15 Ağustos 2026 Cumartesi
İstanbul 28°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Çinli uzmanlar Aydınlık’a konuştu: Pekin küresel diplomasinin merkezi oluyor

Üst üste gelen Trump ve Putin’in Pekin ziyaretleri, dikkatleri Çin’e çevirdi. Çinli uzmanlar bu durumu ülkenin ekonomik ve siyasi gücü ile istikrarına bağlıyor. Özellikle Pekin’in güven verici diplomasi anlayışının etkili olduğu vurgulanıyor

Çinli uzmanlar Aydınlık’a konuştu: Pekin küresel diplomasinin merkezi oluyor

Çin son dönemde önemli bir diplomasi trafiği yaşadı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin tüm liderleri 6 aylık süreçte Çin’i ziyaret etti. ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ziyaretleri çok konuşuldu. Çinli gazeteci (CGTN) Xu Yawen ve Pekin Uluslararası Diyalog Kulübü'nün kurucularından ve Genel Sekreteri Han Hua ile bu süreci konuştuk. Çinli uzmanlar Pekin’in küresel diplomaside merkezi konumunun güçlendiğini belirtti.

‘ÇİN İLE BAĞ KURMAK STRATEJİK ZORUNLULUK’

Xu Yawen, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ülkelerinin liderlerinin 6 ay içerisinde Çin’i ziyaret ettiğini hatırlattı. Xu, “Ziyaretler, benzeri görülmemiş bir diplomatik fenomen teşkil etmiştir. Bu, Çin'in küresel siyasi ve ekonomik ilişkilerin merkezi bir odak noktası ve giderek parçalanan uluslararası sistemde istikrar sağlayıcı bir çıpa konumunda olduğunu göstermektedir. Bu eğilim aynı zamanda, Çin ile bağ kurmanın artık isteğe bağlı değil, stratejik bir zorunluluk olarak görüldüğüne dair geniş çaplı bir kabulü de yansıtmaktadır.” ifadelerini kullandı.

Xu, kolektif olarak değerlendirildiğinde bu görüşmelerde yapılan anlaşmaların, küresel ekonomik toparlanmaya katkıda bulunduğu, jeopolitik belirsizliği azalttığı ve giderek kutuplaşan uluslararası ortamda çok taraflı yaklaşımları güçlendirdiğini belirtti.

Çinli uzmanlar Aydınlık’a konuştu: Pekin küresel diplomasinin merkezi oluyor - Resim : 1
Xu Yawen

‘TRUMP PRAGMATİK HEDEFLERLE GELDİ’

Trump’ın Pekin ziyaretinin pragmatik hedeflere dayandığını belirten Xu, bunu “jeopolitik ve ekonomik belirsizliklerin ortasında Çin-ABD ilişkilerini istikrara kavuşturmak ve Amerikan şirketleri için ekonomik faydalar sağlamak” şeklinde özetledi.

ABD tarafının ticari sürtüşmeleri hafifletmeyi, koordinasyon mekanizmalarını güçlendirmeyi, pazara erişimi genişletmeyi ve Çin'in Amerikan tarım ile havacılık ürünleri alımını artırmayı hedeflediğini vurgulayan Çinli gazeteci, “Her iki taraf da rekabetin çatışmaya dönüşmesini önleme sinyali vererek, "stratejik istikrara dayalı, yapıcı bir Çin-ABD ilişkisi" inşa etme konusunda mutabık kaldı. Ekonomik cephede; gümrük vergilerinin sabitlenmesi, karşılıklı gümrük vergisi indirimi, tarım ticaretinin genişletilmesi ve Ticaret Konseyi ile Yatırım Konseyi gibi kurumsallaşmış diyalog mekanizmalarının kurulması konularında ön uzlaşıya varıldı. Bu önlemlerle, ikili ekonomik ilişkilerdeki öngörülebilirliğin artırılması ve dalgalanmaların azaltılması amaçlandı.” değerlendirmesinde bulundu.

