12 Eylül 2026 Cumartesi
İstanbul 22°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim

CIPCC programı kapsamında 3 ay boyunca Çin’i gezerek 5 devasa eyaleti katettiğim yolculukta; Pekin’den Tibet’in zirvelerine, antik köylerden yüksek teknoloji merkezlerine uzanan eşsiz bir deneyim yaşadım. Bu süreçte, kadim miras ile modern geleceğin nasıl harmanlandığına bizzat tanıklık ettim.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim

Çin Uluslararası Basın İletişim Merkezi'nin düzenlediği programla, üç ayda beş devasa eyaleti ve binlerce kilometrelik bir coğrafyayı katettik.

Çin'de teknolojiyle yükselen modern bir geleceğe tanıklık ederken, binlerce yıllık kadim kültürün yarınlara nasıl kök saldığını yerinde gözlemledik.

Bugün gökyüzüne uzanan o gökdelenler; kuşaklar boyu verilen sessiz fedakârlıkların, dökülen alın terinin ve büyük bir özverinin eseri. Geçmişin ağır bedelleriyle harmanlanan o köklü miras, bugün insanlığın en iddialı vizyonuna dönüştü.

İşte Tarihin derinliklerinden yarının dünyasına uzanan devasa bir dönüşüm hikâyesi...

ÇİN'İN BAŞKENTİ PEKİN'DE İLK DAKİKALAR

Yaklaşık 11 saatlik bir uçuşun ardından, Çin Uluslararası Basın İletişim Merkezi programına katılmak üzere başkent Pekin’e varıyorum. Ülkemden bu kadar uzakta, 3 ay sürecek uzun bir yolculuğa adım atmanın getirdiği o tatlı stres, içimdeki heyecanla birbirine karışıyor.

Üç ay boyunca konaklayacağım Pekin’deki Renmin Üniversitesi’ne varıyorum. Çin’in başkenti Pekin’in en prestijli yükseköğretim kurumlarından biri olan Renmin Üniversitesi, bundan sonraki süreçte konaklayacağım yer olacak.

Üniversiteyi keşfetmeye başladığımda ise ilk dikkatimi çeken, kampüsün son derece yeşil ve düzenli yapısı oluyor. Kampüs içerisinde çok sayıda kafe ve marketin yanı sıra, etkileyici mimariye sahip yapılar da dikkat çekiyor.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 1

60 ÜLKEDEN 100'E YAKIN GAZETECİ ÇİN'DE

İlerleyen günlerde ise CIPCC programının resmi açılış töreni gerçekleştiriliyor. Program kapsamında yaklaşık 60 ülkeden 100’e yakın gazeteci bir araya geliyor. Katılımcılar, ülkelerinin kültürel ve siyasi konumları dikkate alınarak farklı gruplara ayrılıyor. Ben de Asya-Pasifik ülkelerinin yer aldığı grupta bulunuyorum. Çin Uluslararası Basın İletişim Merkezi (CIPCC) tarafından düzenlenen program, Çin Kamu Diplomasisi Derneği'nin organizasyonunda ve Çin Dışişleri Bakanlığı'nın rehberliğinde gerçekleştiriliyor.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 2

ÇİN'İN 100 YILLIK SİYASİ DÖNÜŞÜMÜ

Programımızın ilk durağı Çin Komünist Partisi Müzesi'ne oluyor. Pekin’de bulunan Çin Komünist Partisi Tarih Müzesi, Çin’in son 100 yıllık siyasi dönüşümünü anlatan en büyük ve en modern müzelerden biri. Müze, Çin Komünist Partisi’nin kuruluşunun 100. yılı için 2021’de açıldı ve doğrudan parti tarihini anlatmak amacıyla inşa edildi. Müzede Çin Komünist Partisi’nin 1921’deki kuruluş sürecine ilişkin belgeler, erken dönem devrimci hareketlere ait materyaller, lider kadroların fotoğrafları, dönemin silahları ve savaş yıllarını yansıtan çeşitli eserler yer alıyor. 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ardından başlayan sosyalist inşa ve sanayileşme süreci de müzenin önemli bölümlerinden birini oluşturuyor.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 3

ÇİN'İ DERSLERDE DAHA YAKINDAN TANIYORUZ

Gezilerin yanı sıra üniversitede düzenlenen eğitim programları da CIPCC deneyiminin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Çin’in modernizasyon süreci, kültürel ve siyasi tarihi, ekonomik yapısı ve Çin Komünist Partisi’nin örgütlenme modeli gibi başlıklarda, alanında uzman akademisyenlerden kapsamlı dersler alıyoruz. Bu eğitimler, Çin’in bugün ulaştığı noktayı yalnızca sahada gözlemlemekle kalmayıp, ülkenin dönüşümünü tarihsel ve akademik bir çerçevede anlamamıza da imkan sağlıyor.

