08 Ekim 2026 Perşembe
İstanbul 22°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Evliya Çelebi ilk yolculuğunu 385 yıl önce yaptı: Kültür tarihinin en özgün ismi

1640 yılında duyduğu hikâyelerden ilham alan Evliya Çelebi, ilk yolculuğunu Bursa’ya yaptı. O tarihten itibaren ise ömrü boyunca Osmanlı topraklarını gezdi. Gidip gördüğü her yeri Seyahatnamesi’ne yazdı

Evliya Çelebi ilk yolculuğunu 385 yıl önce yaptı: Kültür tarihinin en özgün ismi

Evliya Çelebi doğduğu 1611 yılından 29 sene sonra ilk seyahatini Bursa’ya yaptı. Seyahatname eseriyle bildiğimiz Çelebi, vefat ettiği 1684 yılına kadar elli yıl boyunca Balkanlar, Anadolu, Batı Asya, Orta Doğu ve Mısır’ı gezdi. Gördüklerini 10 ciltlik eserinde yazdı. Kültür tarihimizde özgün bir yeri olan Evliya Çelebi’yle ilgili bilgilere ancak Seyahatname adlı eserinden ulaşabiliyoruz.

ÇOK YÖNLÜ, HAYALCİ, ENTELEKTÜEL BİR KİŞİLİĞE SAHİPTİ

25 Mart 1611’de İstanbul’da Unkapanı’nda dünyaya geldi. Babası, Sarây-ı Âmire kuyumcubaşısı Derviş Mehmed Zıllî Efendi’dir. Maceralı hayatını, biraz da abartarak anlatan Çelebi, dünyaya geldiğinde evlerinde yetmiş kadar ulemâ ve meşâyih bulunduğunu ve onların manevi desteği sayesinde sıkıntılardan kurtulduğunu söyler.

Çelebi, Şeyhülislâm Hâmid Efendi Medresesi’nde yedi yıl ders alır. Hocası Evliya Mehmed Efendi’den de hıfza çalışır. Babasından hattatlık öğrenir. Eğitimini Enderun’da sürdüren Çelebi, müzik eğitimi de alır. Enderun döneminde padişah IV. Murad’ın huzuruna da çıkarılan Çelebi, dört yıl kaldığı Enderun’dan 40 akçe maaşla sipahi zümresine dahil olmak üzere çırağ edilir.

Çok yönlülüğü, öğrenme merakının hiç bitmemesi, geniş hayal gücü ve duyduğu seyahat hikâyeleri ona ilham verir. Çelebi’nin vefat yeri ve tarihi hakkında kesin bilgi yoktur. Yapılan tahminlere göre büyük seyyah 1684 yılında dünyaya gözlerini yummuştur.

ÇELEBİ’NİN İLK YOLCULUĞU BURSA’YA

İslam Ansiklopedisi’ne göre Çelebi, seyyah olmasının sebebini şöyle anlatmaktadır:

“İstanbul’da Yemiş İskelesi civarındaki Ahî Çelebi Camii’nde Hz. Peygamber’i kalabalık bir cemaatle birlikte görür, heyecana kapılıp Resûl-i Ekrem’in elini öperken, ‘Şefaat yâ Resûlellah’ diyecek yerde ‘Seyahat yâ Resûlellah’ der. Hz. Peygamber tebessüm ederek şefaati, seyahati ve ziyareti ona müjdeler.”

Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde 1640 yılındaki Bursa yolculuğuna çıkışını da anlatır. Çelebi’nin aktardığına göre ilk yolculuğu rüyayı gördükten sonraki gün olmuştur:

“Ertesi günü sabahleyin Gedikpaşa semtinde bulunan eski bir can dostumuz; Okçuzâde Ahmed Çelebi evine varıp gördüm ki büyük bir hazırlık yaparak Bursa şehrini gezmek ve ziyaretlerde bulunmak üzere hazırlanmışlar. O vefakâr, dert ortağı can dostum; ‘Ey can dostum kardeşim Evliyâm! Gel senin ile 'Önce yoldaş, sonra yol' sözüne uygun olarak arkadaş olup beş-on gün içinde eski taht merkezi, büyük bir şehir olan Bursa şehrini seyredip gezip dolaşıp kalbin aynasını gam pasından arındırıp hüzünlü gönlümüzü şenlendirelim. Gamlı gönlümüzü gamdan kurtaralım.