Çinli uzmanlar Aydınlık’a konuştu: Pekin küresel diplomasinin merkezi oluyor - Resim : 2

‘BÜYÜK AYRILIKLAR ÇÖZÜLMEDİ’

Xu, özellikle Tayvan meselesi başta olmak üzere büyük yapısal görüş ayrılıkların çözülmemiş olduğunu söyledi. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Trump’a yaptığı Tayvan uyarısını hatırlatan Çinli gazeteci, “Trump, ‘Tayvan'ın bağımsızlığını’ desteklemediğini belirtmiş olsa da, sonrasında ABD tarafında yaşanan tutarsız sinyaller stratejik belirsizliği ve karşılıklı güvensizliği beslemeye devam etmiştir. Genel olarak, bu zirve yapısal çelişkileri çözmemiş olsa da ilişkilerin daha da kötüye gitmesini engellemiş ve daha istikrarlı bir uluslararası ortama katkıda bulunmuştur.” dedi.

‘ÖNGÖRÜLEBİLİR DIŞ ORTAM YARATMA’

Yawen Xi-Trump zirvesinin en önemli sonucunun, tarafların "stratejik istikrara dayalı, yapıcı bir Çin-ABD ilişkisi" inşa etme konusunda anlaşmaları olduğunu belirtti. Bu yaklaşımın; sıfır toplamlı çatışmayı ve bloklaşma rekabetini reddederek, bunun yerine yapılandırılmış rekabeti, yönetilen farklılıkları ve sistemik çatışmalardan kaçınmayı savunduğunu aktardı.

Ekonomik açıdan görüşmenin, ikili ticaret beklentilerini istikrara kavuşturduğunun altını çizen Çinli gazeteci, “Her iki taraf da ticaret, tarım ve halklar arası değişim programlarında işbirliğini genişletmeye hazır olduklarını ifade etti. Ekonomik istişarelerde kaydedilen ilerleme; piyasa belirsizliğini azalttı, iş dünyasının güvenini artırdı ve küresel tedarik zinciri istikrarını destekledi. Çin açısından bu durum, yüksek standartlı dışa açılım politikasını pekiştirmekte ve kalkınma için daha öngörülebilir bir dış ortam yaratmaktadır.” ifadelerini kullandı.

‘Xİ-PUTİN GÖRÜŞMESİ BİR DÖNÜM NOKTASI’

Yawen, Xi-Putin görüşmesini de değerlendirdi. Çinli gazeteci, yoğunlaşan jeopolitik rekabet ve büyük güçler arasında artan stratejik ayrışmalar karşısında, Xi-Putin görüşmesinin ikili ilişkilerin ötesine geçtiğini belirterek, “Görüşme tek taraflılığa ve blok çatışmalarına karşı, uluslararası hukuka dayalı çok kutuplu bir uluslararası düzeni savunan stratejik bir duruşu temsil etmektedir.” ifadelerini kullandı.

Xu Yawen, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Zirve, Çin-Rusya ilişkilerinin uzun vadeli stratejik istikrarını daha da sağlamlaştırdı. İki taraf; ilişkilerini ittifak kurmama, çatışmama ve üçüncü tarafları hedef almama ilkeleri üzerine temellendiren İyi Komşuluk, Dostluk ve İşbirliği Antlaşması'nı uzatma konusunda anlaştı. Çok kutupluluk ve yeni bir uluslararası ilişkiler türü hakkındaki ortak bildiri, blok siyasetini ve sistemik bölünmeyi açıkça reddetmektedir.

“Pratik anlamda zirve; ekonomi, enerji, ulaşım, altyapı ve uluslararası yönetişimi kapsayan 40'tan fazla işbirliği anlaşmasıyla sonuçlandı. Bu çıktılar, ekonomik karşılıklı bağımlılığı derinleştirmekte ve ikili işbirliğinin maddi temelini sağlamlaştırmaktadır. Küresel ölçekte ise bu toplantı; özellikle Küresel Güney ülkeleri için egemenliğe, iç işlerine karışmamaya ve bağımsız kalkınma yollarına verilen ortak desteğin altını çizmektedir. Ayrıca, artan belirsizliklerin ortasında her iki tarafın da istikrara, sürekliliğe ve dış baskılara karşı direnişe verdiği önemi vurgulamaktadır. Tarihi bir dönüm noktasında gerçekleşen dönüm noktası niteliğindeki bu diplomatik olay; çatışma yerine istikrara, ayrışma yerine işbirliğine yönelik ortak bir tercihi yansıtmakta ve değişen küresel düzende büyük güç ilişkileri için uzun vadeli bir çerçeve şekillendirmektedir.”