BATI'NIN MODERNLEŞME MODELİNE KARŞI ÇİN'İN FARKLI YOLU

Derslerden birinde Çin’in modernizasyon anlayışı ile Batı’nın modernleşme modeli arasındaki temel farkları ele aldık. Derste, Batı tarzı modernleşmenin tarihsel olarak sömürgecilik, savaş, genişleme ve rekabet üzerinden şekillendiği; Çin’in ise kendi koşullarına özgü bir modernizasyon anlayışı geliştirdiği anlatıldı. Çin modelinde ortak refah, insanı merkeze alan kalkınma, barış içinde bir arada yaşama, kültürel bütünlük ve uyum gibi kavramların öne çıktığı vurgulandı. Bu karşılaştırma, Çin’in bugün izlediği kalkınma politikalarını yalnızca ekonomik başarı üzerinden değil, ülkenin kendi tarihsel ve kültürel deneyimi üzerinden anlamamız açısından da oldukça dikkat çekiciydi.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 4

PEKİN'İ TURİST GİBİ DEĞİL, GÜNLÜK HAYATIN İÇİNDEN KEŞFEDİYORUM

Pekin’de geçirdiğim zamanın önemli bir bölümünü kendi başıma şehri keşfederek geçiriyorum. Bazen bisiklete atlayıp hiç bilmediğim sokaklara giriyor, bazen bir parkta oturup insanların günlük yaşamını gözlemliyorum.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 5

Çinlilerin işe gidiş gelişlerinden parklardaki vakit geçirme alışkanlıklarına, sokaktaki küçük gündelik pratiklere kadar şehrin sıradan hayatını yakından görme fırsatı buluyorum. Ve burada özellikle dikkatimi çeken bir şey var: Çinliler gerçekten son derece yardımsever ve sıcakkanlı. Bu, sadece söylenebilecek güzel bir söz değil; günlük hayatın içinde defalarca karşılaştığım bir gerçek. Bir şey sorduğunuzda yardımcı olmak için uğraşıyor, iletişim kurmaya çalışıyorlar. Üstelik Pekin’in kendisi de bu keşfi daha keyifli hale getiriyor. Geleneksel Çin mimarisinin modern yapılarla yan yana durduğu, geniş parkların ve yeşil alanların şehrin dokusuna karıştığı Pekin, her gün yeni bir köşesini keşfetmek isteyeceğiniz son derece canlı ve etkileyici bir şehir.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 6

CIPCC'NİN EN HEYECAN VERİCİ BÖLÜMÜ: GEZİLER...

CIPCC programının en etkileyici bölümlerinden birine, gezilere geliyoruz. Program kapsamında üç ayrı gezi düzenleniyor ve bu geziler boyunca Çin’in dört farklı eyaletini yakından tanıma fırsatı buluyoruz. İlk durağımız ise Çin’in güneybatısındaki Sichuan Eyaleti oluyor. Tarihi ve kültürel zenginliği, kendine özgü mutfağı, etkileyici doğal güzellikleri ve elbette pandalarıyla tanınan Sichuan, Çin’in en karakteristik bölgelerinden biri. Eyalet, binlerce yıllık Ba-Shu kültürünün izlerini taşırken; Chengdu gibi modern şehirleriyle gelenek ile günümüz Çin’ini aynı potada buluşturuyor. Sichuan aynı zamanda dev pandaların doğal yaşam alanlarının önemli bir bölümüne ev sahipliği yapıyor ve UNESCO tarafından da dikkat çekilen doğal ve kültürel miras alanlarını barındırıyor.

ÇİN’İN KALBİNE YOLCULUK: SICHUAN’IN GÖZÜNDEN KALKINMA HİKAYESİ

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 7

Bizim için bu geziyi özel kılan ise Çin’i sadece dersliklerde konuşmak yerine, öğrendiğimiz bilgileri ülkenin farklı bölgelerinde bizzat gözlemleme fırsatı bulmamız. Sichuan’da da şehir yaşamından kültüre, tarihten doğal güzelliklere kadar Çin’in başka bir yüzünü tanımaya başlıyoruz.

Sichuan gezimizde, Çin’in geleneksel kültür ile modern kalkınmayı nasıl bir arada sürdürdüğünü yakından gözlemleme fırsatı buluyorum. Eyaletin başkenti Chengdu’da yüz yılı aşkın geçmişe sahip çay evlerinde günlük yaşamın geleneklerini ve Sichuan Operası’nın yüzyıllardır devam eden maske değiştirme gösterisini deneyimlerken, Chengdu Dev Panda Araştırma ve Yetiştirme Üssü’nde Çin’in ulusal simgesi pandaların korunmasına yönelik çalışmaları yerinde görüyorum. Bu ziyaretler, Sichuan’ın yalnızca tarihi ve kültürel mirasıyla değil, doğayla kurduğu ilişkiyle de öne çıkan bir bölge olduğunu gösteriyor.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 8

Gezinin devamında ise Sichuan’ın Çin’in teknoloji, ulaşım, sağlık ve lojistik alanlarındaki dönüşümündeki rolüne tanıklık ediyorum. Geely Grubu bünyesindeki AEROFUGIA’da geleceğin hava ulaşım teknolojilerini incelerken, yüksek hızlı trenle geçtiğimiz Luzhou’da modern ulaşım altyapısının sanayi ve ticareti nasıl desteklediğini görüyoruz. Luzhou Uluslararası Konteyner Terminali’ndeki sürücüsüz taşıma sistemleri ve Güneybatı Tıp Üniversitesi Hastanesi’ndeki ileri nükleer tıp teknolojileri, Çin’in dijitalleşme ve yüksek teknoloji yatırımlarının günlük yaşamdan sağlık hizmetlerine kadar geniş bir alana yayıldığını ortaya koyuyor. Sichuan gezisi böylece bizim için, Çin’in geçmişten gelen kültürel birikimini korurken teknoloji, üretim, ulaşım ve sağlık alanlarında geleceğe nasıl hazırlandığını gözlemlediğimiz önemli bir deneyime dönüşüyor.

