Ergenlikte sosyal medya kullanımı
Sosyal medya ve dijital platformlar çağımızın gerçeği. Çocukları ve gençleri dijital dünyadan uzak tutmak artık mümkün değil. Onları bu gerçekle yaşamaya hazırlamak, bu dünyada kaybolmadan, bilinçli bireyler olarak var edebilmek için topluma, devlete, ebeveynlere ve eğitimcilere görevler düşüyor.
Sosyal medya ve ergenlik… Bütün dünyada üstünde çok durulan, genellikle olumsuz etkileriyle konuşulan, hemen hemen bütün ülkelerde kanunla sınırlandırılmaya çalışılan bir ilişki alanı. Ülkemizde de yeni kabul edilen yasa ile 15 yaşını doldurmayanların sosyal medya ve dijital oyun platformlarına erişimleri sınırlandırılıyor. Bu platformlarda uygulama sunanların, açık, anlaşılır, kullanıma elverişli doğrulama sistemleri, derecelendirmeler ve ebeveyn kontrol araçları sağlamaları gerekiyor. Kanunun önümüze koyduğu pratiğin ötesinde, sosyal medya-ergenlik ilişkisini ele almak istiyoruz. Sorularımızı çocuk ve ergen psikolojisi, ebeveyn danışmanlığı, bireysel psikoterapi konularında uzman, Klinik Psikolog Ezgi Burcu Arslantaş’a yöneltiyoruz.
- Tabletler, telefonlar, oyun platformları, uygulamalar, kısa videolar, klipler… Çocuklar için eğlence midir öğrence midir, bağımlılık mıdır özgürlük müdür, kişiliği ve becerileri geliştirir mi köreltir mi daha çok?
Saydıklarınızı “ekran” kelimesiyle toparlamak istiyorum. Duruma göre hepsi de olabilir. Eğlence olabilir, öğrence olabilir, bağımlılık haline de gelebilir. Kişilik ve becerilerimizi güçlendirebilir veya köreltebilir. Burada kriter, nasıl ve ne kadar kullanıldığıyla ilintilidir. Yaş gruplarına göre ekran kullanım süreleri belirleyen uzmanlar var. Bu, benim de ilgi alanım. Ekranın çocuklara nasıl sunulacağı konusunda ebeveynlerde anlamlı bir kararsızlık görüyorum. Bana sorarsanız mümkün olduğunca az, 3 yaşına kadar da sıfır ekran olmalı. Sonrasında ise ebeveyn kontrolünde, yaşına uygun sürelerle çocuklar ekranla tanıştırılmalı. Burada, ne izliyor, ne yapıyor ve ne kadar yapıyor soruları önemli. Sağlıklı kullanım öğretilen ve sağlanan çocuklarda ekranın, kişilik ve becerileri geliştirmesi pekâlâ mümkün.
KRİTİK DÖNEM: ERGENLİK
- Sosyal medyanın ergenlik özelinde etkileri, yarattığı ruhsal ve fiziksel olumsuzluklar nelerdir?
Ergenlik, gençlerin kendilerini tanımlamaya ve başkalarıyla kıyaslamaya en açık olduğu dönemdir. Sosyal medya ile ilişkisi özellikle önemlidir. Ruhsal etkileri şöyle sıralayabilirim: Sosyal medyada sürekli kıyaslama yapan ergen, özgüven sorunu yaşayabilir. Beğeni odaklı kullanım, onay ihtiyacını artırabilir. Siber zorbalık, kaygı ve yalnızlık hissini tetikleyebilir. Sosyal medya beyindeki ödül sistemini çok hızlı çalıştırır, beğeni alındıkça kısa süreli mutluluk hissi oluşur ama bu kalıcı olmaz. Bu yüzden ergen, aynı hissi tekrar tekrar yaşamak için ekran karşısında daha fazla zaman geçirmeye başlar. Bu da bir döngü yaratır.
Fiziksel olumsuzluklara gelince; en çok uyku düzeni etkilenir, gece ekran kullanımı uykuyu, hatta beyin gelişimini bozar, hareketsizlik artar. Sosyal medyada kontrolsüz yayılan algılarla, örneğin “kusursuz beden” algısıyla beden memnuniyetsizliği ortaya çıkar. Sosyal medya bağımlısı gençlerin kendilerini başka birisi gibi gösterme eğilimleri fazlalaşır ve “kendi gibi olma” duygusunda bozulmalar yaşanır. Ama bütün bunlarda mesele, sosyal medyanın varlığıyla değil, ergenin onunla kurduğu ilişkinin sağlıklı olup olmadığıyla ilintilidir.
YASAK MERAKI TETİKLEYEBİLİR
- Yeni çıkan yasa, çocukları sosyal medyanın zararlarından gerçekten koruyacak mıdır?
Bu tür yasalar önemli bir ihtiyaca cevap vermektedir. Dünya genelinde, Avrupa’dan Asya’ya, Amerika’dan Avustralya’ya kadar birçok ülke benzer sınırlamalar getirdi ve milyonlarca sosyal medya hesabı kapatıldı. Çocukları koruma niyeti doğrudur ve gereklidir. Ancak yasa tek başına yeterli değildir, çocukları kısmen korur, zararlı içeriklere erişimi azaltabilir, platformları daha sorumlu davranmaya zorlayabilir… Tamamen koruma ise teknik olarak kolay değil, birçok yerden delinebilir. Çocuklar yaşını yanlış girebilir, VPN gibi yöntemlere başvurabilir. Gizli saklı yapılan iş daha fazla heyecan verir, yasak bazen merakı tetikleyebilir. Bir şeyin yasak olması onu daha çekici hale getirebilir.
