En doğru çözüm Kıbrıs'ın 'taksim'i
Kıbrıs'ta ne 'federasyon' ne de 'iki devlet'in çözüm olacağını kaydeden Perinçek, 'En doğru çözüm Kıbrıs'ın Türkiye ve Yunanistan tarafından taksim edilmesidir.' dedi; 1950'lerde Atina'nın da bu çözümü savunduğunu hatırlattı
Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, Ulusal Kanal’da her salı yayınlanan Çıkış Yolu programında gündeme ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Aydınlık Gazetesi Genel Müdürü Beyhan Korkman ve Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tevfik Kadan’ın sorularını yanıtlayan Perinçek, Türk kadın voleybolunun başarısından TUSAŞ yangınına, TRÇİ İttifakı’ndan Kıbrıs’ta yaşananlara ve Çerçeve Yasa’ya kadar yine ezber bozdu. Perinçek’in açıklamaları özetle şöyle oldu:
‘HALUK GÖRGÜN VE EKİBİ GÖREVDEN ALINMALI’
Sayın Perinçek, TUSAŞ yangını ile ilgili bir açıklama yaptınız. Sorumluların görevden alınmasını istediniz. Ne oluyor savunma sanayisinde?
Milli Muharip Uçağımız KAAN’ın motorlarını üreten fabrika yandı. Orası yanmaz, yanamaz! Savaş yok, bombalar patlamıyor, füzeler atılmıyor. Orası yanamaz! Bu, sonuç itibarıyla Savunma Sanayii Başkanlığına kadar giden hiyerarşiyi sorumlu tutmamız gereken bir olaydır. Bir de kangrenleşen bir güven problemi var. Eskişehir’deki motor fabrikası yanıyor, ertesi sabah TUSAŞ’ın helikopteri Ankara’da düşüyor. Ankara’daki TUSAŞ Merkezi’ni teröristler basıyor. Beş görevlimizi şehit edip 22 görevlimizi yaralıyorlar. Orası Türkiye’nin namuslu. Oraya terörist girebilir mi? Herhangi bir AVM değil, yol geçen hanı değil… Sonra bakıyoruz, ellerinde bir kara kutu var. Azerbaycan-Gürcistan sınırında düşürülen C-130 uçağımızın kara kutusu. Ya bir tane kara kutuyu koskoca TUSAŞ açamıyor mu?
Savunma Sanayii Başkanı “NATO Müdürlüğü açacağız.” dedi. Orası milli bir kurum, niçin içinde NATO merkezi açılıyormuş? Onu NATO’ya bağladığın zaman ne Doğu Akdeniz’de ne Ege’de ne Meriç’in ötesinde Amerika, İsrail, Yunanistan tehdidine karşı vaziyet alabilirsin.
Bu yaşananlar; Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün başta olmak üzere ekibinin ciddi olmadığını, sorumluluk taşımadığını, bu kurumların güvenliğini sağlayamadığını gösteriyor. Bugün onları istifaya çağırdık. Hatta Sayın Cumhurbaşkanı’ndan, hükümetimizden talepte bulunduk. Dedik ki bunları görevden alın.
TRÇİ İTTİFAKI DÜNYA GÜNDEMİNDE
Sayın Genel Başkan, DÜNYA-MER’in “Büyük Savaşı Önleyecek İttifak” başlığı ile düzenlediği konferans tüm dünyada yankılanmaya devam ediyor. Çin’de, Rusya’da ve onlarca ülkede TRÇİ İttifakı tartışılıyor. Bu yoğun ilgiyi nasıl değerlendirirsiniz?