ÇİN DEVRİMİNİN DÖNÜM NOKTASI: BİR NEHRİN ŞEKİLLENDİRDİĞİ TARİH

Sichuan ziyaretimiz boyunca beni en çok etkileyen ve özel ilgi duyduğum duraklardan biri, Çin İşçi ve Köylü Kızıl Ordusu'nun Uzun Yürüyüş sırasında dört kez geçtiği Chishui Nehri oldu. Chishui Nehri'ni uzun zamandır merak ediyor olmam da bu ziyareti benim için daha anlamlı hâle getirdi. Kızıl Ordu'nun tarihi manevralarını gerçekleştirdiği Chishui Nehri'ne vardığımızda, yıllardır kitaplarda ve belgesellerde gördüğüm bir tarihin tam ortasında duruyormuş gibi hissettim. Bugün sakin bir görüntüye sahip olan nehir, 1935 yılında Çin devriminin kaderini etkileyen kritik kararların ve zorlu mücadelelerin yaşandığı bir sahneydi. Müzedeki belgeler ve döneme ait eserler, nehir kıyısında gördüklerimizle birleşince tarihin çok daha somut bir hale geldiğini hissettirdi.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 9

FEDAKÂRLIĞIN BUGÜNKÜ ÇİN'E ETKİSİ

Bölgedeki bir müzeye ziyaret gerçekleştiriyoruz. Sergide anlatılan hikâyeler, bugünkü Çin'in siyasi ve toplumsal hafızasında Uzun Yürüyüş'ün neden bu kadar merkezi bir yere sahip olduğunu anlamamı sağlıyor. Mao Zedong'un kaldığı konut, Kızıl Ordu karargâhları, saha hastaneleri ve döneme ait diğer mekânlar, devrim yıllarında verilen mücadelenin boyutunu ortaya koyuyor. Son derece ağır koşullar altında gerçekleştirilen bu yürüyüş ve Chishui Nehri geçişleri, Çinliler tarafından yalnızca bir askeri başarı olarak değil, fedakârlığın, dayanıklılığın ve bağımsızlık mücadelesinin sembolü olarak görülüyor. Bu nedenle Uzun Yürüyüş'ün hikâyesi bugün hâlâ okullarda öğretiliyor ve genç kuşaklara aktarılıyor.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 10

PES ETMEME KÜLTÜRÜNÜN SEMBOLÜ

Müzeyi ve tarihi alanları gezerken dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri, bu olayların günümüz Çin toplumunun karakteriyle kurduğu bağ oldu. Rehberlerin anlatımında sık sık, Kızıl Ordu'nun son derece zor koşullarda dahi geri adım atmadan mücadele etmesi vurgulanıyordu. Çin'in bugün ekonomik kalkınmada, bilimde ve teknolojide ortaya koyduğu uzun vadeli hedeflerin arkasındaki kararlılık kültürünü anlamak için bu tarihsel mirasa bakmak gerekiyor. Chishui Nehri kıyılarında yaşananlar, Çinlilerin sıkça vurguladığı "zorluklar karşısında pes etmeme" anlayışının tarihsel kaynaklarından biri olarak görülüyor.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 11

130 YILLIK SOYA SOSU GELENEĞİ

Hejiang ilçesindeki Xianshi Soya Sosu Üretim Bölgesi, Sichuan gezimizin en ilginç duraklarından biri oldu. 1893 yılına uzanan geçmişiyle bölge, Çin'in geleneksel fermantasyon kültürünü yaşatan önemli merkezlerden biri olarak öne çıkıyor. Göz alabildiğine uzanan toprak küpler ve açık hava fermantasyon alanları, modern gıda sanayisinin ortasında adeta zamanda yolculuk hissi yaratıyor.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 12

Yetkililer, üretimde hâlâ doğal güneş ışığı ve uzun süreli fermantasyon yöntemlerinin kullanıldığını anlatırken, yüz yılı aşkın bir geleneğin nasıl korunduğunu yerinde görme fırsatı buluyoruz.

SICHUAN'DAN AYRILIRKEN

Sichuan'da geçirdiğimiz günlerin sonunda aklımızda yalnızca gördüğümüz şehirler, fabrikalar ya da tarihi yapılar kalmadı. Chishui Nehri kıyılarında anlatılan fedakârlık hikâyeleri, yüzyıllardır sürdürülen üretim gelenekleri, antik kentlerde yaşayan kültürel miras ve geleceği şekillendiren teknoloji merkezleri bize bugünkü Çin'i daha iyi anlama fırsatı verdi. Bu yolculuk boyunca, büyük zorluklar ve ağır bedellerle şekillenen bir tarihin üzerine inşa edilen modern bir ülkeye tanıklık ettik. Belki de en etkileyici olanı, Çin'in geçmişinden kopmadan geleceğe yürüyebilmesi oldu. Geleneksel değerlerini korurken dünyanın en iddialı teknoloji hamlelerinden birini gerçekleştiren bu ülke, azim, sabır ve uzun vadeli düşünmenin neler başarabileceğini gösteriyor. Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 13

PEKİN’E DÖNÜŞLER ARTIK EVE DÖNÜŞ GİBİ HİSSETTİRİYOR

Program kapsamında gerçekleştirdiğimiz geziler gerçekten oldukça yoğun ve yorucu geçiyor. Günler boyunca farklı şehirleri ve bölgeleri geziyor, birbirinden farklı yerleri keşfediyoruz. Her seyahat bizim için yeni bir deneyim anlamına gelse de uzun yolculukların ve yoğun gezi programının ardından Pekin’e döndüğümüzde artık kendimi adeta eve dönmüş gibi hissediyorum.