KÜRESEL DİPLOMASİDE ÇİN’İN AĞIRLIĞI

Han Hua da Çin’in diplomaside artan küresel etkisine dikkat çekti. Han son dönemde artan diplomasi trafiğini “Derin jeopolitik belirsizliklerin ortasında yalnızca Çin'in büyüyen ekonomik ağırlığını değil, aynı zamanda küresel diplomasideki artan merkezi konumunu yansıtmaktadır.” şeklinde değerlendirdi.

Çin, ölçeğinin de ötesinde, giderek bir öngörülebilirlik ve istikrar kaynağı olarak görüldüğünü aktaran Han, “Çin'in uzun süredir devam eden iç işlerine karışmama politikası, dış politika geleneklerindeki süreklilik ve blok çatışmaları yerine diyaloglara verdiği önem; özellikle çatışma arabuluculuğu ve kriz yönetimi bağlamlarında bir güvenilirlik algısına katkıda bulunmaktadır. Ekonomik direnci ve küresel büyümenin temel motoru olma rolüyle birleşen bu durum, istikrarlı dış koşullar arayışındaki birçok ülke için ek bir güven katmanı sağlamaktadır. Aynı zamanda bu eğilim, büyük güçlerin stratejik rekabete rağmen Pekin ile sürdürülebilir bir angajman içinde olma gerekliliğini kabul etmeye devam ettiğini göstermektedir. Ortaya çıkan tablo tek taraflı bir merkezilik değil; Çin'in vazgeçilmez bir diyalog çıpası ve küresel yönetişim tartışmalarında giderek artan bir istikrar referans noktası olarak işlev gördüğü, daha dağıtık bir diplomatik düzendir.” ifadelerini kullandı.

Çinli uzmanlar Aydınlık’a konuştu: Pekin küresel diplomasinin merkezi oluyor - Resim : 3
Han Hua

YAPICI-STRATEJİK İSTİKRAR

Han Çin’in ABD ile olan ikili ilişkiyi “yapıcı stratejik istikrar” olarak tanımlamayı teklif ettiğini belirtti. Bunun Trump’ın görüşme sonrası mülakatı aracılığıyla ABD tarafından da kabul edildiğini vurgulayan Han, “Bu durum, küresel söylemin büyük bir kısmının Trump’ı öncelikle dar ve ticari (al-ver mantığına dayalı) bir mercekten yorumlama eğiliminde olduğu bir dönemde özellikle önem taşımaktadır.” dedi.

Daha geniş bir çerçevede bu angajman, tek bir sonuç odaklı değişimden ziyade, her iki taraf için stratejik bir sinyal verme ve gündem şekillendirme süreci olarak görülmesi gerektiğini söyleyen Çinli uzman, “Bu düzeydeki sürdürülebilir angajman, doğrudan liderler arası diplomasinin; özellikle ticari sürtüşmeler, teknoloji kontrolleri ve bölgesel güvenlik odak noktaları gibi hassas konularda yanlış algılamaları azaltmaya ve krizlerin tırmanma riskini düşürmeye nasıl yardımcı olabileceğini vurgulamaktadır. Bu durum aynı zamanda, Çin'in büyük güç ilişkilerinde öngörülebilirlik tercihine uygun olarak, blok çatışması yerine karşılıklı saygı, bir arada yaşama ve yapılandırılmış rekabet anlatılarını güçlendirerek Pekin’in (diplomatik) bir araya getirme gücünü artırmaktadır.” yorumunu yaptı.

TRUMP VE PUTİN GÖRÜŞMESİNDEKİ FARK

Han Putin-Xi ve Trump-Xi görüşmelerindeki farka da dikkat çekti. Görüşmeler arasındaki temel farkların koordinasyonun kapsamında ve ikili ilişkilerin temel yapısında yattığını belirtti.