Ankara’daki DÜNYA-MER toplantısına 19 ülkeden; Amerika’dan, Rusya’dan, Avrupa’dan, Latin Amerika’dan, Batı Sahra’dan, tüm dünyadan katılanlar oldu. Yunanistan’dan gelen Dimitris Konstantakopoulos dahil Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakı’nda bir birleşme yaşandı. Sonuç Bildirgesi’nde de Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakı, Büyük Savaş’ı önleyecek ittifak olarak saptandı. Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakı birdenbire uluslararasılaştı. Dünyalılaştı. Mesela Rusya’da 40-50 gazete ve televizyon verdi. Dünyada 60-70 ülkede yayınlar yapıldı. Filipinler’den Singapur’a, Vietnamdan Tayland’a kadar yayıldı. Bütün dünya Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakı’nı konuşmaya başladı ve en son Çin’de de çok esaslı bir yorum yayınlandı. O yorumda en önemli ifade şu: Çin Halk Cumhuriyeti’nin ittifaklara katılmama, bloklara katılmama politikasının aşılmaya başlandığı, hatta aşıldığı belirtiliyor ve “Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakı NATO’nun dağılmasını mı getiriyor?” sorusu ortaya atılıyor. Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakı’nın bütün dünyaya kabul ettirilmesi, belki de Türkiye’nin son 30-40 yıldır uluslararası alanda kazandığı çok önemli bir başarıdır.
EN DOĞRU ÇÖZÜM KIBRIS’IN ‘TAKSİM’ EDİLMESİDİR

Sayın Perinçek, konferansta ezber bozan bir çıkışınız da oldu ve Kıbrıs’ta “taksim”i gündeme getirdiniz. Bugün de BM Genel Sekreteri 16 yıl sonra ilk kez Kıbrıs’a geldi. Ne oluyor Kıbrıs’ta ve çözüm nasıl gelecek?
Konferansta yanımda Sayın Şükrü Sina Gürel oturuyordu. Başbakan Yardımcımız ve Dışişleri Bakanımız. Onun Kaynak Yayınları’ndan çıkmış iki ciltlik Kıbrıs Tarihi kitabı vardır. Ben de oradan okumuştum. 1950’li yıllarda, 53-54 olabilir, Yunanistan Dışişleri Bakanı “Taksim edelim Kıbrıs’ı, yarısı Türkiye’nin yarısı Yunanistan’ın olsun.” diyor. Tabi o sırada Kıbrıslı Rumların İngiliz yönetimine karşı silahlı hareketleri de var. İngilizler de bizim Türklerden polis teşkilatı kurdular. Maalesef İngilizlerin polisliğini yaptık. O sırada Dışişleri Bakanımız Fuat Köprülü’ye gazeteciler soruyor; Yunan Dışişleri Bakanı “Kıbrıs’ı taksim edelim.” diyor, ne dersiniz diye... Köprülü ise “Bizim Kıbrıs diye bir meselemiz yok.” yanıtını veriyor. Yani oradaki İngiliz hakimiyetini savunmuş oluyor. Fakat yine de Batılı emperyalistler gidişattan kuşkulandılar ve 1955 yılı 6-7 Eylül’ünde İstanbul’da tamamen bir Gladyo tertibi uygulandı. Saldırılar, yağmalar yapıldı. Türkiye ile Yunanistan arasında çok ciddi bir gerginlik oluştu ve esaslı çözüm kaldı.
Trakya’da biz komşuyuz, o komşuluk Kıbrıs’ta da devam eder. Bugün zaten fiilen de öyle olmuş durumda. Onun için iki devletle çözüm yürümez. Neden yürümez? Çünkü bir Kıbrıs Milleti yok. Kıbrıs’ta Türkler var, Rumlar var. İkincisi, bunların federasyon veya konfederasyon olarak bir arada yaşamaları da mümkün gözükmüyor. Maalesef araya geçmişte önemli kanlı olaylar girmiş durumda. En doğru çözüm Kıbrıs’ın taksim edilmesidir. Vatan Partisi Programı’nda da var bu. Ki bir tarihte Yunanistan da bunu savunuyordu.
Buna kim itiraz eder? Amerika, İngiltere. Çünkü orada Agrotur, Dikelya Üssü var. Ancak Kıbrıs’ın Türkiye ile Yunanistan arasında taksim edilmesi, nihayet oradan İngilizlerin kovulması gibi süreçleri de beraberinde getirir.
Peki bugün BM’nin yeninde ortaya çıkardığı Kıbrıs planlarından endişelenmeli miyiz?