Pekin’de geçirdiğimiz zaman içerisinde şehre ve günlük yaşantımıza giderek daha fazla alışmaya başladık. Bu nedenle başka bir bölgeye yaptığımız gezinin ardından Pekin’e geri dönmek, programın başlangıcından farklı olarak artık tanıdık ve rahatlatıcı bir duygu yaratıyor. Birkaç gün şehirden uzak kaldıktan sonra Pekin’in sokaklarını, kaldığımız bölgeyi ve alıştığımız günlük düzeni yeniden görmek gerçekten eve gelmişiz hissi veriyor.

Ancak Pekin’e dönmek, yoğunluğun sona erdiği anlamına gelmiyor. Program burada da tüm hızıyla devam ediyor. Gezilerden döndükten sonra yeniden derslere giriyor, Çin’i farklı yönleriyle tanımaya devam ediyoruz.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 14

ÇİN’İ DERSLERLE DAHA YAKINDAN TANIYORUZ

Program kapsamında Çince derslerine katılıyoruz. Bunun yanı sıra Çin Komünist Partisi'nin tarihi, Çin’in modernizasyon süreci ve ülkenin kalkınma planlaması gibi farklı konularda eğitimler alıyoruz.

Bu derslerde yalnızca teorik bilgiler öğrenmekle kalmıyor, Çin’in bugün geldiği noktayı anlamaya ve ülkenin geçirdiği dönüşümü farklı açılardan değerlendirmeye çalışıyoruz. Özellikle Çin’in kalkınma süreci ve modernizasyon politikaları, ülkenin bugünkü yapısını anlamamız açısından önemli bir yer tutuyor.

TARİHİ VE KÜLTÜREL MEKANLARI GEZİYORUZ

Derslerin yanı sıra Pekin’in tarihi ve kültürel zenginliklerini de yakından tanımaya devam ediyoruz. Şehirde bulunan çeşitli müzeleri ziyaret ediyor, Çin’in geçmişine ilişkin önemli eserleri ve tarihi mirası yerinde görme fırsatı buluyoruz.

Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri ise Çin Seddi ve Yasak Şehir gibi dünyaca ünlü tarihi noktaları ziyaret etmek oluyor. Derslerde öğrendiğimiz tarih ve kültürü, bu kez doğrudan o mekanların içerisinde deneyimleme fırsatı yakalıyoruz.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 15

Yoğun seyahatler, dersler, müze ziyaretleri ve kültürel geziler derken program gerçekten oldukça tempolu ilerliyor. Zaman zaman fiziksel olarak yorulsak da her gezinin ve her dersin bize Çin’i daha yakından tanıma konusunda yeni bir şey kattığını düşünüyorum. Tüm bu yoğunluğun ardından Pekin’e her dönüşümüzde artık aynı şeyi hissediyorum: Pekin, programın başladığı şehir olmaktan çıkıp yavaş yavaş eve dönüş yaptığımız bir yere dönüşüyor.

ÇİN’İN GÜNEYİNDE BİR KALKINMA HİKÂYESİ: YUNNAN VE GUANGXİ’DE TARİH, DOĞA VE GELECEK VİZYONU

Nihayet yeniden yollara çıkma zamanı geliyor. Bu kez rotamızı Çin’in güneybatısındaki Yunnan ve Guangxi’ye çeviriyor, altı gün boyunca oldukça yoğun bir gezi programıyla bölgenin tarihini, kültürünü, doğal güzelliklerini ve kalkınma projelerini yakından keşfetmek üzere yola çıkıyoruz.

TENGCHONG'DA TARİHE TANIKLIK EDİYORUZ: KAN VE FEDAKÂRLIKLA YAZILAN DİRENİŞ

İlk durağımız olan Tengchong’daki Batı Yunnan Japon Karşıtı Savaş Anı Müzesi ve Ulusal Şehitler Mezarlığı’nda İkinci Dünya Savaşı’nın derin izlerine şahitlik ediyoruz. Zorlu dağları ve sık ormanları aşarak Çin’in dış dünyayla lojistik bağını sağlayan tarihi Yunnan-Myanmar ve Stilwell yollarının hikâyesini yerinde dinliyoruz. Mezar taşlarının arasında yürürken, bugün dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden biri haline gelen Çin’in kalkınmasının hangi büyük fedakârlıklar üzerine inşa edildiğini bir kez daha kavrıyoruz.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 16

ÇİN'İN SAKLI CENNETİ: HESHUN ANTİK KASABASI

Tengchong'daki tarihi ziyaretimizin ardından rotamızı, 600 yılı aşkın geçmişiyle Yunnan'ın en iyi korunmuş yerleşimlerinden biri olan Heshun Antik Kasabası'na çevirdik. Ming Hanedanlığı döneminde kurulan Heshun, yüzyıllar boyunca Çin ile Güneydoğu Asya arasındaki ticaret yolları üzerinde önemli bir durak olmuş. Özellikle Myanmar ile yapılan ticaret sayesinde zenginleşen kasaba, farklı kültürlerin izlerini taşıyan mimarisi ve eğitim geleneğiyle bölgenin öne çıkan merkezlerinden biri haline gelmiş.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 17

