Hekimini değersizleştiren toplum kaybeder
Bir toplum hekimini aşağılamaya, dövmeye ve değersizleştirmeye başladığında aslında yalnız hekimini değil kendi vicdanını, merhametini ve geleceğini de kaybetmeye başlar. Bir gün yolu hastaneye düşen insan, karşısında öfkesini kusacağı bir hedef değil bilgisine güveneceği bir hekim arar.
Bir toplumun gerçek karakteri, en güçlü insanına değil en çok ihtiyaç duyduğu insanlara nasıl davrandığıyla ortaya çıkar. Bugün Türkiye’de hekimler etrafında oluşan tartışmalar da aslında yalnız sağlık sistemini değil toplumun emeğe, başarıya, öfkeye, adalete ve vicdana bakışını gösteriyor.
Kendi hastalığını, günlerdir canını yakan ağrısını bile unutup yoğun bir şekilde kesintisiz ameliyat yapan, sabaha kadar nöbet tutan, yemek yemeye, su içmeye, hatta çoğu zaman tuvalete gitmeye vakit bulamayan insanların maaşı neden bu kadar konuşulur? Neden yıllarca ağır eğitim süreçlerinden geçmiş, büyük hukuki ve vicdani sorumluluk taşıyan bir meslek grubu sürekli sorgulanır?
Bu soruyu sorarken önemli bir ayrımı da yapmak gerekir. Etik dışı çalışanları, kayıt dışı kazanç sağlayanları, hastayı maddi çıkar için kullananları savunmak mümkün değildir. Her meslekte olduğu gibi sağlık alanında da yanlış yapan insanlar olabilir. Ancak birkaç kötü örnek üzerinden bütün hekimleri zan altında bırakmak büyük bir haksızlıktır.
ÖFKE NEDEN HEKİME YÖNELİYOR?
Çünkü gerçek rakamlar ortadadır. Bazı sermaye çevrelerinin, büyük müteahhitlerin, çok aylıklı bürokratların ve kimi sektörlerdeki bazı meslek gruplarının gelirleri çoğu zaman hekim aylıklarının çok üzerindedir. Buna rağmen toplumsal öfke çoğu zaman hekime yönelmektedir.
Bunun temel nedeni hekimin toplum için ‘ulaşılabilir hedef’ olmasıdır. Vatandaş holding patronuyla, büyük sermaye sahibiyle veya siyasetçiyle her gün karşılaşmaz. Ama hayatının en kırılgan anında hekimle karşı karşıya gelir. Yoğun bakım kapısında, acil serviste, ameliyathane önünde sistemin bütün eksiklerini temsil eden kişi çoğu zaman hekimdir. Böylece sağlık sistemine, ekonomiye ve hayata duyulan birikmiş öfke en kolay ulaşılabilen kişiye yönelir.
Aslında burada yalnız sağlık sistemi değil, toplumsal ruh hali de devrededir. İnsanlar çoğu zaman ulaşamadıkları güç odaklarına sessiz kalır, ulaşabildiklerine ise daha rahat tepki gösterir. Hekim halkın içinden çıkmış biridir. Aynı mahallede büyümüş, devlet okulunda okumuş, yıllarca sınavlarla mücadele etmiş ‘komşunun çocuğudur.’ Belki de tam bu yüzden toplum onun emeğini daha kolay sorgular. Çünkü bu başarı ulaşılabilir görünür ve bastırılmış kıyaslama duygularını ortaya çıkarabilir.
SAĞLIK SİSTEMİNİN EN YORGUN ÇALIŞANI
Oysa insanların çoğu hekimliğin yalnız görünen kısmını bilir. Bir hastanın muayenesi birkaç dakika sürer ama o birkaç dakikanın arkasında yıllarca süren eğitim, ağır sınavlar, uzmanlık süreci, uykusuz nöbetler ve büyük psikolojik baskılar vardır. Birçok hekim gençliğini hastane koridorlarında geçirir. Bayramda evine gidemeyen, çocuğunun doğum gününe yetişemeyen, gece yarısı ölüm haberi verdikten birkaç dakika sonra başka bir hastayı kurtarmaya çalışan insanlar bunlar.
Hekim sağlık sisteminin sahibi değildir. Çoğu zaman o sistemin en yorgun çalışanıdır.
‘GELİŞMİŞLİK GÖSTERGESİ’YMİŞ!
Buna rağmen toplum giderek hekimleri yalnız ekonomik açıdan değil, psikolojik ve fiziksel olarak da hedef haline getirdi. Son yıllarda sağlık çalışanlarına yönelik şiddet sıradanlaşmaya başladı. Acil servislerde darp edilen, poliklinikte tehdit edilen, görev başında öldürülen hekim haberleri artık toplumun alıştığı gündem maddelerine dönüştü.
Daha da ürkütücü olan ise bazı insanların şiddeti neredeyse bir ‘ilerleme’ gibi sunabilmesidir. Geçen günlerde bir videoda bir şahıs, Türkiye’nin değiştiğini anlatırken eskiden hekimlerin insanları azarladığını, bugün ise insanların hekim beğenmediğini, hatta hekim dövebildiğini söylüyordu. İnsan bunu duyunca durup düşünmeden edemiyor: Bir toplum hekimine saldırmayı nasıl bir gelişmişlik göstergesi gibi anlatabilir?
Evet, geçmişte sağlık sisteminde iletişim sorunları yaşandı. Hastasını yeterince dinlemeyen, sert davranan hekim örnekleri de oluyor. Ancak bugün şiddeti ‘özgüven’ ya da ‘hak arama’ gibi sunmak, toplumsal aklın ve vicdanın ciddi biçimde aşındığını gösteriyor. Çünkü bir ülkenin gelişmişliği dövüşebilme cesaretiyle değil birbirine duyduğu saygıyla ölçülür.
HEKİME ŞİDDETİN KARŞILIĞI YOK!
İşin daha acı tarafı ise toplumun giderek ulaşabildiği kişilere öfke yöneltmeyi alışkanlık haline getirmesidir. Büyük sermayeye, siyasete veya bürokrasiye hak yemenin ana kaynağına gösterilemeyen tepki, poliklinikteki hekime yöneltilmektedir. Çünkü hekim ulaşılabilir olandır. Çünkü ona bağırmanın, onu aşağılamanın, hatta hedef göstermenin karşılığı yoktur.
Oysa unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır: Bir toplum hekimini aşağılamaya, dövmeye ve değersizleştirmeye başladığında aslında yalnız hekimini değil kendi vicdanını, merhametini ve geleceğini de kaybetmeye başlar. Çünkü bir gün herkesin yolu hastane koridorlarına düşer. O gün geldiğinde insan, karşısında öfkesini kusacağı bir hedef değil bilgisine güveneceği, vicdanına sığınacağı bir hekim arar.