Binlerce ibret verici eserleri, yüzlerce bilgin canları, geçmiş Osmanlı sultanlarının türbelerini ve diğer nurlu mezarları ziyaret edelim. Özellikle Emir Sultan hazretlerinin mübârek kabrine yüz sürüp kalbimiz nurla dolsun, cihan cihan can sohbetleri edelim.’ deyince hemen içime bir ateş düşüp o vefalı dostun teklifiyle içime Bursa diyarına gitme arzuları gelip sanki Hak tarafından Rabbânî bir ilham olup Bismillah deyip toplantıda hazır olanların hepsi, ahbaplar ve dostlar; ‘Kutlu olsun, esenlikle ve gönül rahatlığıyla dönmek nasip olsun.’ dediler, hayır dua ile bir Fatiha okundu.”

‘İNSANLARI HOŞ EKİN YERLERİ BOL’

Çelebi’nin Bursa’da ilk vardığı yer Mudanya’dır. Seyahatname’de Mudanya’yı, “Şehrin bütün evleri baştan başa kiremit örtülüdür. Üç cami var, yedi mescitleri, üç hanı, bir hamamı, iki sıbyan mektebi ve iki yüz adet dükkânları var. Ama medrese, dârülkurrâ ve dârülhadisleri yoktur. Zira halkının çoğunluğu Rumlardır.” diye anlatır.

Mudanya’nın inciri, üzümü, üzüm şırası ve sirkesinin meşhur olduğunu aktarır.

Çelebi, Nilüfer Nehri içinse, “Öyle bir akarsudur ki bahar mevsiminde asla geçit vermez.” betimlemesini yapar. İyi bir hikâye anlatıcısı olan Çelebi, Bursa’nın kuruluşunu Hz. Süleyman’a kadar götürür ve mucizelere yer verir.

Çelebi, bu ziyaretinde Bursa’nın fethini, kalelerini de anlattıktan sonra, “Böyle bir geniş toprakları olan bolluk, ucuzluk, arazisi güzel, insanları hoş ve sevimli, ekin yerleri bol, bereketli, nimetleri sayısız ve tatlı suları çağıldayan, evden eve suları akan süslü bir şehirdir. Anadolu toprağında yedi beldeden biri de bu Bursa şehridir.” der.

‘ULU CAMİ BURSA’NIN AYASOFYA’SI’

Çelebi Ulu Cami’yi Bursa’nın Ayasofya’sı olarak nitelendirir:

“Bu caminin sağında ve sol tarafında tuğladan yapılmış iki kalın yüksek minareleri var ki göklere baş kaldırmıştır. Mahkeme tarafındaki minarenin kadehinde üstad mimar bir şadırvan kadehi yapıp tatlı suyunu tâ Keşiş Dağı’ndan uçurmuş, gerçekten büyük bir ustalık göstermiştir. Sözün kısası bu şehir içinde böyle ruhaniyetli cami yoktur. Bursa şehrinin sanki Ayasofyası'dır. Ve şehrin seçkin yerinde olduğundan bol cemaate sahiptir ki mamur arazi üzerinde bu caminin benzeri yoktur. İnsanoğlu bu camii tam olarak anlatmak ve tarif etmekte aciz kalır.”

‘BU ÇÖMÇEYİ İÇEN ÂDEMDİR’

Çelebi’nin ziyareti esnasında denk geldiği bir yazı ise oldukça dikkat çekicidir:

“Kurşunlu Han, Yoğurt Hanı, Kütahya Hanı ve Yağ Kapanı Hanı, büyük handır. Bir adam bahis ile bir fıçı boza içmiş, fıçısı hanın kapısı üzerinde asılı durur. Bir adam da bir çömçe (kepçe) boza içmiş, o büyük fıçının yanına asmış. Bir tabaka kâğıt üzerine sülüs hat ile ‘Bu fıçıyla bozayı içen sığırdır. Bu çömçeyi içen âdemdir.’ diye yazmış, hâlâ seyirliktir.”

Kültür tarihimizin en özgün Çelebi’si Evliya Çelebi, 10 ciltlik Seyahatname’siyle gününümüzde ilham olmaya devam ediyor.

Bursa Kültür Sanat Evliya Çelebi