Taş döşeli sokakları, geleneksel avlulu evleri, tarihi köprüleri ve yemyeşil doğasıyla Heshun, geçmişin ruhunu günümüze taşıyor. Kasabanın her köşesinde ayrı bir manzara, her sokağında farklı bir hikâye saklı. Tarihi dokusu ve doğal güzelliğinin kusursuz uyumu sayesinde Heshun, yalnızca gezimizin değil, hayatımız boyunca gördüğümüz en etkileyici yerlerden biri olarak hafızalarımıza kazındı.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 18

MODERNLEŞME VE GELENEK BİR ARADA

Heshun'un büyüleyici atmosferinin ardından bu kez rotamızı Wa Etnik Köyü'ne çevirdik. Çin'in güneybatısında, özellikle Yunnan'ın sınır bölgelerinde yaşayan Wa halkı, köklü gelenekleri, renkli kültürü ve kendine özgü yaşam tarzıyla ülkenin en dikkat çekici etnik topluluklarından biri olarak öne çıkıyor. Köye adım attığımız andan itibaren geleneksel Wa mimarisi, ahşap yapılar, el sanatları ve yerel kültürün izleri ziyaretçileri karşılıyor. Yüzyıllar boyunca dağlık bölgelerde yaşamlarını sürdüren Wa halkı, geleneklerini modernleşme sürecine rağmen korumayı başarmış.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 19

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 20

ÇİN-VİETNAM SINIRINDA DOĞAYLA BULUŞUYORUZ

Çin’in güneyindeki Guangxi Zhuang Özerk Bölgesi’nde, Vietnam sınırının hemen yanında yer alan Detian (Ban Gioc) Şelalesi’ni ziyaret ediyoruz. Devasa kireçtaşı kayalıklarının arasından basamak basamak dökülen şelale, gerçekten görülmeye değer bir manzara sunuyor. Açıkçası hayatımda gördüğüm en güzel şelaleydi. Karşısına geçtiğimde bir süre sadece manzarayı izlemekle kaldım. Bu kadar etkileyici olacağını hiç düşünmemiştim. İki ülkenin sınırında böyle bir doğa harikasının bulunması da burayı benim için çok daha özel hale getirdi.

Bölge, Çin ve Vietnam arasında ortak turizm iş birliği alanı olarak düzenlenmiş durumda. Ziyaretçiler hem Çin tarafındaki hem de Vietnam tarafındaki seyir noktalarından şelaleyi izleyebiliyor. Özellikle yağış sezonunda debisi artan su, manzarayı daha da dramatik ve güçlü bir hale getiriyor.

Doğal güzelliğin yanı sıra bölge, sınır ötesi turizmin geliştirilmesi ve yerel ekonominin canlandırılması açısından da stratejik bir merkez olarak öne çıkıyor. Guangxi’nin Chongzuo çevresindeki bu alan, son yıllarda Çin’in en çok ziyaret edilen doğa turizmi rotalarından biri haline gelmiş durumda.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 21

İÇ BÖLGELERDEN OKYANUSLARA UZANAN DEV PROJE

Sıradaki durağımız, Guangxi'de yapımı devam eden ve Çin'in en önemli altyapı projelerinden biri olarak gösterilen Pinglu Kanalı üzerindeki Madao Seyrüsefer Merkezi oldu. Yaklaşık 135 kilometre uzunluğundaki Pinglu Kanalı tamamlandığında, Guangxi'nin iç kesimlerini doğrudan Beibu Körfezi'ne bağlayarak bölgeyi deniz ticaretine çok daha güçlü şekilde entegre edecek. Kanal sayesinde yüklerin kara yoluna ihtiyaç duymadan nehir ve deniz taşımacılığıyla limanlara ulaştırılması hedefleniyor. Sahada yaptığımız incelemelerde, dev gemi kilitleri, su kontrol sistemleri ve devam eden mühendislik çalışmalarının ölçeği dikkat çekti. Çin'in lojistik kapasitesini artırmayı hedefleyen bu proje, yalnızca bir kanal inşaatı değil; aynı zamanda bölgesel kalkınma, ticaret ve ulaşım ağlarını yeniden şekillendirecek stratejik bir yatırım olarak öne çıkıyor.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 22

ÇİN'İN GELECEK VİZYONU: AKILLI LİMANLAR ÇAĞI

Bir sonraki durağımız, Guangxi Özerk Bölgesi'nin Qinzhou kentinde bulunan Beibu Körfezi Akıllı Liman İnovasyon Merkezi oldu. Son yıllarda dünyanın üretim ve ticaret merkezlerinden biri haline gelen Çin'in lojistik alanındaki dönüşümünü yerinde inceleme fırsatı bulduk. Liman sahasına adım attığımız andan itibaren, geleneksel liman anlayışının çok ötesinde bir teknoloji ekosistemiyle karşılaştık.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 23

YUNNAN VE GUANGXI'DEN AYRILIRKEN

Yunnan ve Guangxi'de geçirdiğimiz günlerin sonunda aklımızda yalnızca gördüğümüz doğal güzellikler, modern projeler ya da tarihi yapılar kalmadı. Tengchong'da savaş yıllarının fedakârlıklarla yazılmış direniş hikâyelerine tanıklık ederken, Heshun Antik Kasabası'nda yüzyılların kültürel mirasını hissettik. Wa Etnik Köyü'nde kırsal kalkınmanın sahadaki yansımalarını gözlemledik; Pinglu Kanalı ve Beibu Körfezi Akıllı Limanı'nda ise Çin'in geleceğe dönük büyük vizyonunu yerinde gördük.

