Evet, hedefleri Türkiye ama yerle bir olacaklar!
Türkiye deyince, elbette öncelikle Kıbrıs’ı düşünüyoruz. Çünkü emperyalistler için Kıbrıs, Türkiye’nin yumuşak karnı. Kıbrıs’ta son günlerde yaşanan gelişmelere bakınca, bu tehdidi sadece sözde değil, pratikte de görüyoruz.
ABD-İsrail, İran saldırısında yenildi. ABD Başkanı Trump mümkün olduğu kadar oyalamaya çalışıyor. Ancak İsrail saldırganlığı durmaz. Derhal Lübnan’a saldırıya girişti. Trump da dahil, bölge ülkelerinden ve tüm dünyadan tepkiler arttı. Lübnan’da da geçici ateşkesi kabul etmek zorunda kaldı. Netanyahu şimdi bu tabloda hesap kitap yapıyor; tüm emperyalist dünyada Türkiye, Lübnan’dan daha öncelikli hedef. Aydınlık ve Ulusal Kanal’ın da haberlerinde belirttiği gibi, Çinli jeopolitika uzmanı Xueqin’ın “İsrail’in şimdiki hedefi Türkiye” sözleri çok önemli.
Türkiye deyince, elbette öncelikle Kıbrıs’ı düşünüyoruz. Çünkü emperyalistler için Kıbrıs, Türkiye’nin yumuşak karnı. Kıbrıs’ta son günlerde yaşanan gelişmelere bakınca, bu tehdidi sadece sözde değil, pratikte de görüyoruz.
Emperyalizmin bu stratejik hedefi doğrultusunda, son aylarda ABD-İsrail-Yunanistan-GKRY ittifakının Akdeniz’de ve Kıbrıs açıklarında tatbikatlarına, Güney Kıbrıs’ta üsler kurmalarına vb. tanık olduk.
AP’NİN TEPKİ ÇEKEN RAPORU
Şimdi bu saldırganlığın tırmandığını görüyoruz. Rumların dini günü Paskalya’da Rum çocuklarını “Kahraman EOKA” diye bağırtmaları, Türk ve KKTC bayraklarını yakmaları, KKTC’nin tarım arazisi olan Ceyhan Düzü bölgesinde GKRY’den yasa dışı geçişler vb… EOKA’nın Kıbrıs Türklerine düşman ve katil bir örgüt olduğunu da hatırlatalım. Bunlara ilaveten, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu’nun, Antalya Diplomasi Forumu’nu fırsat bilerek yaptığı açıklamayı da vurgulamalıyız. Komisyonun hazırladığı rapor, “Türkiye ve Türk Ordusu’nun Kıbrıs Türk halkına müdahale ettiğini” savunduktan sonra, Türkiye’ye “Kıbrıs’tan askerlerini çekmesi” çağrısı yapıyor. Tabii, bu rapor KKTC’de, başta Başbakan Ünal Üstel olmak üzere büyük tepki çekti.
Özetle; Kıbrıs, yani KKTC, bugün emperyalist sistemin İsrail’le hedef aldığı öncelikli ama son hedefi olarak görünüyor. Tabii, masa başında plan yapmak başka, bunu uygulayıp uygulayamamak başka. Ben şahsen ABD -İsrail-Yunanistan-GKRY şer ittifakının buna cesaret edeceğini sanmıyorum. Böyle bir saldırıda bulunacaklarsa da kesinlikle yenileceklerine inanıyorum. Yukarıda da vurguladığım emperyalizmin sonu Hürmüz’de açığa çıkmıştır ve burada gerçekleşecektir.
TRÇİ İTTİFAKI KAÇINILMAZ
ABD-İsrail saldırganlığının bölgemizde ortaya çıkardığı en önemli gerçek, TRÇİ ittifakıdır. Bu ittifakın zorunluluğuna yıllardır vurgu yapıyoruz. Ancak yaşadığımız tabloda artık kaçınılmaz bir zorunluluktur. Geçtiğimiz günlerde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamaları bu zorunluluğu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Ne diyordu Tom Barack; “Bu bölge sadece güce saygı duyar... Türkiye ile İsrail arasında gerilim sadece söylemden ibarettir.” Yani bölgemizdeki milli kurtuluş savaşlarının hepsinin üzerini çizerek, güçlü emperyalist ülkeye sadakat ve Türkiye’nin İsrail karşıtlığına son vermesi mesajı.