Çin-Rusya örneğinde etkileşim, en üst düzeyde stratejik yakınlaşma ve kurumsallaşmış koordinasyon ile karakterize edildiğini belirten Çinli uzman, “Bu durum, yalnızca işbirliğinin genişliğine değil, aynı zamanda siyasi koordinasyondan ekonomik işbirliğine ve küresel yönetişime dair ortak pozisyonlara kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan kapsamlı bir ortak deklarasyonun yayımlanması gibi sembolik çıktılara da yansımaktadır. İlişki, özellikle daha çok kutuplu bir uluslararası düzen ve küresel kurumların reformu etrafındaki anlatıları şekillendirmede, giderek bir nevi ‘stratejik senkronizasyonu’ yansıtmaktadır.” ifadelerini kullandı.

Çinli uzmanlar Aydınlık’a konuştu: Pekin küresel diplomasinin merkezi oluyor - Resim : 4

Buna karşılık, Trump ile yapılan görüşmede ortak bir deklarasyonun yayınlamadığına dikkat çeken Han, “Ki bu durumun kendisi de ilişkinin daha karmaşık ve rekabetçi doğasını yansıtmaktadır. Burada vurgu daha çok beklentileri istikrara kavuşturmak, farklılıkları yönetmek ve gerilimin tırmanmasını önlemek üzerinedir. Gündem; ticaret, teknoloji, finans ve bölgesel güvenlik alanlarındaki rekabete sınırlar (koruma bariyerleri) getirilmesine daha dar bir şekilde odaklanmıştır. Bu çerçeve içinde Tayvan meselesi, Çin için ikili ilişkideki en temel ve en hassas konu olmaya devam etmekte; hem stratejik güveni hem de risk algısını şekillendirmektedir. Sonuç olarak, bu angajmanın birincil amacı bir yakınlaşma sağlamak değil, uzun vadeli rekabet ve derin karşılıklı bağımlılık koşulları altında stratejik istikrarı korumaktır. Kısacası, Çin-Rusya ilişkileri giderek gelişen uluslararası düzende koordineli bir konumlanmaya yönelirken, Çin-ABD ilişkileri rekabetçi bir stratejik ortamda rekabeti yönetme ve beklentileri istikrara kavuşturma merkezlidir.” değerlendirmesinde bulundu.

‘DEKLERASYON YENİ DÜZEN İÇİN ÇERÇEVE OLUŞTURUYOR’

Rusya ve Çin arasında imzalanan deklarasyonu da değerlendiren Han, bunu 3 düzeyde yorumladı. Normatif çerçeveleme, stratejik sinyal verme ve kurumsal konumlandırma olarak deklerasyonu özetleyen Çinli uzmanın görüşleri şu şekilde:

“Normatif düzeyde; Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dönemin sona ermekte olduğuna ve uluslararası ilişkilerin tek bir baskın güç etrafında organize edilmemesi gerektiğine dair ortak bir görüşü yansıtmaktadır. Bunun yerine, büyük güçler arasında ‘eşit egemenlik’ vizyonunu ve Küresel Güney için daha fazla söz hakkını teşvik etmektedir. Bu anlamda çok kutupluluk, yalnızca gerçekliğin bir tasviri olarak değil, tercih edilen normatif bir düzen olarak sunulmaktadır.

“Stratejik düzeyde; deklarasyon, Çin ve Rusya arasında blok siyasetine ve dış baskılara direnme konusunda yüksek derecede bir yakınlaşmaya işaret etmektedir. Her iki tarafın da ittifak temelli çevreleme mimarilerini, küresel düzenin meşru kurucu ilkeleri olarak kabul etmediği fikrini pekiştirmektedir. Aksine, her ikisi de stratejik özerkliği ve sıfır toplamlı jeopolitik rekabete karşı olmayı vurgulamaktadır.

“Kurumsal düzeyde ise; belge aynı zamanda küresel yönetişimin -özellikle BM sisteminde ve diğer çok taraflı çerçevelerde- daha fazla kapsayıcılığa ve nüfuzun yeniden dağıtılmasına doğru evrilmesini şekillendirme girişimidir. Yükselen ekonomilere doğru kayan ekonomik ve siyasi ağırlığı meşrulaştırmayı amaçlamaktadır.

“Genel olarak deklarasyon, tek kutuplu sonrası bir uluslararası sistem için ortak bir entelektüel ve diplomatik çerçeve ortaya koymakla ilgilidir.”

Çin Rusya ABD Birleşmiş Milletler