Bu yolculuk boyunca, Çin'in yalnızca ekonomik büyüklüğünü değil, geçmiş ile gelecek arasında kurduğu güçlü bağı da daha yakından anlama fırsatı bulduk. Bir yanda savaşın izlerini ve tarihî mirası koruyan şehirler, diğer yanda yapay zekâ destekli limanlar, dev altyapı projeleri ve sürdürülebilir üretim modelleri aynı kalkınma hikâyesinin farklı parçaları olarak karşımıza çıktı.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 24

PEKİN’E DÖNÜŞ: ÇİN’DE ARTIK BİR YERLİ GİBİ YAŞAMAYA BAŞLIYORUM

Güney Çin’deki Yunnan ve Guangxi ziyaretlerinin ardından yeniden Pekin’e dönüyoruz. Geçen her günle birlikte Çin’e biraz daha alışıyor, artık şehri ve günlük yaşamı ilk geldiğim zamana göre çok daha iyi tanıyorum. Bir süre sonra kendimi yalnızca Çin’i ziyaret eden bir yabancı gibi değil, Pekin’in günlük hayatına ayak uyduran bir yerli gibi hissetmeye başlıyorum.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 25

Program kapsamında 60’tan fazla ülkeden gelen arkadaşlarımızla da artık iyice kaynaşmış durumdayız. Farklı coğrafyalardan, kültürlerden ve hayat hikâyelerinden gelen onlarca insan, Pekin’de ortak bir deneyimin parçası oluyor. Akşamları bir araya geliyor, günün yorgunluğunu atarken ülkelerimizin siyaseti, kültürü, tarihi ve toplumsal yapısı üzerine uzun sohbetler gerçekleştiriyoruz.

Ancak Pekin’de hayat yalnızca akşam sohbetlerinden ibaret değil. Gündüzleri eğitimlerimiz tüm yoğunluğuyla devam ediyor. Bunun yanı sıra Çin’in siyasi, kültürel ve diplomatik yapısını daha yakından tanımamızı sağlayan çeşitli ziyaretlere katılıyoruz. Tarihi mekânlar, kültür merkezleri ve farklı kurumlara gerçekleştirilen ziyaretlerle Çin’i yalnızca teorik olarak değil, yerinde gözlemleme fırsatı buluyoruz.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 26

Böylece Pekin’de geçirdiğimiz her gün, hem eğitim hem de kültürel etkileşim açısından yeni bir deneyime dönüşüyor.

DÜNYANIN ÇATISINDA 4 GÜN: TİBET'TE MODERNLEŞME VE KÜLTÜRÜN İZİNDE

Program kapsamında yeni bir tur daha bizi bekliyor. Dünyanın çatısı olarak anılan, Çin’in en etkileyici ve mistik bölgelerinden biri olan Tibet’e doğru yola çıkıyoruz. Önümüzde eşsiz manzaralar, kadim kültür ve unutulmaz bir keşif yolculuğu var.

PEKİN'DEN TİBET'İN EN YEŞİL ŞEHRİ LİNZHİ'YE

Sabahın ilk ışıklarıyla Pekin'den, Tibet'in en yeşil şehri Linzhi'ye doğru yaklaşık dört saat sürecek uçuşumuzu gerçekleştiriyoruz. Uçuşun ilk saatlerini uyuyarak geçiriyorum. Gözlerimi açıp camdan dışarı baktığım anda ise tüm yorgunluğum kayboluyor. Tibet semalarına ulaştığımızı, ufku kaplayan devasa dağ silsilelerinden anlıyorum. Bulutların üzerine yükselen zirveler ve sonsuzmuş hissi veren dağlar karşısında gözlerimi pencereden ayıramıyorum. O an, Tibet'e neden "Dünyanın Çatısı" dendiğini yalnızca okumakla değil, bizzat yaşayarak anlıyorum.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 27

3 BİN METREDE KUSURSUZ BİR ŞEHİR

Havalimanından otele doğru ilerlerken gözlerim sürekli dışarıda. İlk dikkatimi çeken şey, şehrin kusursuz düzeni oluyor. Geniş bulvarlar, tertemiz yollar, modern yapılar ve planlı şehirleşme, Tibet'e dair zihnimdeki tüm kalıpları yıkıyor. Deniz seviyesinden yaklaşık 3 bin metre yükseklikte bulunan bir kentin böylesine gelişmiş bir altyapıya sahip olması ise beni en çok şaşırtan ayrıntılardan biri oluyor. Otele vardığımızda bizi Tibet'e özgü sıcak bir karşılama bekliyor. Otel görevlileri boynumuza, Tibet kültüründe saygı, iyi dilek ve misafirperverliğin simgesi olan geleneksel beyaz khata atkısını takıyor. Daha ilk anda, Tibet'in köklü gelenekleriyle tanışıyoruz.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 28

LİNZHİ'DE RENKLİ HALK FESTİVALİ

Linzhi şehir merkezini gezerken kendimizi adeta bir halk festivalinin içinde buluyoruz. Geleneksel kıyafetlerini giyen Tibetliler, yerel çalgılar eşliğinde dans ederek kültürlerini coşkuyla sergiliyor. Festival alanındaki renkli görüntüler ve canlı atmosfer, şehre ayrı bir güzellik katıyor.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 29

Linzhi'de beni en çok etkileyen ise halkın misafirperverliği oluyor. Bizi gören birçok kişi sohbet etmek ve birlikte fotoğraf çektirmek için yanımıza geliyor.

