmiştim; oldukça iyi, etli ve sebzeli yemekler çıkıyordu. Şakayla karışık gardiyanlara “Sizden daha iyi besleniyorlar” demiştim. Onlar da “Hiç sorma, bize bıraksalar aslında hiçbir şey vermeyiz” diye cevap vermişti.
Ama bunun sebebi olarak Rusya’nın Cenevre Sözleşmesi’ni uyguladığını söylüyorlardı. Bunun da ileride bir karşılığı olacağını, muhtemelen Rusya’nın buna dair bir plan yaptığını düşünüyorum.
Ukrayna tarafına baktığımızda ise durumun çok farklı olduğunu anlatıyor. Oradan gelen esirlerin çoğunun oldukça zayıf, bakımsız olduğu, yeterli sağlık hizmeti alamadığı ifade ediliyor. Nitekim Ukrayna tarafında esir düşmüş bir Rus askerle de konuştuğunu söylüyor. O kişi, kampta kangren riski nedeniyle kendi parmağını kesmek zorunda kaldığını anlatmış.
Diğer tarafta ise, benim daha önce görüştüğüm esirler zaten iyi durumdaydı; şu an gördüklerim ise daha da iyi durumdaydı. Çünkü bu sefer bulunduğum yer klasik bir esir kampı değildi.

Beni götürdükleri yer, Ukraynalı esirlerden oluşturulmuş bir projeydi. Bu proje kapsamında; kayıp kişiler ve haber akışıyla ilgili Telegram, WhatsApp, YouTube ve VKontakte gibi platformlarda çeşitli gruplar yönetiliyor.
Bu projeyi de bir Ukraynalı esir hazırlayıp Savunma Bakanlığı’na sunmuş, Bakanlık da bunu destekleme kararı almış. Bu nedenle esirlere telefon, tablet ve bilgisayar gibi cihazlar verilmiş. Bu kişiler, Ukrayna tarafında çıkan haberleri inceleyip yanlış ya da yanıltıcı olanları kanıtlarıyla birlikte ortaya koyuyorlar.
Hatta zaman zaman kendileri de kamera karşısına geçip açıklamalar yapıyorlar. Örneğin Ukrayna “şu bölgeyi aldık” dediğinde, onlar “hayır, bu doğru değil” diyerek kendi ellerindeki verilerle bunu çürütmeye çalışıyorlar.
Böyle bir proje yürütüldüğünü bizzat gördüm. Açıkçası beni en çok şaşırtan da bu oldu: Esir statüsündeki insanların eline tablet, bilgisayar verilmesi ve bu şekilde aktif bir rol üstlenmeleri gerçekten dikkat çekiciydi.

İnternete erişimleri olup olmadığını da sordum. “Evet” dediler; sınırsız şekilde internete ulaşabiliyorlar. Tabii bu insanlar 100 kişi falan değil, sayısını burada vermek istemem. Ama adeta bir televizyon ya da haber kanalı gibi çalışıyorlar. Bu motivasyonlarının temelinde ise Ukrayna tarafının kendilerine uyguladığını düşündükleri “reddetme politikası” var.
Bu grubun içinde her kesimden insan bulunuyor: subaylar, onbaşılar, çavuşlar, erler, sonradan mobilize edilmiş siviller… Hatta Telegram’da gördüğünüz, zorla araçlara bindirilerek askere götürüldüğü iddia edilen kişilerden de var. Orada farklı profillerden birçok insanla tanıştım.
Üç farklı savaş esiriyle, yaklaşık 25-30 dakikalık röportajlar yaptım. Bunlardan biri de savaş suçu işlemiş biriydi. Oldukça ilginç bir profildi; babası Sudanlı, annesi Ukraynalı. Kendi çağrı kodu da “Obama”ymış. Bu nedenle ortaya gerçekten dikkat çekici bir içerik çıkacak. Benim için de oldukça öğretici oldu.
Oraya gittiğimde şunu net bir şekilde anladım: Donetsk ve Mariupol’de yaşadıklarımla burası aynı değildi. Bu bölge çok daha farklıydı. Gördüklerim ve duyduklarım önceki deneyimlerimden belirgin şekilde ayrılıyordu.
