Guterres’ten Türkiye’ye ültimatom: ‘İki devlete hayır!’
Yıllar sonra Kıbrıs’a gelerek Türk ve Rum taraflarla görüşen BM Genel Sekreteri Guterres’in iki devletli çözümü reddettiği, masaya bir kez daha federasyonu getirdiği bildirildi
Başlık bize değil Yunan Pentapostagma gazetesine ait. Gazetenin haberinde Kıbrıs’ta geçen hafta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in katılımıyla yapılan ikili ve üçlü görüşmelerin arka planı ele alınıyor. Guterres’in iki devletli çözümü reddettiği, Türk askerinin Ada’dan çekilmesini ve garantörlük sisteminin kaldırılmasını talep ettiğini iddia ediliyor. Haberde şu ifadeler dikkat çekiyor:
‘TÜRKİYE’YE KIRMIZI ÇİZGİ’
“Doğu Akdeniz’in jeostratejik satrancı kritik bir dönemece girerken Birleşmiş Milletler, Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin girişimlerine karşı açık bir ‘kırmızıçizgi’ çekiyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Lefkoşa’daki temaslarının perde arkası, Ankara’nın Kıbrıs’ın bölünmesine ilişkin söylemini daha doğmadan geçersiz kılan, yedi parametreden oluşan katı ve müzakereye kapalı bir çerçeveyi ortaya koyuyor.
“Guterres, Türk diplomatik söyleminde güçlü sarsıntılar yaratan bir hamleyle, görüştüğü taraflara kabul edilebilir tek müzakere zeminini yalnızca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ile Avrupa Birliği müktesebatının oluşturduğunu açıkça ifade etti. Esasen BM, Türkiye’nin aşırı taleplerine kapıyı tamamen kapatarak, garantörlük rejiminin kesin olarak sona erdirilmesini ve Kıbrıs Adası’ndan yabancı askerlerin tamamen çekilmesini vazgeçilmez şartlar olarak ortaya koyuyor.”
BM’NİN YEDİ PARAMETRESİ
Haberde, Guterres’in görüşmeler sırasında iki devletli çözüm önerisine “şamar attığı”, Türkiye’nin planlarının üzerine “mezar taşı diktiği” ileri sürülürken çözüm için yedi parametre sunduğu bildiriliyor. O parametreler ise şöyle sıralanıyor:
-“Egemen eşitlik” anlayışının ve “iki devletli çözüm”ün açık biçimde reddedilmesi.
-İşleyebilir tek bir federal devletin kurulmasının zorunlu tutulması.
-Uluslararası hukuk ile BM Güvenlik Konseyi kararlarına tam uyum sağlanması.
-‘Üç Teklik’ ilkesinin güvence altına alınması: Tek egemenlik, tek uluslararası kişilik ve tek vatandaşlık.
-Avrupa Birliği müktesebatının Kıbrıs topraklarının tamamında eksiksiz uygulanması.
-Modası geçmiş garantörlük sisteminin kesin olarak sona erdirilmesi.
-Ada’daki yabancı askerlerin (Türk Ordusu’nun) tamamen çekilmesi.
‘TÜRK TARAFI TAVRINI SERTLEŞTİRDİ’
Yunan basını, görüşmenin bu anından sonra Türk tarafının tavrını sertleştirdiğini bildiriyor. Haber şöyle devam ediyor:
“Bu diplomatik gelişme, Kıbrıs Türk liderliğinin anında ve sert tepkisini tetikledi. Tufan Erhürman, görüşmeler sırasında son derece olumsuz bir tutum sergileyerek ortamı dinamitlemeye çalıştı. Bunun en belirgin örneği, geçiş kapıları konusundaki tavrında görüldü; burada açık bir şantaj girişiminde bulundu. Birleşmiş Milletler’in, Lefkoşa’nın Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis aracılığıyla zaten kabul etmiş olduğu Athienou-Pyroi yolunun açılmasına ilişkin uzlaşma önerisine karşılık, Kıbrıs Türk tarafı ön koşul olarak Arsou-Pyla yolunun açılmasını ileri sürdü ve böylece yapay engeller çıkardı.
Aynı zamanda Ankara, uluslararası konferansın toplanmasının önce Güven Artırıcı Önlemler’in uygulanmasına bağlanmasını talep ederek gelişmeleri engellemeye çalıştı. Guterres ise Türk tarafının bu taktik manevralarını kesin bir dille reddederek konferansa ilişkin açıklamaların içeriğini ve zamanlamasını bizzat kendisinin belirleyeceğini sert biçimde bildirdi.”
‘ANKARA’NIN PLANLARINA AB KISKACI’
Türkiye’nin sert tavrına karşı Avrupa Birliği’nin baskıyı giderek artıracağı kaydedilen haber, şu ifadelerle sona erdi: “Avrupa Birliği’nin artık sürece aktif biçimde dâhil olmasıyla birlikte, Türkiye’nin uzlaşmaz tutumu üzerindeki baskı daha da artıyor. Birleşmiş Milletler’in hazırlamakta olduğu, uzlaşı ve görüş ayrılıklarını kayıt altına alan resmî belge Brüksel tarafından ayrıntılı biçimde incelenecek. AB’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Raffaele Fitto, derhal özel bir inceleme grubu oluşturacak. Amaç, önerilen her unsurun Avrupa Birliği müktesebatıyla tam uyumlu olmasını sağlayarak Türkiye’nin olası ‘farklı yorumlarının’ önünü kesmek. Önümüzdeki dönem tarihî önem taşıyor. Çünkü Birleşmiş Milletler’in, Atina ile Lefkoşa’nın talep ettiği gibi Crans-Montana yakınlaşmalarını yeniden müzakere masasına getirip getirmeyeceği ya da Türkiye’nin revizyonist olarak nitelendirilen tezlerinin arkasında durarak yalnızlığını sürdürüp sürdürmeyeceği görülecek.”