LİNZHİ'DEN LHASA'YA KARTPOSTALLIK ROTA

Linzhi'den Lhasa'ya uzanan yol, şimdiye kadar gördüğüm en etkileyici rotalardan biri oldu. Yol boyunca birbirinden güzel Tibet köyleri ve nefes kesen manzaralar eşlik ederken, bu coğrafyanın simgesi olan yakları doğal yaşam alanlarında görmek yolculuğa bambaşka bir anlam kattı. Her virajda değişen manzaralar ve sürüler halinde otlayan yaklar, bu rotayı başlı başına unutulmaz bir deneyime dönüştürüyor.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 30

5.013 METREDE NEFESLE MÜCADELE

Linzhi'den Lhasa'ya doğru ilerlerken otobüsümüz 5.013 metre rakımdaki Mila Geçidi'nde mola verdi. Otobüsten iner inmez oksijen eksikliği kendini hissettirdi; gözlerim karardı, nefes almakta zorlandım ve kısa süreliğine oksijen tüpü kullanmak zorunda kaldım. Burası, Linzhi ile Lhasa'yı birbirinden ayıran ve Tibetliler tarafından kutsal kabul edilen dağ geçitlerinden biri.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 31

Zirveyi süsleyen rengârenk dua bayrakları, insanların iyi dileklerini rüzgârla birlikte dünyaya ulaştırdığına inanılan önemli bir gelenek. Geçitte yer alan dev yak heykelleri ise, yüzyıllardır Tibet kültürünün ve yaşamının simgesi olan bu eşsiz hayvanı temsil ediyor. 5.013 metrede yaşadığım nefes darlığı zorlu olsa da, bu etkileyici atmosfer Tibet yolculuğunun unutulmaz anlarından biri olarak hafızama kazındı.

LHASA: GÖKYÜZÜNE EN YAKIN ŞEHİR

Akşam saatlerinde Lhasa'ya varıyoruz. Şehirde hâlâ nefes nefese kalıyorum; yüksek rakım etkisini hissettirmeye devam ediyor. Hatta otel odalarında oksijen maskeleri bulunuyor. Ben de geceleri daha rahat uyuyabilmek için onunla uyuyorum.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 32

POTALA SARAYI: TİBET'İN GÖRKEMLİ SEMBOLÜ

Lhasa'daki ikinci günümüzün ilk durağı, Tibet'in simgesi hâline gelmiş Potala Sarayı oluyor. Daha uzaktan görür görmez ne kadar görkemli bir yapı olduğunu fark ediyoruz ve gerçekten büyüleniyoruz. Kızıl ve beyaz renkleriyle şehrin üzerinde yükselen bu devasa saray, ilk bakışta bile insana hayranlık uyandırıyor.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 33

Potala Sarayı, 17. yüzyılda inşa edilmiş ve yüzyıllar boyunca Dalai Lamaların resmî ikametgâhı olarak kullanılmış. Deniz seviyesinden yaklaşık 3.700 metre yükseklikte, Marpo Ri (Kızıl Tepe) üzerinde yer alan yapı; 13 katı, binden fazla odası, sayısız şapeli ve değerli Budist eserleriyle Tibet'in en önemli kültürel ve dini merkezlerinden biri.

SERA MANASTIRI: TİBET BUDİZMİ'NİN EN ÖNEMLİ EĞİTİM MERKEZLERİNDEN BİRİ

Sonraki durağımız, Sera Manastırı oluyor. 1419 yılında kurulan bu manastır, Tibet Budizmi'nin Gelug (Sarı Şapkalılar) ekolünün en önemli eğitim merkezlerinden biri. Bir zamanlar binlerce keşişin eğitim aldığı Sera Manastırı, günümüzde de aktif olarak dini eğitim ve ibadet faaliyetlerini sürdürmekte. Lhasa'nın kuzeyindeki kayalık yamaçların eteklerinde yer alan manastır; beyaz taş yapıları, altın süslemeli çatıları ve geniş avlusuyla dikkat çekiyor. Dünya çapında ise en çok, keşişlerin el çırparak mantık ve Budist felsefesi üzerine gerçekleştirdikleri geleneksel tartışmalarıyla tanınmakta.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 34

GÖKYÜZÜNÜN ALTINDA UNUTULMAZ BİR GÖSTERİ

Akşam saatlerinde rotamızı Lhasa'daki açık hava tiyatrosuna çeviriyoruz. Burada, hayatım boyunca izlediğim en etkileyici sahne performanslarından biri olan Prenses Wencheng gösterisini izliyoruz. Tibet'in gecesine, dağların siluetine ve yıldızların altında kurulan dev sahneye taşınan bu görkemli yapım, ilk dakikasından itibaren bizi adeta büyülüyor. Müzikler, ışık gösterileri, dev dekorlar, gerçek hayvanlar ve kusursuz sahne geçişleriyle yaklaşık 90 dakika boyunca tek bir an bile gözümüzü sahneden ayıramıyoruz.