Çektiğim fotoğraflar arasında kiliseler, okullar gibi yapılar da var ve büyük ölçüde yıkılmış durumdalar. Bulunduğum yer, Suca (Sudzha) denilen sınır şehrinin biraz gerisinde bir bölgeydi. Gerçekten de “taş üstünde taş kalmamış” diyebileceğimiz bir manzara vardı.
Anlatılana göre Ukrayna birlikleri bu bölgeyi yaklaşık 6 ay boyunca kontrol etmiş. Bölgeye girerkenki planlarının ise lojistikten ziyade yerel kaynaklara dayanmak olduğu söyleniyor; yani yiyecek ve ihtiyaçların bulundukları yerleşimlerden karşılanması gibi bir yaklaşım.

Daha sonra Rus birliklerinin bölgeyi geri almak için operasyonlara başladığı ifade ediliyor. Ancak bu süreç uzun sürmüş. Bunun nedenlerinden biri olarak da bölgede hâlâ sivil nüfusun bulunması gösteriliyor. Sivil halkın varlığı, operasyonları zorlaştıran bir unsur olarak anlatılıyor.
Ayrıca cephe hattının diğer tarafında, Sumi gibi şehirlerde de sivil yaşamın devam ettiği belirtiliyor. Bu durum, çatışma alanlarının iç içe geçtiği ve ilerleyen operasyonların sivil bölgeleri de etkileyebileceği bir tablo ortaya koyuyor.
Genel olarak anlatılanlara göre, bu savaş sürecinde sivillerin varlığı ve tahliyesi meselesi en tartışmalı konulardan biri olmaya devam ediyor. Bu bölgede yaşananlar da bunun ne kadar karmaşık ve zor bir durum olduğunu gösteriyor.
Bunların hepsine üstlenmiş Ukrayna askerlerini tabii ki Ruslar gelince bombalıyor, çatışmalar çıkıyor ve ortaya fecaat bir görüntü çıkıyor. Şu anda gördüğümüz görüntüler çıkıyor. Eee ama orada üstlenmeyip açık alanda üstlenseler normal bir meydan muharebesi gibi bir muharebe göreceğiz. Ne sivil halk zarar görecek Ne sivil yapılar ve altyapılar zarar görecek.
BATI'NIN MEDYA SANSÜRÜ
Cem Kıran:
Ben, arkamda CNN Türk ya da NTV gibi büyük medya kuruluşları olmadan gidip bu kadını buldum, röportaj yaptım ve kendi kanalımda yayınladım. Kadının anlattığı ise şuydu: “Bizi hastanenin bodrum katına kapattılar. Sadece bir patlama sesi duyduk” dedi.
Ancak dünyaya aktarılan haber bambaşkaydı: Rusya’nın savaş uçaklarıyla bir doğum hastanesini vurduğu söylendi. Kadın ise buna karşılık, “Biz hiçbir şekilde uçak sesi duymadık” diyor. Hatta bodrum katla üst kat arasındaki mesafenin çok fazla olmadığını, böyle bir saldırı olsaydı jet sesini mutlaka duyacaklarını belirtiyor. Sonuçta bir jetin çıkardığı sesi herkesin ayırt edebileceğini söylüyor.
Buna rağmen, Reuters gibi uluslararası ajanslar bu şekilde haber geçtiğinde olayın algısı tamamen değişiyor. Biz de bu tür anlatımları kendi mecralarımızda paylaşmak istediğimizde sansürle karşılaşıyoruz.
Senin kanalında da benzer bir durum olduğunu biliyorum. Bu içeriklerden հետո videolarının izlenmelerinin düştüğünü sen de söylüyorsun. Ben de aynı şeyi yaşadım. 2022’de haber içerikleri üretmeye başladım. Ondan önce kanalım aylık 1–1.5 milyon, hatta 2 milyon izlenmelere ulaşabiliyordu. Ancak sonrasında izlenmeler hızlı bir şekilde düşmeye başladı.
Şu anda 265 bin aboneye sahip bir YouTube kanalım var ama buna rağmen izlenmeler oldukça düşük. Bu da şu soruyu akla getiriyor: Demokrasi ve ifade özgürlüğü nerede? İnsanların fikirlerini özgürce ifade edebilmesi ne kadar mümkün?
