Erol Güngör, kültür değişmesi ve milliyetçilik
Erol Güngör entelektüel kimliğine rağmen birtakım ideolojik monist yaklaşımlar sergileyen bir bilim insanıdır. Özellikle Türk-İslam sentezinin savunucusu olarak öne sürdüğü tezlerin kanıtlanmaya muhtaçtır. Avrupa kültürü ile Avrupa medeniyeti kavramını bir görmesi de tartışmaya açıktır
İlericilik-gericilik tartışması Aydınlanma Çağı ile birlikte günümüze değin gelmiştir. Peki ilerici ve gerici şahısların özellikleri nelerdir? İlerici yeniliği savunurken gerici statükoyu korumaya çalışır. Birisi nakilci iken diğeri akılcıdır. Gerici sürekli geçmişe özlem duyarken, ilerici bugünü ve geleceği arzu eder. (1) Bu makalede milliyetçi-muhafazakâr camianın önemli ideologlarından Prof. Dr. Erol Güngör’ün kültür değişmesi, milli karakter ve Türk-İslamcı görüşleri ile ilgili bazı düşünceleri ele alındı. Erol Güngör’ün görüşlerinin modernizm/post-modernizm çağında geçerliliğini kaybettiğini söylemek gerekir. Güngör tezlerini kanıtlamak için kendisi gibi muhafazakâr camiadan gelen kişileri refere etmiştir. Güngör ile ilgili eleştirilerim Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik adlı kitabından alıntılardan oluşmaktadır. Milliyetçi-muhafazakâr düşüncelerin etkisinde kalan Güngör, oldukça keskin genellemeler yapmaktadır. Örneğin; Türklerin İslâm’ı kabul etmesiyle şuurunu bulması, Ulül emre itaat kavramının İslam öncesi Türklerde de bulunduğu, kültür ile milli karakterin birbiri ile bağlantılı olduğu gibi varsayımlar…
Önsel olarak Türkler İslam’ı kabul etmeden önce de büyük bir medeniyeti olan millettir. Hatta İslam’ın kabul edilmesinden sonra İslami itikada zarar veren birtakım hurafelerin Türklere zarar verdiği bile söylenebilir. Statükoculuk, kestirmeci kadercilik, atalet, iradeye olan inancın yitirilmesi Türklerin hurafeleri kabul etmesiyle gerçekleşmiştir. Ama sorun İslam’ın yanlış yorumlanması idi. Zira İslam statükocu değil, devrimcidir. Hz. Muhammet iyi bir örgütçüdür. İslam salt kadercilik yerine tedbiri önemsemektedir. Ulül emre itaat (emir sahiplerine itaat, Örneğin; padişah veya halifenin emirlerine itaat vd.) ise Araplardan Türklere geçmiş bir anlayıştır. Ayrıca “en Nisa 4/59” suresinde Ulül emre itaat ile ilgili kimler kastedildiği hakkında kesin bir görüş birliği yoktur. İslam öncesi Türklerde dayanışmacı bir yaşamı vardı. İdareciler halk ile iç içeydi. Hakan seçimle belirlenirdi. Devletin halk için var olduğu anlayışı hâkimdi. Ancak Ulül emre itaat kavramı yani devlete ve idarecilere kutsiyet atfetmek Arap alimlerinin uydurduğu bir kavramsallaştırmadır. Emevi zihniyetinin bir ürünüdür. Türkler devlete ve idarecilere saygı duyar ancak onlara doğaüstü güç atfetmezdi. Yani devlet ve idareciler kanun çerçevesinde kaldıkları sürece sözleri geçerliydi. Araplar Ulül emre itaatin dinsel olduğunu kanıtlamak için sahte hadisler bile uydurmuşlardır. Bu hurafelere ne yazık ki Türkler, inanmışlardır. Selçuklular ve Osmanlılarda bu zihniyetin kırıntıları vardır. Kültür ile milli karakter arasındaki bağlantıya gelmek gerekirse Milli karakter meselesi tartışmalı bir konudur. Bir milletin içinde iyi insanlar da vardır ve kötü insanlar da. Örneğin; Erol Güngör’ün betimlemesiyle Türk toplumunda Yahudiler korkak, tüccar zihniyetli menfaatçi insanlar olarak bilinmektedir. Oysa Siyonist olmayan Yahudilerin içinden de düzgün karakterli insanların çıktığı görülmüştür. İtalyanlar şımarık, İspanyollar tembel, İngilizler kurnaz gibi genellemeler milli karakteri yansıtmaz. Batılılarda aynı şekilde Türklere yönelik genellemeci pejoratif söylemlerde bulunmaktadır. Onlara göre; Türkler kadınlara düşkün ve savaştan başka bir şey bilmeyen barbar millettir. Gerçekten de Türklerin hepsi böyledir diyebilir miyiz? Tabii ki hayır… Erol Güngör’ün milli karakter konusunda kültürü devreye sokmaktadır. Elbette ki bir ferdin yetiştiği sosyal çevre ve kültür karakterinin şekillenmesinde etkilidir ancak tek başına bu olgular genelleme yapmamız için yeterli değildir.

Sonuç olarak Erol Güngör entelektüel kimliği olan birisi olmasına rağmen birtakım ideolojik monist yaklaşımlar sergileyen bir bilim insanıdır. Özellikle Türk-İslam sentezinin savunuculuğunu yapan biri olarak öne sürdüğü tezlerin kanıtlanmaya muhtaç olduğu söylenebilir. Avrupa kültürü ile Avrupa medeniyeti kavramını bir görmesi de tartışmaya açıktır. Zira “kendi mahallesinden” olan Ziya Gökalp bu konuyu diyalektik biçimde şöyle formülize etmiştir:
“Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Avrupa medeniyetindeyim.” (2)
KAYNAKÇA
1) Recep İhsan Eliaçık, İslâm’ın Yenilikçileri, C:1, İnşa Yayınları, İstanbul, 2012, s. 14-15.
2) Erol Güngör, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, Töre Devlet Yayınevi, Ankara, 1980, s. 10.
28 Şubat’ta ekonomi-politik açıdan Erbakan’ın devrilmesiTarih
Nihal Atsız Atatürk’ü neden sevmezdi?Özgürlük Meydanı
Kaypakkaya’nın teorileri ve Kemalizm eleştirisiÖzgürlük Meydanı