Ama yukarıda açıkladığım Kıbrıs’taki gelişmeler, Suriye ve Irak’ta ABD-İsrail saldırganlığına karşı atılan son adımlar, Tom Barack’ın bu açıklamalarını doğrudan çöpe atmaktadır. Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın İsrail’e karşı net tavrı, yıllardır Suriye’nin İran karşıtlığını bir kenara bırakarak, “İran’ın istikrarı, Suriye’nin istikrarıdır” çıkışı ama en önemlisi; “Türkiye ve Suriye bölge ülkelerinin birliği için stratejik önemde ülkelerdir” sözleri, bunların yanı sıra, Irak’ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan KYB adayı Nizar Amedi’nin “Bölgemizdeki savaşın son bulmasını kararlılıkla destekliyoruz” açıklaması ve Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un bölge ülkelerinin işbirliğini vurgulayan son açıklaması, bunların hepsi bölgemizde TRÇİ ittifakını genişleten ve altını dolduran çıkışlar olmuştur. Bu noktada sayın Şara’nın, Türkiye-Suriye ittifakının stratejik önemine vurgu yapmasının altını çiziyor ve bu konuda ülkemize düşen görevleri hatırlatıyoruz. Suriye ve Irak’la güçlendirilen TRÇİ ittifakı, Türkiye’yi hedef alan Kıbrıs merkezli emperyalist saldırının da önünü kesecek en önemli olgudur.
TORYUM MADENİ ZENGİNLİĞİ
Son vurgulayacağım konu, ABD-İsrail saldırısıyla ortaya çıkan enerji kriziyle ilgili. Bu krize dünya çapında çare aranırken, güzel yurdumuzun bu konudaki bir gerçeğini vurgulamak istiyorum.
Enerji Bakanı’mız Diyarbakır ve çevresinde başarıyla ulaştığımız petrol yataklarını müjdeliyor. Gerek Bakanımız, gerekse de sayın Cumhurbaşkanı’mız, sürekli yapılan sondaj çalışmalarını açıklayarak, Türkiye’nin bu gelişmelerin sonunda petrol ve doğalgazda dışa bağımlılıktan kurtulacağına vurgu yapıyorlar.
Evet enerji ihtiyacımıza çözüm ararken petrol ve doğalgaz önemli. Ama Cumhurbaşkanı’mızdan başlayarak, tüm devlet yetkililerine, hatta üniversitelerin bilimsel araştırma merkezlerine kadar, hepiniz, “Bir kurtarıcının üzerinde oturduğunuzdan habersizsiniz.”
Neyi kastediyorum? Prof. Dr. Engin Arık ve efsane çalışması. Boğaziçi Üniversitesi’nde Profesör olan Engin Arık, Türk Hızlandırıcı Merkezi projesiyle, toryum elementinin enerjiye dönüştürülmesi için yoğun çalışmalar yapıyordu. Engin Arık, toryumun nükleer enerji üretiminde kullanılmasının hem çevre dostu, hem de Türkiye’miz için ekonomik bir çözüm olacağını savunuyordu. Çünkü Türkiye’miz zengin toryum yataklarına sahip, dünya sıralamasında ikinci ülkedir.
Arık çalışmasını özetle şu cümlelerle açıklıyordu; “Toryumun 21. Yüzyılın en stratejik maddesi olması büyük bir olasılık. Eğer 2005 yılına kadar yapılması planlanan yeni tip nükleer enerji santralleri gerçekleşirse, toryum bir numaralı element olacak. Çünkü yeni tip reaktörlerde yakıt olarak kullanılacak. Eğer biz toryum ile elektrik enerjisi üretebilmek olanağına kavuşursak, bu trilyonlarca varil petrole eşdeğerde bir enerji kaynağı olacak.”
Arık’ın bu çalışmasının CERN’in (Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi) faaliyet alanına alındığını da hatırlatalım.
Evet, O bu çalışmasını bütün Türkiye’ye, tabii öncelikle devletimize, “Kurtarıcının üzerinde oturuyorsunuz, ama haberiniz yok” sözleriyle duyurmuştu. Engin Arık ve aynı alanda çalışan 6 arkadaşı 30 Kasım 2007’de Isparta Üniversitesi’ndeki bir çalıştaya giderken, uçağın düşmesi sonucu hayatlarını kaybettiler.
Olay uçak kazası olarak açıklansa da yaygın bir akademisyen kamuoyu tarafından Arık’ın toryum çalışmaları nedeniyle gerçekleştirilen bir suikasta işaret edildi. Eşi Prof. Dr. Metin Arık da “Engin toryumdan nükleer enerji üretimine kafayı takmıştı. ABD ve İsrail gibi ülkeler, Türkiye’nin bu alanda güçlenmesini istemedi.” sözleriyle bu olasılığa vurgu yaptı. Olayın aydınlatılması noktasında bugüne kadar bir sonuca varılamadı.
Değerli hocamız ve bilim insanımız Engin Arık’ı yitirdikten sonra, 20 yıldır bu alanda ne Enerji Bakanlığı’nda ve devlet kurumlarında ne de üniversitelerde bir faaliyet, bir ilerleme göremiyoruz. Aslında Türkiye’miz tarihi ve bilimsel birikimi ve tecrübesiyle enerjide çözümü buldu. Ama Türkiye’de de etkili olan Mafya - Gladyo sisteminin temelini oluşturan uluslararası enerji ve silah şirketlerinin hakimiyetlerini yıkmadan bu çözüme ilerleyemiyoruz.