Hatta yapay zekâya bile sorduğunuzda, internetteki birçok kaynağı analiz ederek benzer sonuçlara ulaşıyor: Rusya ile ilgili içeriklerin görünürlüğünün düşürüldüğü, yani bir tür “gölgeleme” uygulandığı ifade ediliyor.
Batı’nın, Rusya’nın sesini kısması sadece resmi medya kanallarını kapatmakla sınırlı kalmadı; aynı zamanda benim gibi içerik üreticilerinin de erişimini sınırlayarak bunu yaptı. Düşünün, bireysel bir içerik üreticisi olarak bile bu tür bir sansürle karşılaşmak mümkün hale geldi.
Ya düşünebiliyor musunuz? Söylediğiniz zaman sokaktaki bir insana şaka gibi gelir. Ama bunu yapıyorlar. Çünkü onlar da biliyor. Küçücük bir içerik üretisi artık dünyayı değiştirebilir, gerçeği gösterebilir. Yani bir milyonlar milyarlarca dolar, euro akıttıkları haber ajanslarından daha iyi iş çıkartabilir. Bu bu gerçek var artık dünyamızda.
Mert Sagit: Çok teşekkürler sevgili Cem Kıran, eklemek istediklerin var mı?
Cem Kıran: Eklemek istediklerim de var. Özellikle vatandaşlarımızın bu konuda dikkatli ve bilinçli olmasını istiyorum. Çünkü son dönemde Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin Türkiye’ye yönelik daha olumlu ve övücü söylemler kullandığını görüyoruz. Benzer şekilde Avrupa Birliği’nden de Türkiye’ye yönelik olumlu mesajlar geliyor. Bu durumun dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bazı yorumlara göre bu tür söylemler, Türkiye’yi sürecin daha içine çekme çabası olarak da okunabilir.
Tarihe baktığımızda, örneğin Kore Savaşı’na da bir anda dahil olunmadığını; süreç içinde çeşitli gelişmeler ve kararlar sonrasında adım atıldığını biliyoruz. Bu yüzden benzer ihtimallerin konuşulması gerektiğini düşünüyorum.
Konuştuğum savaş esirlerine de bu konuyu sordum. “Zelenski Türkiye’ye yönelik olumlu mesajlar veriyor, sizce bunun amacı nedir?” diye. Onlar da Türkiye’nin dikkatli olması gerektiğini, Zelenski’ye güven duyulmadığını ifade ettiler. Hatta bazıları, “Bu aslında bizim de savaşımız değil” diyerek, Türk askerinin bu çatışmada yer almaması gerektiğini düşündüklerini söyledi.
Bugün geldiğimiz noktada, özellikle gençlerin ne için savaşacaklarını ya da savaşmayacaklarını daha bilinçli değerlendirdiğini söylemek mümkün. Ayrıca anlatılanlara göre Ukrayna ordusu içinde de ilk dönemdeki motivasyonun önemli ölçüde azaldığı ifade ediliyor.
Sonuçta savaş, büyük ölçüde motivasyonla yürüyen bir süreçtir. Bir ordunun motivasyonu zayıfladığında, onu sahada etkin tutmak da zorlaşır.
Bu nedenle vatandaşlarımızın farklı kaynaklardan bilgi edinmesi, yalnızca tek taraflı değil, karşıt görüşleri de takip etmesi büyük önem taşıyor. İçinde bulunduğumuz dönem aynı zamanda bir “enformasyon savaşı” dönemi.
Sahadaki gelişmeler ne olursa olsun, medyada farklı şekillerde yansıtılabiliyor. Türkiye’de de zaman zaman “Rusya büyük kayıp yaşadı”, “prestij kaybetti” gibi söylemleri ana akım medyada sıkça görüyoruz. Bu yüzden insanların mümkün olduğunca çeşitli ve güvenilir kaynakları takip etmesini özellikle tavsiye ediyorum.
Mert Sagit: Bu arada Cem Kıran’ın içeriklerini izlemek isteyenler, kendisinin YouTube kanalına abone olabilirler. Aynı zamanda, bu tür içeriklerin daha fazla kişiye ulaşabilmesi ve algoritmanın sınırlayıcı etkilerinin aşılabilmesi için bizim Aydınlık kanalına da da abone olabilirsiniz.
Temmuz'da asgari ücrete ara zam yapılacak mı? SGK uzmanından açıklamalarEkonomi