- Yasa nasıl uygulanacak? Ebeveyn kontrolü, izni, onayı aranacak deniyor ama nasıl olacak?
E-devlet üzerinden uygulanacağı belirtiliyor. Pratiğini henüz tam bilemiyoruz, süreç içinde belli olacak. Ancak şimdiden şu çelişkilerin altını çizmeliyiz. Ebeveyn kontrolü, izni, onayı olunca sınırlama ortadan kalkmış mı olacak? Sosyal medyada veya oyunda çocuğunun ne kadar vakit geçireceği konusunda ebeveyn yasaya mı ihtiyaç duyuyor? Yasa bu anlayışla, ebeveyni çocuklar üzerinde pasif bir konuma getiriyor. Sosyal medya kullanma konusunda ebeveyn yeterince donanımlı değilse, denetimin anlamı kalmıyor. Çocuklar teknik olarak bu sistemleri zaten aşabiliyor. Bu konularda platformlardan, yasalardan önce ebeveynlerin sorumluluğu geliyor. Dolayısıyla bu, işlevsel ama sınırlı bir çözüm, bir koruma kalkanı. Çözümün esası çocuklara dijital dünyada nasıl var olacaklarını öğretmek ve aileyi sürecin aktif parçası haline getirmekten geçiyor.
ÇOCUK KENDİNİ KORUYACAK BECERİYLE DONATILMALI
- Ne yapmak gerekiyor?
Sosyal medya ve dijital platformlar, çağımızın gerçeği. Tabletler, telefonlar, robotlar, oyunlarla, zamanın çocukları doğduklarından itibaren ekrana maruz kalıyorlar. Yasaklamaktan çok doğru kullanmayı öğretmek gerekiyor. Burada öncelikli görev ailelere düşüyor. Ekran kullanım alışkanlıklarımız çocuklarımıza doğrudan örnek oluşturuyor. Ailelerin çocuklarına rol model olduklarını bilmeleri gerekiyor. Ayrıca çocukla açık iletişim kurmaları, çocuğu yargılamadan dinlemeleri, sınırları birlikte belirlemeleri gerekiyor. Süre kısıtlamak yerine içerik üzerine konuşmak, “Ne izliyorsun, bu sana nasıl hissettiriyor?” gibi sorularla çocukta farkındalık geliştirmeye çalışmak gerekiyor. Çocukları dijital dünyadan korumak değil de o dünyada kendilerini koruyabilecek becerilerle donatmak, asıl hedefimiz olmalı.
‘Temsilden ibaret bir görev değil’
- Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD)’nin son kurultayında Genel Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçilen Ezgi Burcu Arslantaş’a, CKD ile nasıl tanıştığını, kaynaştığını, yeni seçildiği göreviyle ilgili düşüncelerini de sorduk:
CKD ile ilk İstanbul Tuzla Şubesi’nde tanıştık. Şube Başkanı Cevher (Kılıç) Hanım’la birlikte seminer düzenlemiştik. Sonrasında yine CKD’nin ‘Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Medyanın Sorumluluğu’ konulu paneline konuşmacı olarak davet edildim. Arkasından RTÜK ve CKD’nin aynı konulu ortak çalıştayında görev aldım. CKD ile birbirimizi çok sevdik, bu sevgi son kurultayda Genel Yönetim Kurulu’na üye seçilmemle taçlandı. CKD’yi millî kadın hareketinin en önemli temsilcisi, toplumsal farkındalık yaratmada etkili, kadınların güçlenmesini, toplumun gelişmesini destekleyen çok kıymetli bir yapı olarak görüyorum. Burada görev almak bana gurur veriyor ve sorumluluk hissettiriyor. Bu sorumlulukla özellikle çocuklar, gençler ve ailelerle ilgili psikolojik farkındalık çalışmalarına katkı sunmayı, eğitimler ve projeler geliştirmeyi hedefliyorum. İşimin sadece temsil olmadığını, aktif üretim, sahada olma, topluma dokunma çalışmaları içerdiğini düşünüyorum. Ülkeme, kadınlarımıza ve topluma borcumu ödeyebileceğim bir yer olarak görüyorum.
MEDYA OKURYAZARLIĞI MÜFREDATA GİRMELİ
- Medya okuryazarlığı ve dijital okuryazarlık, eğitim müfredatlarına girmeli mi? Hangi okul, hangi yaş çocukları için girmeli? İçeriğinde hangi konular işlenmeli?
Kesinlikle girmeli. Günümüzde çocuklar dijital dünyanın içine doğuyorlar. Ancak bu dünyada nasıl sağlıklı yaşayacaklarını kendiliğinden öğrenmeleri oldukça zor. Dijital ve sosyal medya okuryazarlığı “seçenek” değil, temel yaşam becerisi olarak görülmeli. Bu eğitimin mümkün olduğunca erken yaşta, okul öncesi dönemde farkındalık çalışmalarıyla başlayıp ilkokuldan itibaren daha yapılandırılmış bir ders haline gelmesi çok önemlidir. Özellikle ilkokul ve ortaokul dönemleri, çocukların alışkanlık geliştirdiği kritik yıllar olduğu için bu dersin en aktif işlendiği dönemler olmalıdır. Dersin içeriğinde; güvenli internet kullanımı, siber zorbalık, doğru bilgiye ulaşma, sosyal medyanın duygular üzerindeki etkisi ve sağlıklı ekran kullanımı gibi konular işlenmelidir.