Gösterinin en dikkat çekici yanı ise yaklaşık 800 kişilik dev oyuncu kadrosu oluyor. Bu kadar büyük bir organizasyonda hiçbir oyuncunun ön plana çıkmaya çalışmaması, herkesin tek bir bütünün parçası gibi hareket etmesi dikkat çekiyor. Sahnedeki uyum ve disiplin, bireysel gösteriden çok ortak başarıya odaklanan anlayışı yansıtıyor. Çin'de sıkça karşılaştığımız bu yaklaşım, yalnızca bu gösteride değil, ülkenin çalışma kültüründe ve toplumsal yaşamında da hissediliyor. Ortaya çıkan sonuç ise tek tek oyuncuların değil, yüzlerce kişinin kusursuz uyumuyla hayat bulan etkileyici bir sanat eseri oluyor.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 35

TİBET'TEN AYRILIRKEN

Tibet'te geçirdiğimiz günlerin sonunda yanımızda yalnızca gördüğümüz tapınaklar, saraylar ya da kartpostalları aratmayan manzaralar kalmadı. Linzhi'nin yemyeşil vadileri, Lhasa'nın mistik atmosferi, 5 bin metreyi aşan dağ geçitlerinde hissettiğimiz nefes mücadelesi ve Potala Sarayı'nın görkemi bu yolculuğu unutulmaz kılan anılar arasında yerini aldı. Bir yandan binlerce yıllık kültürünü ve geleneklerini yaşatmayı sürdüren, diğer yandan modern altyapısı, ulaşım ağı ve kalkınma hamleleriyle dikkat çeken bir Tibet'i yakından tanıma fırsatı bulduk. Bölge halkının sıcak misafirperverliği ve doğayla kurduğu güçlü bağ ise bu coğrafyayı bizim için çok daha anlamlı hâle getirdi.

Çin'de geçen üç ay: Gördüklerim, yaşadıklarım ve izlenimlerim - Resim : 36

ÇİN'DEN AYRILIRKEN: 'ÇİN, İNSANLIĞI SEVEN HERKESİN SAYGISINDA EN ÖN SIRALARDAN BİRİNİ HAK EDİYOR'

Maalesef artık 3. ayın sonuna geliyoruz ve Çin’den ayrılma vaktim geliyor. Çin'den ayrılırken bir ülkeyi değil neredeyse bir parçamı geride bırakıyorum. Ayrılık günü geldiğinde boğazım düğümleniyor desem yeridir. Üç ay önce Pekin’e ilk geldiğimde önümde nasıl bir yolculuk olduğunu bilmiyordum. Şimdi ise geriye baktığımda; Pekin’den Sichuan’a, Yunnan’dan Guangxi’ye, Tibet’in yüksek dağlarından Lhasa’nın kadim sokaklarına kadar uzanan, hayatımın en özel deneyimlerinden birini geride bırakıyorum. Çin’i sadece derslerde öğrenmedim; sokaklarında yürüdüm, insanlarıyla tanıştım, sofralarına oturdum, tarihine dokundum ve günlük hayatın bir parçası olmaya çalıştım. Her şehirde, her yolculukta bu ülkenin başka bir yüzünü gördüm. Ve zaman geçtikçe Çin, üç aylığına geldiğim uzak bir ülke olmaktan çıkıp kendimi ait hissettiğim bir yere dönüştü.

Çin’den ayrılırken aklıma Amerikalı yazar Pearl S. Buck’ın şu sözü geliyor: “Çin, insanlığı seven herkesin saygısında en ön sıralardan birini hak ediyor.” Buck’ın bu sözünü anlamak için Çin’i uzaktan izlemek yetmiyor; insanlarını, tarihini, kültürünü ve günlük hayatını yakından görmek gerekiyor. Çocukluğunun büyük bölümünü Çin’de geçiren, Çince öğrenen, Çin toplumunu anlattığı The Good Earth ile Pulitzer kazanan ve daha sonra Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Buck, Çin ile Batı arasında adeta bir kültür köprüsüydü.

Çin’den ayrıldıktan sonra, yaklaşık 300 yıl önce bu ülkeyi Avrupa’dan izleyen Alman filozof Gottfried Wilhelm Leibniz’in Çin üzerine yazdığı şu cümleler bugün benim hafızamda yankılanıyor: “Bilgeliğin peşinden gitmek ve güzelliğe duyulan tutku, Çin zihninin iki kutbudur.” Belki de üç ayın sonunda benim hissettiğim şey tam olarak bu. Çünkü bazı ülkelerden ayrılırken sadece bir seyahati geride bırakırsınız; bazı yerlerden ayrılırken ise kendinizden bir parçayı orada bıraktığınızı hissedersiniz. Çin’den ayrıldığımda yanımda fotoğraflardan, videolardan ve notlardan çok daha fazlasını götürüyorum: dostlukları, sohbetleri, gördüğüm şehirleri, öğrendiğim hikâyeleri ve dünyaya biraz daha farklı bakmamı sağlayan üç ayı… Çin’den ayrıldım ama biliyorum ki bu ülke, hafızamda yalnızca bir seyahat olarak değil, hayatımın en özel bölümlerinden biri olarak kalacak.

Ayrıca, bana bu eşsiz deneyimi yaşama ve Çin’i böylesine yakından tanıma fırsatı sunan Aydınlık Gazetesi’ne sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Çin Halk Cumhuriyeti