Endişelenmeliyiz tabi. Yani plandan endişelenilmez ama onu uygulayacak silah var. Amerika gibi büyük bir silahlı güç, İsrail ve Yunanistan’la birlikte Kıbrıs’a yığınak yapıyor, Doğu Akdeniz’e yığınak yapıyor. Doğu Akdeniz’de bir dengesizlik var. Dengesizlik savaşı davet eder. Türkiye kamuoyunda maalesef hesapsız kitapsız Atlantikçiler, “Biz İsrail’i de yeneriz, Yunanistan’ı da yeneriz.” gibi hep Amerika’yı gizleyen bir tutum içindeler. Halbuki İsrail ve Yunanistan zaten Türkiye ile savaşa girmez. Ama Amerika gir dedi mi, arkasında oldu mu, iş değişiyor. O zaman hep birlikte saldıracaklar. Orada Türkiye’nin nükleer silahı olan, Doğu Akdeniz’de güçlü donanması olan müttefiklere ihtiyacı var veyahut en azından Rusya gibi bir müttefike ihtiyacı var.
YARGILAMA GELİRSE SÜREÇ ÇIKMAZA GİRER
Sayın Perinçek, PKK’nın feshi ve silah bırakma sürecinde yeni bir aşamaya geldik. Çerçeve Yasa artık TBMM’ye geliyor. Bazı ayrıntıları da basına düştü. Siz süreçteki gidişatı nasıl görüyorsunuz?
15 maddelik bir yasaymış. Ama bence en önemlisi şu; bu yasada asker ve polis öldürenlere af yok deniyor. Bu şu demek: Sınırın ötesinde 21 bin PKK mensubu olduğu hükümet tarafından ifade ediliyor. Bunlar sınırı geçecekler. 21 bin kişiyi ne yapacaksınız? Yargılayacaksınız ki hangisi asker öldürmüş, hangisi polis öldürmüş, hangisi polis ve asker öldürülmesi için azmettirmiş, emir vermiş, hangisi asker ve polis öldürenlere yardım yataklık yapmış… Dolayısıyla bu 21 bin insanın yargılanması bizim ceza usulü kanununun gereklerine göre 20 yıl mı sürer, 30 yıl mı sürer? Yasanın içine bu tür yargılamaya yönelik mecburiyetler konduğu zaman, bu yasa çıkmazda demektir.
Terör eylemine karışmış, karışmamış. Nasıl tespit edeceksin? Yargılamak zorundasın. Bunu MİT raporlarıyla veya Emniyet raporlarıyla saptayamazsınız. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlarına göre, bir adam öldürme suçunu veya terör suçunu bir tek mahkemeler tespit edebilir. MİT tespit edemez. MİT’in veya Emniyet’in raporları bilgilendirme dışında hukuki bir değere sahip değildir.
KADIN SPORUNDAKİ BAŞARI TÜRK DEVRİMİ’NİN ESERİ
Sayın Genel Başkan, Türkiye kadın voleybolunda tarihi bir başarıya daha imza attı. Bu başarının sırrı sizce nedir?
Türk Devrimi’nin kadını, Cumhuriyet’in kadını, özgüvenli, azimli, kararlı… Tarihin içinden çıkan kadın… Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre oyununda Zekiye vardı, o tiyatro eserinin kahramanı, işte Namık Kemal’lerden bu yana yaratılan kadın... Kendini erkeklerle eşit gören, yaparım diyen, çelik iradesi olan, becerikli, marifetli... Yalnız voleybolda değil, basketbolda, güreşte, boksta, yüzmede, teniste, diğer spor dallarında da Türkiye’de kadınlar erkeklerin önünde. Kadın sporunda Türkiye hep doruklarda. İşte bu Türk Devrimi’nin eseri. Bu başarının Santarelli’nin taktikleriyle falan değil, son 200 yıllık Türk tarihiyle çok ciddi ilişkisi var. Hepsi aydın, birikimli, entelektüel. Zeki, kendini geliştirmiş, kendine güvenen. Modern, çağdaş, ben varım diyen. Onlarla gurur duyuyoruz. Türkiye’nin gururuna gurur kattılar.